Seda Sarıbaş aldığı ilk önemli eleştiride ve olumsuz haberde yanlış yaptı!..
Seda Sarıbaş aldığı ilk önemli eleştiride ve olumsuz haberde yanlış yaptı!..
Aydın’da gazetecilerin gözaltına alınması ve Yelis Ayaz’ın tutuklanması, basın özgürlüğü ve siyasetin yargı üzerindeki etkisi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Aydın’da gazetecilerin gözaltına alınması ve Yelis Ayaz’ın tutuklanması, basın özgürlüğü ve siyasetin yargı üzerindeki etkisi tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
CHP için CİMER’e yapılan şikayetler nedeniyle baskılar var, soruşturmalar var, tutuklamalar var, cezaevlerinde yatanlar var; ama AKP’liler için yapılan şikayetlerde kimseye bir yaptırım uygulanmayacak öyle mi?
Yaptırımı bırakın, gazeteciler haber bile yapamayacak mı?
Bugüne kadar milletvekili Seda Sarıbaş hakkında yapılan ilk olumsuz haberde gazeteciler bir tutuklanıyor, bir serbest bırakılıyor derken Yelis Ayaz şu anda cezaevinde.
Haklı olabilirsiniz veya olmayabilirsiniz; ama izlenen yol yanlış. Yanlış yaptınız ama kimse şaşırmadı.
Madem yalan haber yaptı, siz de yalan haber yaptığını belgelerle veya anlatarak ortaya koyun, kamuoyunu kendiniz ikna edin, yargı sopasını hemen indirmek şık oldu mu, kamuoyunun saygı duyduğu birine yakıştı mı?
Savcılık açıklama yapmış: Fotoğraftaki kişi Seda Sarıbaş’ın oğlu değilmiş de, yok efendim oyuncak silahmış…
Oldu, gözlerim doldu ve hepimiz de inandık!
Benim hemşehrim Trakya Babaeskili Yelis Ayaz bunları hiç inceleyip düşünemedi mi? O kadar aptal mı Yelis Ayaz?
Veya özellikle tutuklanmak için mi yaptı bunları?
Yada birilerine mi hizmet etti?
Aydın AKP Milletvekili Seda Sarıbaş ve AKP’liler; bakın size ne anlatacağım. Bu çok taze bir konu.
Geçtiğimiz günlerde bir röportaj yayınladık. Bu röportajda, Aydın’da binlerce örneği varken İlkay Tayyar isimli bir vatandaşın CİMER’e yapılan bir şikayet nedeniyle çatı katındaki pergulesi için 86 bin TL ceza kesildiği ve Efeler Belediyesi’nin bu perguleyi yıkacağı iddia edildi.
CHP’li belediye başkanı Anıl Yetişkin bunun yanlış ve vicdansızca bir ceza olduğunu biliyor. Çünkü dediğim gibi aynı şekilde olan binlerce bina var! Fakat kendisine zarar gelmesin diye vatandaşın canını yakıyor. Bunlar gibi kimbilir daha neler vardır?
Yani AKP yanlış işlerin merkezi haline geldiği için CHP’li başkanlar da artık yoğurdu üfleyerek yiyor.
Buna benzer şeylerde bile kendileri ceza almasın diye vatandaşın canını yakmaktan çekinmiyor.
CHP’yi ve Başkanları cezalandıralım derken, etik olmayan bir şekilde ve dolaylı olarak vatandaşların da canını yakıyorsunuz!
CİMER Sopası Kimin Elinde?
CİMER, vatandaşın devlete sesini duyuracağı bir kapı olarak kuruldu. Ama bugün bazı yerlerde bu kapı, vatandaşın kafasına indirilen bir tokmağa dönüştü.
Bir vatandaş şikayet ediyor; belediye telaşlanıyor. Belediye telaşlanınca memur korkuyor. Memur korkunca başkan geri çekiliyor. Başkan geri çekilince vatandaşın çatısı, pergulesi, balkonu, bahçesi, ekmeği, huzuru hedef oluyor.
Ortada hukuk mu var, yoksa “aman bana dokunmasınlar” düzeni mi var?
Bu ülkede artık herkes birbirinden korkar hale geldi. Başkan müfettişten korkuyor, memur başkandan korkuyor, vatandaş belediyeden korkuyor, gazeteci savcıdan korkuyor. Siyasetçi ise eleştiriden korkuyor.
Korkunun bu kadar çok olduğu yerde adalet olmaz. Olsa olsa herkesin birbirine yan baktığı, herkesin birbirini ihbar ettiği, herkesin kendi gölgesinden bile şüphelendiği bir karanlık olur.
Gazeteciye Mahkeme, Siyasetçiye Mikrofon
Bir siyasetçi çıkıp saatlerce konuşabiliyor. Kürsü onun, mikrofon onun, salon onun, koruma onun, danışman onun, basın bülteni onun.
Gazeteci ise bir haber yapınca kapısında polis, elinde ifade tutanağı, karşısında savcılık, arkasında sosyal medya linci…
Bu nasıl eşitlik?
