Atatürkçülükleri ve laik duruşları sorgulanıyor! AKP'yi eleştirip düzenin pastasını yiyenler!

SİYASET 13.05.2026 - 23:04, Güncelleme: 13.05.2026 - 23:51
 

Atatürkçülükleri ve laik duruşları sorgulanıyor! AKP'yi eleştirip düzenin pastasını yiyenler!

Aydın’da CHP’nin yıllardır aynı siyaset çemberinde dönen isimleri, Özlem Çerçioğlu’nun AKP’ye geçişi sonrası daha sert biçimde tartışılmaya başladı. Halkın geçim derdi büyürken, muhalefetin bazı temsilcilerinin konfor alanından çıkmaması, “CHP gerçekten muhalefet mi yapıyor, yoksa düzenin yedek lastiği gibi mi davranıyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

CHP Aydın Milletvekilleri Süleyman Bülbül, Bülent Tezcan, Evrim Karakoz ve İl Başkanı Hikmet Saatçi'nin yıllarca birlikte çalıştıkları ve AKP'ye geçen Özlem Çerçioğlu nedeniyle Atatürkçü, laik ve cumhuriyetçi oldukları sorgulanır hale geldi!.. Bakmayın siz bağırıp çağırdıklarına ve sadece "Açlık edebiyatı" yaptıklarına, Genel Başkan Özgür Özel'in ise Aydın Milletvekillerine günahı kadar güvenmediği kulislerde konuşuluyor, önümüzdeki ilk seçimde üçünün de tekrar adaylığı söz konusu bile olmayacak gibi görünüyor.. Özellikle Bülent Tezcan'ın ve Süleyman Bülbül'ün 3. dönem yaptıkları milletvekillikleri nedeniyle her ay aldıkları çifter çifter maaşlar ve ek gelirleri, nüfusları onlara yetiyor, memleket batmış, vatandaş açmış umurlarında bile değil!.. Peki neden? Mesela CHP Aydın milletvekilleri, milletvekili olmayıp Belediye Başkanı olsalardı tutumları nasıl olurdu dersiniz? Bizce Özlem Çerçioğlu kadar bile dayanamaz, soluğu AKP'de alırlardı!.. Şimdi ise  Eğer öyleyse; bize göre CHP'nin kapanması ne güzel olur? Zaten ikiyüzlülüğün gereği de yok... Ey CHP'li Kimseye güvenmeyip "Gizli AKP'li" olduğumu düşünüyorsun değil mi? Size kim güvensin ki!.. Hele Aydın'da, hele her ay hergün eleştirdiğiniz bu iktidarın sayesinde aldığınız çuval dolusu para ve imkan varken! Sana kim nasıl güvensin? Çakarlı arabanızla, klimalı odanızla keyfiniz yerindeyken! Sana kim nasıl güvensin? Size kim güvensin ey CHP'li vekiller, başkanlar vesaireler... Senden daha fazla faydalıyım bu halka!.. Hiç olmazsa hazinesini boşaltmıyorum... Bak ben senden daha acımasız eleştiriyorum yine de AKP'yi!.. Sen kimsin ey CHP'li vekil, CHP'li İl Başkanı CHP'li Belediye Başkanı! Kimsin sen? Ben söyleyeyim sana kim olduğunu? AKP'nin asıl kalesi sizsiniz siz, ey vicdansızlar!..   KOLTUK SICAK, SOKAK SOĞUK CHP’nin Aydın’daki bazı isimlerine bakınca insanın aklına şu geliyor: Bunlar gerçekten muhalefet mi yapıyor? Yoksa muhalefet kostümü giyip, düzenin kaloriferli odalarında mı ısınıyor? Çünkü sokak başka şey söylüyor. Pazar başka şey söylüyor. Emekli başka şey söylüyor. Kiracı başka şey söylüyor. Gençler başka şey söylüyor. Ama CHP’nin bazı beyefendileri ve hanımefendileri hâlâ aynı eski plakta dönüp duruyor. “Biz Atatürkçüyüz.” “Biz laikiz.” “Biz cumhuriyetçiyiz.” İyi de kardeşim, bunlar rozet değil ki yakaya takıp gezesin. Bunlar duruştur. Bunlar bedeldir. Bunlar gerektiğinde makamı, koltuğu, konforu elinin tersiyle itmektir. Yoksa kürsüde bağırıp, protokolde gülümsemekle bu işler olmuyor. HALKIN DERDİ BAŞKA, SİZİN DERDİNİZ BAŞKA Vatandaş sabah pazara gidiyor, akşam eli boş dönüyor. Emekli maaşını alıyor, daha bankadan çıkmadan yarısı buhar oluyor. Gençler gelecek değil, kaçacak ülke arıyor. Esnaf siftah yapmadan