TÜRKİYE GÜNLÜK KORONAVİRÜS TABLOSU Toplam İstatistikler
  • BUGÜNKÜ TEST SAYISI 438.252
  • BUGÜNKÜ HASTA SAYISI 93.586
  • BUGÜNKÜ VEFAT SAYISI 210
  • BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 85.503
YAZARLAR

Aynadaki kadın!

Adı gibi süzülüyordu gözyaşları yanaklarından patlamış dudaklarına doğru… Aynaya baktı.. dayaktan kapanan gözleriyle belli belirsiz görebildi suretini! “Bu ben miyim” dedi. Korkuyla uykuya dalan çocuklarını izledi sonra. Kapının kilidini açtı,..

Aynadaki kadın!

Adı gibi süzülüyordu gözyaşları yanaklarından patlamış dudaklarına doğru…
Aynaya baktı.. dayaktan kapanan gözleriyle belli belirsiz görebildi suretini!
“Bu ben miyim” dedi.
Korkuyla uykuya dalan çocuklarını izledi sonra.
Kapının kilidini açtı, tüm çareler tükenmişti artık.
Ya ölecek ya da öldürecekti…
6 sene önce…
Toprağı yeşertecek can suyu da bir damla, acı çeken ruhun zehrini attığı gözyaşı da bir damla.
Bu coğrafyada ne olacağına karar vermesi elinden alınan binlerce kadından biri o.
Adı Damla.
Nevşehirli bir ailenin, 13 yaşında evlenmesine karar verdiği çocuklarından biri. İlkokul zorunlu diye parmağında nişan yüzüğüyle zoraki okutulup, 5. sınıfın bitmesini bile beklemeden 17 yaşındaki Fikret ile dünya evine (!) sokulan binlerce çocuktan biri.
Evcilikten öte hiçbir şey bilmeyen Damla, düğünden bir hafta sonra yüzüne çarpan bir tokatla gerçeklerle yüzleşti. Nedeni yoktu, sormadı da zaten.. daha doğrusu soramadı.
Birlikte yaşadığı kocasının ailesi de kendi ailesi de “Kocandır döver” dediği için sustu.
Dayakların sayısı ve şiddeti sistematik şekilde artarken üç sene arayla iki kız çocuğu dünyaya getirdi Damla.
Hayat zor.. daha iyi bir yaşam için yine kocasının ailesiyle birlikte Gebze’ye göç ettiler. Fikret çalışmıyor, herkesle kavga ediyor, borç yapıyor, alacaklıları kapıya geliyor, alkol alıyor sonra da Damla’yı dövüyordu. Bazen demir çubukla, bazen kürekle, bazen tekmeyle yumrukla..
Keser sapıyla öldüresiye dayak yediği bir gün dayanamadı Damla, Fikret’i polise şikayet edip kaçıp gitti ailesinin yanına.
“Kal ama çocuklarını bırak” dedi ailesi.
“Ölürüm de bırakmam” dedi.
Zaten eceli de serbest bırakılmış, Damla’ya musallat olmuştu çoktan.
“Seni babanın evinde vurur, sakat bırakır, çocukların da yüzünü göstermem. Bana bir şey olmaz” dedi.
Haklıydı, ona ne olurdu ki? Dünya kadar hakaret, tehdit ve öldüresiye dayaktan sonra elini kolunu sallayarak çıkmıştı karşısına.
Mecbur döndü yine Gebze’ye. “Çocuklarım için katlanmak zorundayım” diyerek…
Sonunda ailesi bile tahammül edemedi oğullarına. Onları kapıya atıp tekrar döndüler Nevşehir’e. Fikret’ten ne kadar uzak o kadar iyi diyerek…
Kapıya konulan Fikret ile beraber Damla ve çocuklar da 30 km uzağa; Körfez’e taşındı. Yeni bir yer, yeni bir ev çoğu insan için yeni bir hayat olsa da cehennemin kapıları açılmıştı Damla’ya..
Pazarda sarımsak satan kocası, o gün para kazanmazsa Damla’yı dövüyor, para kazanırsa rakı masasını neden hazır etmedin diye dövüyor, masayı hazır etse eve getirdiği erkek arkadaşlarına neden iyi hizmet etmedin diye yine dövüyordu..