Siyasetçi konuşunca “açıklama” oluyor, gazeteci yazınca “suç” oluyor. Siyasetçi itham edince “siyasi değerlendirme” oluyor, gazeteci soru sorunca “itibar suikastı” oluyor.
Böyle düzen olmaz. Buna hukuk devleti değil, mikrofonu güçlü olanın haklı sayıldığı bir panayır düzeni denir.
Basın Açıklamasıyla Hakikat Yıkanmaz
Bir haber yanlışsa yapılacak şey bellidir: Belge koyarsınız, açıklama yaparsınız, kamuoyunu ikna edersiniz. Gerekirse tekzip gönderirsiniz. Gerekirse basın toplantısı düzenlersiniz. Gerekirse “bakın gerçek budur” dersiniz.
Ama gazeteciyi susturmak, haberi ortadan kaldırmaz.
Bir fotoğrafın, bir iddianın, bir haberin arkasında yanlışlık varsa, bunu mahkeme koridorlarında değil, kamuoyu önünde şeffaflıkla anlatırsınız.
Çünkü siyasetçinin görevi sadece kendini savunmak değildir. Siyasetçinin görevi, halkın zihnindeki soru işaretlerini de gidermektir.
Ama bizde ne oluyor?
Soru soran suçlu, haber yapan hedef, eleştiren düşman, susan makbul vatandaş!
Oldu olacak gazetecilere de birer uzaktan kumanda verin. Hangi düğmeye basarsanız onu yazsınlar. “Haber yap” tuşu, “sus” tuşu, “övgü yaz” tuşu, “görmezden gel” tuşu…
Ama unutmayın: Gazetecilik uzaktan kumandayla yapılmaz.
Siyasetin Yeni Konforu: Şikayet Et, Bekle, Sustur
Bugün siyasetin bazı aktörleri eleştiriye cevap vermek yerine şikayet mekanizmasını çalıştırmayı tercih ediyor.
Ne güzel dünya!
Gazeteci haber yapar, siyasetçi açıklama yapmak yerine şikayet eder. Vatandaş soru sorar, dosya açılır. Muhalif konuşur, ekran görüntüsü alınır. Birileri rahatsız olur, sistem devreye girer.
Bu düzenin adı demokrasi olamaz.
Demokrasi, güçlülerin alkışlandığı; güçsüzlerin susturulduğu bir salon değildir. Demokrasi, rahatsız edici soruların da sorulabildiği, iktidar sahiplerinin de hesap verebildiği rejimin adıdır.
Eğer bir ülkede gazeteci soru sorduğu için tedirgin oluyorsa, orada sadece gazeteci değil, toplum da nefessiz kalır.
MHP’nin Buyurganlığı ve Gazetecilere Mobbing
MHP Aydın İl Başkanı beyefendi buyurmuşlar: “MHP hakkında kulis haberleri yapmadan önce bize sorun, teyit alın sonra yayınlayın” şeklinde basın bildirisi yayınlamışlar.
Ben 40 yıllık gazetecilik hayatımda böyle bir isteğe ve basın bildirisine ilk kez şahit oldum. Buna benzer ne bir haber yaptım ne de gördüm. Ordunun darbe yaptığı 1980 yılında, sıkıyönetim zamanında bile böyle istekler gelmedi medyalara.
Kulis haberi dediğiniz şey zaten kulisten çıkar. Kulis haberinin doğası budur. Gazeteci, parti binasının kapısına dilekçe verip “Sayın başkanım, kulis yapabilir miyim?” diye izin mi isteyecek?
O zaman adını kulis haberi koymayalım. “Onaylı parti bülteni” diyelim. Hatta daha ileri gidelim; haberin altına da “Bu haber ilgili siyasi makam tarafından uygun görülmüştür” kaşesi basalım.
Gazeteci kulis yapmadan önce parti başkanından izin alacaksa, yarın belediye haberinden önce belediye başkanından, adliye haberinden önce savcıdan, emniyet haberinden önce müdürden, esnaf haberinden önce oda başkanından izin alması gerekir.
Bunun sonu yoktur.
Bu anlayış basına rehberlik değil, basına tasma takma girişimidir.
Kulis Haberi Parti Bülteni Değildir
Kulis haberi, siyasetin arka odasındaki fısıltıyı, sahadaki hareketliliği, teşkilat içindeki rahatsızlığı, kamuoyuna yansıyan ama resmi açıklamaya dönüşmeyen bilgiyi takip etmektir.
Elbette gazeteci teyit eder. Elbette taraflara ulaşmaya çalışır. Elbette sorumluluk taşır.
Ama “önce bize sorun, sonra yayınlayın” demek, gazeteciliğin doğasına aykırıdır.
Bu, “önce bize danışın, hoşumuza giderse yayınlayın” anlamına gelir.
Kusura bakmayın ama gazeteci, siyasi partilerin özel kalemi değildir. Gazeteci, il başkanlarının basın danışmanı değildir. Gazeteci, milletvekillerinin sekreteri değildir.
Gazeteci halk adına sorar, halk adına yazar, halk adına rahatsız eder.