kepenk indiriyor. Kiracı ev sahibinden, ev sahibi bankadan, banka faizden, herkes birbirinden korkar hale gelmiş. Peki CHP’nin Aydın’daki ağır abileri ne yapıyor? Basın açıklaması. Fotoğraf. Sosyal medya mesajı. Biraz yüksek perdeden laf. Sonra gelsin klimalı odalar, makam araçları, danışmanlar, toplantılar, yemekler, çaylar, kahveler. Halkın sırtında değirmen taşı var. Bunların omzunda ise sadece rozet ağırlığı. O da bazen ağır geliyor belli ki. MUHALEFET DEDİĞİN DİKENLİ TELDEN GEÇER Muhalefet dediğin şey, rahat koltukta oturup iktidara laf yetiştirmek değildir. Muhalefet dediğin, gerekirse sokağın tozunu yutmaktır. Gerekirse vatandaşın sofrasına oturmaktır. Gerekirse yanlış yapan kendi partilini de eleştirmektir. Gerekirse “bizden” diye susmamaktır. Ama Aydın’da bazı CHP’liler için siyaset, sanki ipek mendile sarılmış porselen fincan gibi. Kırılmasın. Çizilmesin. Kimse darılmasın. Genel merkez kızmasın. Belediye rahatsız olmasın. Vekil incinmesin. İl başkanı üzülmesin. E peki halk ne olacak? Halk incinince sesiniz niye bu kadar kısık çıkıyor? Halk ezilince niye bu kadar nazik oluyorsunuz? Halkın hakkı yenince niye cümlenin sonunu yutuyorsunuz? AKP’Yİ ELEŞTİRMEK KOLAY, DÜZENE KARŞI DURMAK ZOR AKP’yi eleştirmek artık maharet değil. Kahvede oturan vatandaş da eleştiriyor. Pazarda domates seçen teyze de eleştiriyor. Dolmuşta ayakta giden öğrenci de eleştiriyor. Asıl mesele şu: Bu düzenin sana sunduğu imkânlara rağmen dik durabiliyor musun? Bu sistemin nimetlerinden faydalanırken, gerçekten sistemle kavga edebiliyor musun? Yoksa sahnede bağırıp, kuliste el mi sıkışıyorsun? İşte halkın kafasındaki soru bu. CHP’li bazı isimlerin en büyük açmazı da burada. Dilleri muhalif. Hayatları konforlu. Sözleri sert. Duruşları pamuk helva. Kürsüde fırtına. Sahada meltem. Böyle muhalefet olmaz. Bu olsa olsa siyasi tiyatro olur. Üstelik bileti de halk ödüyor. AYDIN’DA SİYASETİN ÜSTÜNE GRİ BİR TOZ ÇÖKMÜŞ Aydın’da garip bir hava var. Kim kiminle, kim kime karşı, kim kimin arka bahçesi belli değil. Bugün meydanda bağıran, yarın aynı masada çay içiyor. Bugün “ihanet” diyen, yarın “siyasi nezaket” diye cümle kuruyor. Bugün laiklik nutku atan, yarın düzenin gölgesinde sus pus oluyor. Bu şehir artık bu bulanık siyasetten yoruldu. Halk netlik istiyor. Ya oradasın ya buradasın. Ya gerçekten muhalifsin ya da düzenin süslü figüranısın. Ortada durup iki tarafa da göz kırpanlara artık kimse inanmıyor. Çünkü bu millet çok kandırıldı. Çok alkışladı. Çok bekledi. Çok umut etti. Ama her defasında aynı duvara çarptı. CHP’NİN KENDİ İÇİNDEKİ KONFOR SINAVI CHP eğer gerçekten iktidara alternatif olmak istiyorsa önce kendi içindeki konfor bağımlılarıyla yüzleşmeli. Halkın sırtından siyaset yapanlarla yüzleşmeli. Belediye gücünü parti içi saltanata çevirenlerle yüzleşmeli. Vekilliği meslek, başkanlığı makam, il başkanlığını da küçük krallık sananlarla yüzleşmeli. Çünkü mesele sadece AKP meselesi değil. Mesele zihniyet meselesi. Eğer sen AKP’ye kızıp, AKP tarzı siyaset yapıyorsan ne farkın kaldı? Eğer sen halkçılık deyip halktan kopuyorsan ne farkın kaldı? Eğer sen Atatürkçülük deyip kişisel ikbal hesabı yapıyorsan ne farkın kaldı? Eğer sen cumhuriyet diyorsun ama cumhurun halini görmüyorsan ne farkın kaldı? İşte bu yüzden halkın güveni eriyor. Kum saati gibi. Sessiz sessiz. Tane tane. Ama geri dönüşü zor biçimde. HALKIN GÖZÜ ARTIK ESKİSİ GİBİ BAKMIYOR Eskiden insanlar parti rozetine bakardı. Şimdi cebe bakıyor. Duruşa bakıyor. Kimin ne zaman sustuğuna bakıyor. Kimin hangi olayda ortadan kaybolduğuna bakıyor. Kimin hangi belediyeye, hangi ihaleye, hangi makama yakın durduğuna bakıyor. Halk artık eskisi gibi kolay kolay “bizimkiler” demiyor. Çünkü “bizimkiler” dediklerinin çoğu, halkın değil kendi gemisinin kaptanı çıktı. Deniz dalgalanınca halkı kıyıda bırakıp, kendileri kamaraya geçti. Sonra da dönüp millete nutuk attılar: “Dayanın.” Neye dayanacak bu millet? Açlığa mı? Kiraya mı? Faturaya mı? Adaletsizliğe mi? Sizin bitmeyen koltuk hesaplarınıza mı? SİZE GÜVENMEYEN HALKI SUÇLAMAYIN Bugün insanlar CHP’ye de kuşkuyla bakıyorsa, bunun sebebi halkın kötü niyeti değil. Sebebi yıllardır verilen kötü sınavlardır. Sebebi yarım ağız muhalefettir. Sebebi gerektiğinde susan, gerektiğinde bağıran ama hiçbir zaman bedel ödemeyen siyaset tarzıdır. Sebebi halkın acısını seçim malzemesi yapıp, seçimden sonra o acıyı unutma alışkanlığıdır. O yüzden kimse çıkıp da vatandaşa kızmasın. “Niye bize güvenmiyorsunuz?” demesin. Çünkü güven dediğin şey, seçim otobüsünden atılan karanfille kazanılmaz. Güven, zor günde belli olur. Güven, menfaat çatladığında belli olur. Güven, koltuk sallandığında belli olur. Güven, kendi mahallendeki yanlışa da yanlış diyebildiğinde belli olur. AKP’NİN ASIL KALESİ BAZEN KARŞI MAHALLEDE KURULUR İşte en acı taraf da bu. AKP’nin kalesi sadece AKP binalarında kurulmaz. Bazen kendine muhalif diyenlerin korkaklığında kurulur. Bazen CHP’li koltukların sessizliğinde kurulur. Bazen “aman şimdi sırası değil” diyenlerin dilinde kurulur. Bazen halkın öfkesini yumuşatıp düzene tampon olanlarda kurulur. Bazen de kırmızı tabelanın altında gri siyaset yapanlarda kurulur. Bu yüzden mesele sadece iktidarı eleştirmek değil. Mesele, iktidarın işine yarayan muhalefet biçimini de teşhir etmektir. Çünkü kötü iktidar kadar, konforlu muhalefet de bu ülkenin sırtında yüktür. Biri vurur. Diğeri uyuşturur. Biri bastırır. Diğeri oyalayarak zaman kazandırır. Sonunda olan yine vatandaşa olur. SON SÖZ: HALK ARTIK SÜSLÜ CÜMLEYE DEĞİL, ÇIPLAK GERÇEĞE BAKIYOR CHP Aydın’da gerçekten güven tazelemek istiyorsa, önce halkın karşısına süslü cümlelerle değil, çıplak gerçekle çıkmalı. Kim nerede duruyor? Kim kiminle yürüdü? Kim ne zaman sustu? Kim hangi menfaatin gölgesinde kaldı? Kim halkın yanında, kim makamın yanında? Bunların cevabı verilmeden hiçbir nutuk, hiçbir basın açıklaması, hiçbir sosyal medya çıkışı bu yarayı kapatmaz. Çünkü yara derin. Çünkü güven kırık. Çünkü halkın aklıyla dalga geçile geçile artık taş bile çatladı. Ve bilinmeli ki: Halk bir kere gözünden düşürdü mü, o düşüşün asansörü yoktur. Bir kere “bunlar da aynı” dedi mi, o cümlenin tamiri kolay değildir. Bir kere defteri kapattı mı, ne genel merkez açabilir, ne il başkanı, ne vekil, ne belediye başkanı. Çünkü halkın mührü ağırdır. Sessiz basılır. Ama sesi sandıkta çok sert çıkar.
Aydın’da CHP’nin yıllardır aynı siyaset çemberinde dönen isimleri, Özlem Çerçioğlu’nun AKP’ye geçişi sonrası daha sert biçimde tartışılmaya başladı. Halkın geçim derdi büyürken, muhalefetin bazı temsilcilerinin konfor alanından çıkmaması, “CHP gerçekten muhalefet mi yapıyor, yoksa düzenin yedek lastiği gibi mi davranıyor?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

CHP Aydın Milletvekilleri Süleyman Bülbül, Bülent Tezcan, Evrim Karakoz ve İl Başkanı Hikmet Saatçi'nin yıllarca birlikte çalıştıkları ve AKP'ye geçen Özlem Çerçioğlu nedeniyle Atatürkçü, laik ve cumhuriyetçi oldukları sorgulanır hale geldi!..

Bakmayın siz bağırıp çağırdıklarına ve sadece "Açlık edebiyatı" yaptıklarına, Genel Başkan Özgür Özel'in ise Aydın Milletvekillerine günahı kadar güvenmediği kulislerde konuşuluyor, önümüzdeki ilk seçimde üçünün de tekrar adaylığı söz konusu bile olmayacak gibi görünüyor..

Özellikle Bülent Tezcan'ın ve Süleyman Bülbül'ün 3. dönem yaptıkları milletvekillikleri nedeniyle her ay aldıkları çifter çifter maaşlar ve ek gelirleri, nüfusları onlara yetiyor, memleket batmış, vatandaş açmış umurlarında bile değil!..

Peki neden?

Mesela CHP Aydın milletvekilleri, milletvekili olmayıp Belediye Başkanı olsalardı tutumları nasıl olurdu dersiniz?
Bizce Özlem Çerçioğlu kadar bile dayanamaz, soluğu AKP'de alırlardı!..

Şimdi ise 

Eğer öyleyse; bize göre

CHP'nin kapanması ne güzel olur?

Zaten ikiyüzlülüğün gereği de yok...


Ey CHP'li Kimseye güvenmeyip "Gizli AKP'li" olduğumu düşünüyorsun değil mi?

Size kim güvensin ki!..
Hele Aydın'da, hele her ay hergün eleştirdiğiniz bu iktidarın sayesinde aldığınız çuval dolusu para ve imkan varken!

Sana kim nasıl güvensin?

Çakarlı arabanızla, klimalı odanızla keyfiniz yerindeyken!

Sana kim nasıl güvensin?

Size kim güvensin ey CHP'li vekiller, başkanlar vesaireler...

Senden daha fazla faydalıyım bu halka!..

Hiç olmazsa hazinesini boşaltmıyorum...
Bak ben senden daha acımasız eleştiriyorum yine de AKP'yi!..

Sen kimsin ey CHP'li vekil, CHP'li İl Başkanı
CHP'li Belediye Başkanı!

Kimsin sen?

Ben söyleyeyim sana kim olduğunu?

AKP'nin asıl kalesi sizsiniz siz, ey vicdansızlar!..
 

KOLTUK SICAK, SOKAK SOĞUK

CHP’nin Aydın’daki bazı isimlerine bakınca insanın aklına şu geliyor:

Bunlar gerçekten muhalefet mi yapıyor?

Yoksa muhalefet kostümü giyip, düzenin kaloriferli odalarında mı ısınıyor?

Çünkü sokak başka şey söylüyor.

Pazar başka şey söylüyor.

Emekli başka şey söylüyor.

Kiracı başka şey söylüyor.

Gençler başka şey söylüyor.

Ama CHP’nin bazı beyefendileri ve hanımefendileri hâlâ aynı eski plakta dönüp duruyor.

“Biz Atatürkçüyüz.”

“Biz laikiz.”

“Biz cumhuriyetçiyiz.”

İyi de kardeşim, bunlar rozet değil ki yakaya takıp gezesin.

Bunlar duruştur.

Bunlar bedeldir.

Bunlar gerektiğinde makamı, koltuğu, konforu elinin tersiyle itmektir.

Yoksa kürsüde bağırıp, protokolde gülümsemekle bu işler olmuyor.

HALKIN DERDİ BAŞKA, SİZİN DERDİNİZ BAŞKA

Vatandaş sabah pazara gidiyor, akşam eli boş dönüyor.

Emekli maaşını alıyor, daha bankadan çıkmadan yarısı buhar oluyor.

Gençler gelecek değil, kaçacak ülke arıyor.

Esnaf siftah yapmadan kepenk indiriyor.

Kiracı ev sahibinden, ev sahibi bankadan, banka faizden, herkes birbirinden korkar hale gelmiş.

Peki CHP’nin Aydın’daki ağır abileri ne yapıyor?

Basın açıklaması.

Fotoğraf.

Sosyal medya mesajı.

Biraz yüksek perdeden laf.

Sonra gelsin klimalı odalar, makam araçları, danışmanlar, toplantılar, yemekler, çaylar, kahveler.

Halkın sırtında değirmen taşı var.

Bunların omzunda ise sadece rozet ağırlığı.

O da bazen ağır geliyor belli ki.

MUHALEFET DEDİĞİN DİKENLİ TELDEN GEÇER

Muhalefet dediğin şey, rahat koltukta oturup iktidara laf yetiştirmek değildir.

Muhalefet dediğin, gerekirse sokağın tozunu yutmaktır.

Gerekirse vatandaşın sofrasına oturmaktır.

Gerekirse yanlış yapan kendi partilini de eleştirmektir.

Gerekirse “bizden” diye susmamaktır.

Ama Aydın’da bazı CHP’liler için siyaset, sanki ipek mendile sarılmış porselen fincan gibi.

Kırılmasın.

Çizilmesin.

Kimse darılmasın.

Genel merkez kızmasın.

Belediye rahatsız olmasın.

Vekil incinmesin.

İl başkanı üzülmesin.

E peki halk ne olacak?

Halk incinince sesiniz niye bu kadar kısık çıkıyor?

Halk ezilince niye bu kadar nazik oluyorsunuz?

Halkın hakkı yenince niye cümlenin sonunu yutuyorsunuz?

AKP’Yİ ELEŞTİRMEK KOLAY, DÜZENE KARŞI DURMAK ZOR

AKP’yi eleştirmek artık maharet değil.

Kahvede oturan vatandaş da eleştiriyor.

Pazarda domates seçen teyze de eleştiriyor.

Dolmuşta ayakta giden öğrenci de eleştiriyor.

Asıl mesele şu:

Bu düzenin sana sunduğu imkânlara rağmen dik durabiliyor musun?

Bu sistemin nimetlerinden faydalanırken, gerçekten sistemle kavga edebiliyor musun?

Yoksa sahnede bağırıp, kuliste el mi sıkışıyorsun?

İşte halkın kafasındaki soru bu.

CHP’li bazı isimlerin en büyük açmazı da burada.

Dilleri muhalif.

Hayatları konforlu.

Sözleri sert.

Duruşları pamuk helva.

Kürsüde fırtına.

Sahada meltem.

Böyle muhalefet olmaz.

Bu olsa olsa siyasi tiyatro olur.

Üstelik bileti de halk ödüyor.

AYDIN’DA SİYASETİN ÜSTÜNE GRİ BİR TOZ ÇÖKMÜŞ

Aydın’da garip bir hava var.

Kim kiminle, kim kime karşı, kim kimin arka bahçesi belli değil.

Bugün meydanda bağıran, yarın aynı masada çay içiyor.

Bugün “ihanet” diyen, yarın “siyasi nezaket” diye cümle kuruyor.

Bugün laiklik nutku atan, yarın düzenin gölgesinde sus pus oluyor.

Bu şehir artık bu bulanık siyasetten yoruldu.

Halk netlik istiyor.

Ya oradasın ya buradasın.

Ya gerçekten muhalifsin ya da düzenin süslü figüranısın.

Ortada durup iki tarafa da göz kırpanlara artık kimse inanmıyor.

Çünkü bu millet çok kandırıldı.

Çok alkışladı.

Çok bekledi.

Çok umut etti.

Ama her defasında aynı duvara çarptı.

CHP’NİN KENDİ İÇİNDEKİ KONFOR SINAVI

CHP eğer gerçekten iktidara alternatif olmak istiyorsa önce kendi içindeki konfor bağımlılarıyla yüzleşmeli.

Halkın sırtından siyaset yapanlarla yüzleşmeli.

Belediye gücünü parti içi saltanata çevirenlerle yüzleşmeli.

Vekilliği meslek, başkanlığı makam, il başkanlığını da küçük krallık sananlarla yüzleşmeli.

Çünkü mesele sadece AKP meselesi değil.

Mesele zihniyet meselesi.

Eğer sen AKP’ye kızıp, AKP tarzı siyaset yapıyorsan ne farkın kaldı?

Eğer sen halkçılık deyip halktan kopuyorsan ne farkın kaldı?

Eğer sen Atatürkçülük deyip kişisel ikbal hesabı yapıyorsan ne farkın kaldı?

Eğer sen cumhuriyet diyorsun ama cumhurun halini görmüyorsan ne farkın kaldı?

İşte bu yüzden halkın güveni eriyor.

Kum saati gibi.

Sessiz sessiz.

Tane tane.

Ama geri dönüşü zor biçimde.

HALKIN GÖZÜ ARTIK ESKİSİ GİBİ BAKMIYOR

Eskiden insanlar parti rozetine bakardı.

Şimdi cebe bakıyor.

Duruşa bakıyor.

Kimin ne zaman sustuğuna bakıyor.

Kimin hangi olayda ortadan kaybolduğuna bakıyor.

Kimin hangi belediyeye, hangi ihaleye, hangi makama yakın durduğuna bakıyor.

Halk artık eskisi gibi kolay kolay “bizimkiler” demiyor.

Çünkü “bizimkiler” dediklerinin çoğu, halkın değil kendi gemisinin kaptanı çıktı.

Deniz dalgalanınca halkı kıyıda bırakıp, kendileri kamaraya geçti.

Sonra da dönüp millete nutuk attılar:

“Dayanın.”

Neye dayanacak bu millet?

Açlığa mı?

Kiraya mı?

Faturaya mı?

Adaletsizliğe mi?

Sizin bitmeyen koltuk hesaplarınıza mı?

SİZE GÜVENMEYEN HALKI SUÇLAMAYIN

Bugün insanlar CHP’ye de kuşkuyla bakıyorsa, bunun sebebi halkın kötü niyeti değil.

Sebebi yıllardır verilen kötü sınavlardır.

Sebebi yarım ağız muhalefettir.

Sebebi gerektiğinde susan, gerektiğinde bağıran ama hiçbir zaman bedel ödemeyen siyaset tarzıdır.

Sebebi halkın acısını seçim malzemesi yapıp, seçimden sonra o acıyı unutma alışkanlığıdır.

O yüzden kimse çıkıp da vatandaşa kızmasın.

“Niye bize güvenmiyorsunuz?” demesin.

Çünkü güven dediğin şey, seçim otobüsünden atılan karanfille kazanılmaz.

Güven, zor günde belli olur.

Güven, menfaat çatladığında belli olur.

Güven, koltuk sallandığında belli olur.

Güven, kendi mahallendeki yanlışa da yanlış diyebildiğinde belli olur.

AKP’NİN ASIL KALESİ BAZEN KARŞI MAHALLEDE KURULUR

İşte en acı taraf da bu.

AKP’nin kalesi sadece AKP binalarında kurulmaz.

Bazen kendine muhalif diyenlerin korkaklığında kurulur.

Bazen CHP’li koltukların sessizliğinde kurulur.

Bazen “aman şimdi sırası değil” diyenlerin dilinde kurulur.

Bazen halkın öfkesini yumuşatıp düzene tampon olanlarda kurulur.

Bazen de kırmızı tabelanın altında gri siyaset yapanlarda kurulur.

Bu yüzden mesele sadece iktidarı eleştirmek değil.

Mesele, iktidarın işine yarayan muhalefet biçimini de teşhir etmektir.

Çünkü kötü iktidar kadar, konforlu muhalefet de bu ülkenin sırtında yüktür.

Biri vurur.

Diğeri uyuşturur.

Biri bastırır.

Diğeri oyalayarak zaman kazandırır.

Sonunda olan yine vatandaşa olur.

SON SÖZ: HALK ARTIK SÜSLÜ CÜMLEYE DEĞİL, ÇIPLAK GERÇEĞE BAKIYOR

CHP Aydın’da gerçekten güven tazelemek istiyorsa, önce halkın karşısına süslü cümlelerle değil, çıplak gerçekle çıkmalı.

Kim nerede duruyor?

Kim kiminle yürüdü?

Kim ne zaman sustu?

Kim hangi menfaatin gölgesinde kaldı?

Kim halkın yanında, kim makamın yanında?

Bunların cevabı verilmeden hiçbir nutuk, hiçbir basın açıklaması, hiçbir sosyal medya çıkışı bu yarayı kapatmaz.

Çünkü yara derin.

Çünkü güven kırık.

Çünkü halkın aklıyla dalga geçile geçile artık taş bile çatladı.

Ve bilinmeli ki:

Halk bir kere gözünden düşürdü mü,
o düşüşün asansörü yoktur.

Bir kere “bunlar da aynı” dedi mi,
o cümlenin tamiri kolay değildir.

Bir kere defteri kapattı mı,
ne genel merkez açabilir,
ne il başkanı,
ne vekil,
ne belediye başkanı.

Çünkü halkın mührü ağırdır.

Sessiz basılır.

Ama sesi sandıkta çok sert çıkar.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.