Karşı gelip dirense daha fazla dayak yediği için çaresiz bir kabullenmeyle Fikret’in yorulmasını bekliyor, Fikret yorgun düşüp yatağa yığılınca vücudundaki, kanları temizlemek için banyoya gidiyordu Damla.
Bazı geceler eve getirdiği erkekler de Fikret gibi yığılıp kalınca kendisini kızlarının odasına kilitliyor, ya uyanır da kızlarıma zarar verirler diye sabaha kadar uyumuyordu.
Nedeni yoktu işte dayakların, hayattaki tüm değersizliğinin ve örselenmişliğinin hırsını Damla’dan alıyordu. Tabi çocuklar da dayaktan nasibini (!) alıyordu çoğu kez.
Özellikle “Ne olur annemizi dövme” dediklerinde ya da Damla dayak yerken..
araya girdiklerinde saçlarından tutup bir tokatla odaya savuruyor, odadan çıkacak olurlarsa yine dövüyordu.
Değil komşuya gitmesi, camdan bakması bile yasak olan Damla’nın dramını herkes biliyordu, evlerinden gelen acı çığlıklardan..
Fikret eve bir kuru ekmek bile getirmediği için Damla bira şişelerini depozito sayan bakkaldan ekmek alıyor, konu komşu yiyecek, yakacak hatta banyo yapmaları için sıcak su bile getiriyordu.
Öyle bir yoksunluk içindeydi Damla..
Dayaktan çok sistematik bir işkenceye dönmüştü artık yaşadıkları. Ağıza alınmayacak küfürler, hakaretler, hatta Fikret’in telefonda konuştuğu kadınlar ve ihanetleri…
Aynaya süslenmek için değil, yüzündeki kanları temizlemek için bakan Damla, bir insan, bir vatandaş, bir kadın olduğunu bile unutmuş, elinde yalnızca anneliği kalmıştı, kimsenin almasına izin vermediği..
Lakin kocasının şiddeti, öldürme eylemine dönüşmeye başlamış, hatta sık sık “Seni öldüreceğim” diyerek kesici-delici aletlerle saldırmaya başlamıştı.
Biliyordu, Fikret onu bir gün öldürecek, çocukları ortada kalacaktı!
22 Ağustos 2015
Bir gün önce Damla’nın ailesini arayıp “yarın kızınızı öldüreceğim” diyen Fikret, akşam eve gelince “Beni neden kapıda karşılamadınız?” diyerek önce kızları darp edip, dışarıda beklemelerini söyledi.
11 yaşındaki Ş.’de 8 yaşındaki T’de bunun ne demek olduğunu biliyordu. “Baba annemi dövme” diyemeden kapıda buldular kendilerini. Anneleri içeride dayaktan, dışarıda kızlar bir şey yapamamaktan ağlıyordu.
Bir saat sonra kapı açıldı, babaları “oyun oynadığınız ip nerede?” dedi. O yaşta ikisi de babalarının annesini iple boğacağını anladı. “Biz onu kaybettik baba” dedi.
Fikret sinirlendi, “Ben de silah bulup öldürürüm annenizi” diye çıktı evden.
Korkudan titreyen o iki küçük kız, annelerine sarılıp ağladı, sonra çocuk aklıyla tezgahta duran bıçağı alıp sakladılar ki babaları annelerini öldürmesin…
Çünkü biliyorlardı, babaları döndüğünde annelerini mutlaka öldürecekti.
Ayakkabı topuğu ve yumruklarla bir saat aralıksız dayak yiyen Damla, çocuklarına sarılıp celladını beklemeye başladı. Polise gitse bir gün sonra serbest kalacaktı, ailesi onu istemiyordu ki isteseler de Fikret onu yine öldürmeye gelecekti..
Ürettiği her çözüm yolunun sonunda Damla ölüyor, çocuklar ortada kalıyordu..
Vücudundaki morluklar değil çaresizlik acıtıyordu canını;
“Benden sonra çocuklarım ortada kalacak…” diye ağlıyordu!
Bir saat sonra eve döndü Fikret. “Neden yemek hazırlamadın?” diye tekrar vurmaya başladı. Komşuların getirdiği iki dilim karpuz ve peyniri tepsiye koyduğu sırada “Seni keseceğim” diye mutfağa dalan Fikret bıçağın olduğu çekmeceye uzandı.