Rahatsız etmeyen gazeteci, gazeteci değildir; olsa olsa iyi paketlenmiş bir reklam broşürüdür.
Aydın’da Basın Üzerine Görünmez Bir Sis Çöktü
Aydın’da son dönemde basının üzerinde görünmez bir sis var. Herkes birbirine bakıyor. Kim ne yazacak, kim neye dokunacak, kim kimin adını geçirecek?
Bazıları haberin içeriğine değil, haberin kime dokunduğuna bakıyor.
Eğer haber sıradan vatandaşı ilgilendiriyorsa sorun yok. Ama haber bir siyasetçinin, bir belediyecinin, bir parti yöneticisinin, bir nüfuz sahibinin alanına giriyorsa hemen hava değişiyor.
Telefonlar başlıyor. “Bunu neden yazdınız?”
Mesajlar geliyor. “Bunu kaldırın.”
Aracılar devreye giriyor. “Abi büyütmeyelim.”
Sonra hukuk sopası masaya konuyor. “Gereğini yaparız.”
Bu şehirde gazetecilik yapmak, bazen mayın tarlasında yürümeye benziyor. Ama mayınları döşeyenler, sonra çıkıp “basın özgürdür” diye nutuk atıyor.
Ne güzel memleket!
Halkın Gerçekleri Öğrenme Hakkı Kimin Umurunda?
Bu tartışmaların merkezinde aslında gazeteciler yok. Merkezde halk var.
Halkın bilme hakkı var.
Halk, seçtiği milletvekilinin neyle anıldığını bilmek ister. Halk, belediyenin kime ceza kestiğini, kime göz yumduğunu bilmek ister. Halk, CİMER şikayetlerinin nasıl sonuçlandığını bilmek ister. Halk, siyasi partilerin kendi içindeki çekişmeleri, pazarlıkları, rahatsızlıkları bilmek ister.
Çünkü halk sadece seçim günü hatırlanacak bir kalabalık değildir.
Halk, siyasetin patronudur.
Ama bazıları halkı sadece miting meydanında alkışlayan, sandıkta oy veren, sonra dört yıl susması gereken bir figüran sanıyor.
İşte gazeteci tam da bu yüzden vardır. Halkın susturulduğu yerde gazeteci konuşur. Halkın göremediği yerde gazeteci bakar. Halkın duyamadığı yerde gazeteci dinler.
Bundan rahatsız olan varsa, sorun gazetecide değil, kendi aynasındadır.
Siyasetçi Eleştiriden Korkuyorsa, Makam Ona Büyük Gelmiştir
Siyasetçi eleştiriden korkmaz. Korkuyorsa, o makam ona büyük gelmiştir.
Milletvekili olmak, sadece kurdele kesmek, fotoğraf vermek, protokolde oturmak, çelenk koymak değildir. Milletvekili olmak, eleştiriyi de göğüslemektir.
İl başkanı olmak, sadece basın bildirisi yayınlamak değildir. İl başkanı olmak, kulisleri yönetmek değil, kulislerde konuşulan rahatsızlıkların nedenini anlamaktır.
Belediye başkanı olmak, sadece açılış yapmak değildir. Belediye başkanı olmak, vatandaşın çatısına, bahçesine, ekmeğine, derdine adil bakmaktır.
Eğer makamlar sadece alkış istiyorsa, o zaman adını siyaset koymayalım. Sahne gösterisi diyelim.
Bu Şehirde Herkes Her Şeyi Biliyor
Aydın küçük şehir. Herkes herkesi tanır. Kim kiminle görüşür, kim kime yakın durur, kim kimin arkasından konuşur, kim kimin dosyasını taşır, kim kimin haberinden rahatsız olur; hepsi bilinir.
O yüzden kimse masumiyet tiyatrosu oynamasın.
Bugün gazetecilere ayar vermeye çalışanların dün hangi haberleri servis ettiğini de biliyoruz. Bugün “teyit alın” diyenlerin, dün teyitsiz dedikoduları nasıl el altından dolaştırdığını da biliyoruz.
Herkesin hafızası balık hafızası değil.
Aydın’da şehrin hafızası vardır. Arşiv vardır. Tanık vardır. Gazeteci vardır.
Ve en önemlisi, halkın vicdanı vardır.
Son Söz: Gazeteciyi Susturamazsınız
Gazeteciyi mahkeme koridorlarıyla, basın bildirileriyle, telefonlarla, aracılarla, imalarla, tehdit kokan cümlelerle susturamazsınız.
Belki bir haber gecikir. Belki bir başlık yumuşar. Belki bir gazeteci yorulur. Belki bir medya kuruluşu ekonomik baskı görür.
Ama gerçek dediğiniz şey, su gibidir. Bir yerden yolunu bulur.
Bugün susturduğunuzu sandığınız cümle, yarın başka bir ağızdan çıkar. Bugün engellediğinizi sandığınız haber, yarın başka bir dosyada karşınıza gelir.
Çünkü hakikat, üzerine beton dökülünce yok olmaz. Sadece çatlak arar.
Ve o çatlak, bir gün mutlaka açılır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