Bıçağı almasına engel olunca iyice sinirlendi Fikret. “o..çocuğu seni öldüreceğim” diyerek piknik tüpünü kavradı. Damla tüple kendisini öldüreceğini anlayınca bir hamleyle tüpü elinden çekti. Fikret, elinde kalan tüpün demir başlığını fırlattı bu kez Damla’ya…
Çocuklar odalarından çıkıp “Annemi öldürme ne olur” diye ağlarken tepsideki karpuz ve peyniri yere fırlatan Fikret, çocuklara tekme atarak odalarına kapattı.
Yine dayak başladı..
Damla salonda, çocuklar odada bu işkencenin bitmesini bekledi.
Yumruk ve tekmelerden yorulunca salondaki çekyata attı kendini Fikret.
Onca dayağı o yememiş gibi kalkıp yere dökülen yemekleri temizledi, sonra odadan gelen ağlama sesleriyle çocuklarının yanına gitti.
Tir tir titreyen çocuklarına sarıldı.
“Ölmedim, buradayım, korkmayın” diye teskin ederek uyuttu çocuklarını.
Sonra fark etti yüzündeki korkunç acıyı. Kafasının içinde bomba patlamıştı sanki.
Güçlükle kalktı.
Adı gibi süzülüyordu gözyaşları yanaklarından patlamış dudaklarına doğru…
Aynaya baktı.. dayaktan kapanan gözleriyle belli belirsiz görebildi suretini!
“Bu ben miyim?” dedi.
Korkuyla uykuya dalan çocuklarını izledi sonra.
Kapının kilidini açtı, tüm çareler tükenmişti artık.
Ya ölecek ya da öldürecekti…
Fikret’in yorgunluktan sızdığı çekyata doğru yaklaştı. Uyuyor mu, numara mı yapıyor diye yüzüne baktı. Fikret, hareket edince refleksle mutfağa koştu. Eline bir bıçak ve Fikret’in biraz önce üzerine atmaya çalıştığı piknik tüpünü aldı.
Kocası uyandığında onu öldürecekti, biliyordu.
Ne kadar direnebilirse direnecek, çocuklarını annesiz bırakmayacaktı.
Salona doğru yürüdü. Fikret uyuyordu. Yüzündeki dayanılmaz acıyla onun da 15 yıldır çektiği aynı acıyı bir kez olsun yaşamasını istedi. Tüpü kaldırdı ve Fikret’in yüzüne vurdu.
Fikret uyandı. Gerçekten de o gün Damla’yı öldürmeyi kafasına koymuş ki yastığının altına sakladığı bıçağı çıkarıp doğruldu.
Fikret’in ayağa kalkması Damla’nın ölüm ilanıydı.
O elindeki bıçağı kendisine saplamadan Damla elindeki bıçağı Fikret’in karnına sapladı.
Fikret’ten hırıltı sesleri geliyordu. Korktu, üzerini pikeyle örtüp çocukların odasına gitti, kapıyı kilitledi. Bir saat boyunca çocuklarına sarılıp ağladı.
Katil olmasına, onu koruyamayan adalete, sahip çıkmayan ailesine, çaresizliğine…
Yeniden salona gittiğinde hırıltı sesleri kesilmişti. Kalın bir yorgan alıp Fikret’in üzerini tamamen kapattı, Gebze’de oturan ablasının kocasını aradı.
Eniştesi ve abisi geldiğinde kapının önüne çöken Damla ağlıyordu. “Çocuklarım size emanet” diyerek..
Polisler ve olaya bakan savcı bile dinlerken dayanamadı Damla’nın yaşadıklarına. Yürekli bir savcıya denk gelmişti. İfadesini alıp Damla’yı çocuklarının yanına gönderdi.
Kocaeli’nin en iyi avukatlarından Hüseyin Acurman ve oğlu Anıl Acurman sahip çıktı Damla’nın uğradığı haksızlığa.
1,5 yıl sonra ikinci celsede kadının devamlı ve muhakkak uğradığı saldırıda kaçış yolu olmadığı, 15 sene süren sistematik saldırı sonucu kaygı ve korkuyla meşru savunma hakkını kullandığı ifade edilerek beraatine karar verildi.
Acurman’ın başarısı Türkiye’de bir kadının meşru savunmayla beraat ettiği ilk dava olması için de önemliydi. Hakim ve mahkeme heyetinin kadınlardan oluşması da ne güzel bir tesadüftü. Kadının halinden kadın anlardı çünkü. Anladılar, Damla’yı beraat ettirdiler.
Ölüm ve hapis korkusuyla çocuklarından ayrılma endişesinden kurtulan Damla, 29 yaşındaydı ama dayak, acı, gözyaşı ve korkudan başka bir şey sığdırmamıştı hayatına.
8 ve 11 yaşındaki çocukları kendisi yaşadıklarını yaşamasın diye yeni bir hayat kurdu onlara.
Başka bir ilçeye taşınıp, asgari ücretle bir işe girdi. Büyük kızı annesinin yaşadıklarını yaşayan kadınları korumak için polis, küçük kızı da mutlu çocuklar yetiştirmek için anasınıfı öğretmeni olmak istiyordu. 6 yıl kıt kanaat ama şiddetten uzak yaşadılar.
Mutlu biten bir masalın sonu gibiydi, Fikret’in annesinin yaptığı itiraz olmasa..
Şimdilerde “pişmanım” dese de iş işten geçti. Yargıtay, kararı bozdu; “Meşru savunma yok” dedi.
11 Kasım Perşembe günü yeniden hakim karşısına çıkacak Damla.
Kocaeli 2. Ağır Ceza, ya Yargıtay kararına uyacak, Damla 15 yıl hapis cezası alacak, ya da Yargıtay’a direnecek. Direnirse davanın Yargıtay Genel Kuruluna gitmesi ve tüm kadınlar için emsal nitelikli bir içtihat doğacağını söyledi Av. Anıl Acurman.
Velhasıl, adı Melek, Çilem ya da Damla..
Çocukları annesiz kalmasın diye direnen, kocası tarafından öldürülmediği için cezalandırılan kadınların ortak kaderi bu coğrafya.
11 Kasım’da mahkeme yalnızca Damla’nın değil, biri 17 biri 14 yaşına gelmiş iki çocuğun da kaderini belirleyecek. Damla’nın hapsedilmesi, 17 yaşındaki Ş ve 14 yaşındaki T’nin yıllar sonra kurdukları mutlu yuvayı yıkmak demek.
Damla’nın hapsedilmesi, iki çocuğun da devlet yurduna gitmesi, birkaç ay sonra 18 olacak Ş’nin, kardeşini yurttan almak için işe girip, polis olma hayaline veda etmesi demek.
Damla’ya verilecek ceza, iki hayatın da mahvedilmesi demek!
Mahkeme heyetinin kararında direnmesini umut ediyorum. 11 Kasım saat 09:00’da ben de Damla için mahkemede olacağım. Başta Kocaeli’deki tüm kadınlar olmak üzere siyasi parti ve derneklerin de o gün Damla için orada olmasını arzu ediyorum.
Zira o gün yalnızca Damla değil, hepimiz için önemli bir karar verilecek.
Düğmenin baştan yanlış iliklendiği ‘kadına şiddet’ sorununda siz olsaydınız ne yapardınız?
13 yaşında evlendirilmesine, okuldan alınmasına engel olamamışız, dayak yemesine, tehdit edilmesine, engel olamamış onu koruyamamışız. Kahrolası bu sistem, kendisi mezara çocukları rakı masasına meze olmasın diye Damla’ya başka çözüm sunmamışken siz olsaydınız ne yapardınız?
Damla’ya dedim ki seni yazacağım. Söylemek istediğim bir şey var mı?
Dedi ki, “Ben zaten yaşamıyorum. Bedenim yaşıyor ruhum yok. O geceden beri her gece korkarak uyanıyorum. İnanır mısın, her gece rüyamda dayak yiyorum.
6 yıl kimse kapımı çalmadı. Aç mısın diye soran olmadı. Yani kızlarımın benden başka kimsesi yok. Cezaevine girmek değil, onların hayatını bitirmek öldürür beni.”
Haydi canlar, hep beraber #damlakutuluiçinadalet diyelim mi?

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL