Ahmet Gözen
Köşe Yazarı
Ahmet Gözen
 

Muharrem ayında Kerbela sadece tarihte mi kaldı?

Değerli Okuyucularım Muharem ayı Alevleviler dünyasında AŞURE GUNU OLARAK KUTLANIR ALEVİLER İÇİN ACILARIN HATIRLANDIĞI AYDIR  , Aleviler Kerbelâ olayını bir kutlama olarak değil, bir yas ve matem dönemi olarak anarlar. Kerbelâ'da Hüseyin bin Ali ve yakınlarının YEZİT tarafından şehit edilmesi, İslam takvimine göre Muharrem ayının 10. günü (Aşura Günü) gerçekleşmiştir. Bu nedenle Aleviler her yıl: Muharrem ayında matem tutarlar.  Genellikle 12 gün Muharrem Orucu tutarlar.  Su içmemek, eğlenceden uzak durmak ve sade bir yaşam sürmek gibi uygulamalarla Kerbelâ şehitlerini anarlar.  Orucun ardından Aşure hazırlanıp paylaşılır.  2026 yılında Muharrem ayının başlangıcı hicrî takvime göre değişmekle birlikte, anma ve matem törenleri yine Muharrem ayında gerçekleştirilecektir. Kısacası, Aleviler Kerbelâ'yı Muharrem ayında anarlar; bunu bir bayram veya kutlama değil, yas dönemi olarak değerlendirirler.   Bu Münasebetle Muharem Ayınızı acınızı paylaşırım. Muharrem ayı geldiğinde kürsülerden Kerbela anlatılır, gözyaşları dökülür, Hz. Hüseyin'in susuz bırakılışı hatırlatılır. Peki ya sonra? Kerbela'yı sadece anmak mı gerekir, yoksa anlamak mı? Çünkü Kerbela'nın asıl önemi, tarihin bir köşesinde yaşanmış acı bir olay olmasında değil; iktidar ile adalet arasındaki büyük hesaplaşmanın sembolü olmasındadır. Hz. Hüseyin'in karşısındaki güç, kendisini devlet olarak tanımlıyordu. Ordusu vardı, bürokrasisi vardı, kadıları vardı, sarayı vardı. Üstelik dini söylemleri de eksik değildi. Ama bütün bunlar onu haklı yapmaya yetmedi. Çünkü tarihte hiçbir saray, adaletin yerine geçemedi. Hiçbir iktidar, gücünü hakikatin üstüne çıkaramadı.Hiçbir yönetim, korkuyu vicdanın önüne koyarak kalıcı olamadı. Kerbela'nın bize anlattığı gerçek budur. Bugün de dünyanın birçok ülkesinde insanlar aynı soruyu soruyor: Adalet gerçekten herkes için mi işliyor? Yoksa güçlü olan için başka, sıradan vatandaş için başka mı uygulanıyor? Liyakat gerçekten esas mı alınıyor? Yoksa makamlar ve mevkiler ehline değil, yakınına, taraftarına ve sadakat gösterene mi veriliyor? Devlet, milletin emaneti olarak mı görülüyor? Yoksa bir grubun, bir çevrenin veya bir siyasi anlayışın mülkü gibi mi yönetiliyor? İşte Kerbela'nın güncelliği tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü Kerbela'nın özü susuzluk değil, adaletsizliktir.Kerbela'nın özü savaş değil, iktidarın denetlenemez hale gelmesidir. Kerbela'nın özü ölüm değil, hakikatin susturulmak istenmesidir.Tarih boyunca bütün otoriter yapılar aynı yöntemi kullandı. Önce itiraz edenleri "fitneci" ilan ettiler. Sonra eleştirenleri susturdular.Ardından kendilerine biat etmeyenleri düşmanlaştırdılar. Ve en sonunda toplumun önemli bir kısmını sessizliğe mahkûm ettiler. GELİN SİZE BİRAZ KERBELA OLAYINI ANLATAYIM, Biz gerçekten Hüseyin’den yana mıyız, yoksa farkında olmadan Yezit’in safında mı yer alıyoruz? ​ Peygamber’in vefatından henüz 70 yıl sonra, O’nun en sevgili torununun "Müslümanım" diyen bir ordu tarafından hunharca katledilmesinin ardındaki perdeyi aralıyor.  Kerbela’da toprağa gömülen yalnızca Hz. Hüseyin’in bedeni değildi; orada Muhammedî İslam’ın ta kendisi 73 kez katledildi.  "İslam’ın beş şartı" kavramına getirilen köklü eleştiri. Kılıç, namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerin ritüel olduğunu, bir sistemin "şartı" olabilmesi için o ilke ortadan kalktığında sistemin de çömesi gerektiğini savunuyor. BU EMEVİ ALDATMASIDIR. Ve Kur’an ayetleriyle islamın beş şartı sabit olan gerçek beş şartı şöyle sıralıyor: ​Adalet ​Emanet ​Ehliyet (Liyakat) ​Maslahat (Kamusal Yarar) ​Meşveret (Danışma ve Şura) ​ ​Emevi Zihniyetinin Maskeli İslam’ı ​ Emevi halifeleri Muaviye ve Yezid’in Kur’an’ın bu devrimci ve ilerici ilkelerini nasıl yozlaştırdığını net bir bir şekilde görelim: "Yeter ki namaz kıl ama adaletsizliğe itiraz etme! Yeter ki oruç tut ama yoksulun halini sorma!" İşte Hz. Hüseyin, tam olarak bu afyonlaştırılmış, şirke bulandırılmış ve saltanat maskesi takılmış din üretimine karşı kıyam etti. "Fitne çıkarma" diyen zamanın saray ulemasına inat, dedesi Muhammed Mustafa’nın adalet dinini kurtarmak için ölüme yürüdü. , Rad Suresi 11. ayetiyle yapılan o büyük uyarıda saklı: "Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez." ​    ​Mahatma Gandhi’nin de dediği gibi; Hz. Hüseyin sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın ortak şerefi ve şehididir. ​ Bir Vicdan Muhasebesi: Kerbela’da Katledilen İslam’ın Beş Şartı idi! İslam dünyası yüzyıllardır Muharrem ayında bir matemi yaşar, Kerbela çölünde susuz bırakılarak katledilen Hz. Hüseyin ve 72 can için gözyaşı döker Oysa Hz. Hüseyin'in mirası sessizlik değil, haksızlık karşısında söz söyleme cesaretidir. Bugün Hz. Hüseyin'i sevdiğini söyleyen herkes önce aynaya bakmalıdır.Haksızlığa uğrayanın kimliğine göre tavır değiştiriyorsak..Adaleti kendi siyasi görüşümüz için istiyorsak... Liyakati değil sadakati ödüllendiriyorsak... Devlet imkanlarını bir emanet değil ganimet gibi görüyorsak...O zaman Kerbela'yı anlamamışız demektir. Çünkü Hüseyin'i sevmek kolaydır. Zor olan Hüseyin'in tarafında durabilmektir. Bugün İslam dünyasının en büyük sorunu teknoloji eksikliği değildir. Petrol eksikliği değildir.Doğal kaynak eksikliği hiç değildir.Asıl sorun adalet eksikliğidir. Asıl sorun hesap verebilirlik eksikliğidir. Asıl sorun yönetenlerin kendilerini hukukun üstünde görmeye başlamasıdır. Kerbela'nın üzerinden 14 asır geçti. Ancak her dönemde yeni Yezitler, yeni saraylar ve yeni biat mekanizmaları ortaya çıktı. Buna karşılık her dönemde hakikati savunmanın bedelini ödeyen insanlar da oldu. Bu nedenle Kerbela'yı anmak, yalnızca matem tutmak değildir. Kerbela'yı anmak; adalet istemektir.Emanete sahip çıkmaktır.Liyakati savunmaktır. Güce değil hakka yaslanmaktır. Çünkü tarih bize şunu göstermiştir:İktidarlar büyüyebilir.Saraylar yükselebilir. Ordular güçlenebilir. Fakat sonunda kazanan hep adalet fikri olmuştur. Bugün Kerbela'nın önümüzde duran asıl sorusu şudur: Hz. Hüseyin'i sevdiğimizi söylüyoruz... Peki onun uğruna can verdiği adalet mücadelesinin neresindeyiz?   Sonuçta  Muhammedî İslam’ı yerle yeksan edip YEZİDİ TARAFINDAN yeni bir din ürettiler. Ürettikleri din, aslında İslam öncesi şirk dininin İslam maskesi giydirilmiş halinden ibaretti. İşte Hz. Hüseyin, dedesi Muhammed Mustafa’nın ve babası Hz. Ali’nin toplumcu, devrimci, ilerici İslam’ını kurtarmak uğruna Kerbela kıyamını gerçekleştirdi. Hz. Hüseyin ölüme yürüdüğünü bildiği halde İslamî değerlerden vazgeçmedi. Duyan var mı? Bilen var mı ?. Hisseden, anan ve ders çıkaran var mı ? Lakin Hz. Hüseyin´i  Kerbela´da kuşatanlar, günlerce aç ve susuz bırakanlar, kundaktaki oğluna ok atıp boğazına saplayanlar ve en hainane biçimde canını alanlar çoktan terk etmişler di İslam’ı… Bundandır ki Hz. Hüseyin, Yezit halife ilan edildiğinde şöyle demişti: “Ümmete Yezit gibi biri halife oluyor ve ümmet de buna razı oluyorsa o halde İslam’la vedalaşılmış demektir.”  Iy haftalar dilerim .  
Ekleme Tarihi: 21 Haziran 2026 -Pazar

Muharrem ayında Kerbela sadece tarihte mi kaldı?

Değerli Okuyucularım Muharem ayı Alevleviler dünyasında AŞURE GUNU OLARAK KUTLANIR ALEVİLER İÇİN ACILARIN HATIRLANDIĞI AYDIR  , Aleviler Kerbelâ olayını bir kutlama olarak değil, bir yas ve matem dönemi olarak anarlar.

Kerbelâ'da Hüseyin bin Ali ve yakınlarının YEZİT tarafından şehit edilmesi, İslam takvimine göre Muharrem ayının 10. günü (Aşura Günü) gerçekleşmiştir.

Bu nedenle Aleviler her yıl:

  • Muharrem ayında matem tutarlar. 

  • Genellikle 12 gün Muharrem Orucu tutarlar. 

  • Su içmemek, eğlenceden uzak durmak ve sade bir yaşam sürmek gibi uygulamalarla Kerbelâ şehitlerini anarlar. 

  • Orucun ardından Aşure hazırlanıp paylaşılır. 

2026 yılında Muharrem ayının başlangıcı hicrî takvime göre değişmekle birlikte, anma ve matem törenleri yine Muharrem ayında gerçekleştirilecektir.

Kısacası, Aleviler Kerbelâ'yı Muharrem ayında anarlar; bunu bir bayram veya kutlama değil, yas dönemi olarak değerlendirirler.

  Bu Münasebetle Muharem Ayınızı acınızı paylaşırım.

Muharrem ayı geldiğinde kürsülerden Kerbela anlatılır, gözyaşları dökülür, Hz. Hüseyin'in susuz bırakılışı hatırlatılır.

Peki ya sonra?

Kerbela'yı sadece anmak mı gerekir, yoksa anlamak mı?

Çünkü Kerbela'nın asıl önemi, tarihin bir köşesinde yaşanmış acı bir olay olmasında değil; iktidar ile adalet arasındaki büyük hesaplaşmanın sembolü olmasındadır.

Hz. Hüseyin'in karşısındaki güç, kendisini devlet olarak tanımlıyordu. Ordusu vardı, bürokrasisi vardı, kadıları vardı, sarayı vardı. Üstelik dini söylemleri de eksik değildi.

Ama bütün bunlar onu haklı yapmaya yetmedi. Çünkü tarihte hiçbir saray, adaletin yerine geçemedi.

Hiçbir iktidar, gücünü hakikatin üstüne çıkaramadı.Hiçbir yönetim, korkuyu vicdanın önüne koyarak kalıcı olamadı. Kerbela'nın bize anlattığı gerçek budur.

Bugün de dünyanın birçok ülkesinde insanlar aynı soruyu soruyor:

Adalet gerçekten herkes için mi işliyor?

Yoksa güçlü olan için başka, sıradan vatandaş için başka mı uygulanıyor?

Liyakat gerçekten esas mı alınıyor? Yoksa makamlar ve mevkiler ehline değil, yakınına, taraftarına ve sadakat gösterene mi veriliyor? Devlet, milletin emaneti olarak mı görülüyor?

Yoksa bir grubun, bir çevrenin veya bir siyasi anlayışın mülkü gibi mi yönetiliyor?

İşte Kerbela'nın güncelliği tam burada ortaya çıkıyor.

Çünkü Kerbela'nın özü susuzluk değil, adaletsizliktir.Kerbela'nın özü savaş değil, iktidarın denetlenemez hale gelmesidir.

Kerbela'nın özü ölüm değil, hakikatin susturulmak istenmesidir.Tarih boyunca bütün otoriter yapılar aynı yöntemi kullandı. Önce itiraz edenleri "fitneci" ilan ettiler.

Sonra eleştirenleri susturdular.Ardından kendilerine biat etmeyenleri düşmanlaştırdılar.

Ve en sonunda toplumun önemli bir kısmını sessizliğe mahkûm ettiler.

GELİN SİZE BİRAZ KERBELA OLAYINI ANLATAYIM,

Biz gerçekten Hüseyin’den yana mıyız, yoksa farkında olmadan Yezit’in safında mı yer alıyoruz?

​ Peygamber’in vefatından henüz 70 yıl sonra, O’nun en sevgili torununun "Müslümanım" diyen bir ordu tarafından hunharca katledilmesinin ardındaki perdeyi aralıyor.  Kerbela’da toprağa gömülen yalnızca Hz. Hüseyin’in bedeni değildi; orada Muhammedî İslam’ın ta kendisi 73 kez katledildi.

 "İslam’ın beş şartı" kavramına getirilen köklü eleştiri. Kılıç, namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerin ritüel olduğunu, bir sistemin "şartı" olabilmesi için o ilke ortadan kalktığında sistemin de çömesi gerektiğini savunuyor. BU EMEVİ ALDATMASIDIR.

Ve Kur’an ayetleriyle islamın beş şartı sabit olan gerçek beş şartı şöyle sıralıyor:

Adalet

​Emanet

​Ehliyet (Liyakat)

​Maslahat (Kamusal Yarar)

​Meşveret (Danışma ve Şura)

​ ​Emevi Zihniyetinin Maskeli İslam’ı

​ Emevi halifeleri Muaviye ve Yezid’in Kur’an’ın bu devrimci ve ilerici ilkelerini nasıl yozlaştırdığını net bir bir şekilde görelim: "Yeter ki namaz kıl ama adaletsizliğe itiraz etme! Yeter ki oruç tut ama yoksulun halini sorma!"

İşte Hz. Hüseyin, tam olarak bu afyonlaştırılmış, şirke bulandırılmış ve saltanat maskesi takılmış din üretimine karşı kıyam etti. "Fitne çıkarma" diyen zamanın saray ulemasına inat, dedesi Muhammed Mustafa’nın adalet dinini kurtarmak için ölüme yürüdü.

, Rad Suresi 11. ayetiyle yapılan o büyük uyarıda saklı: "Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez."

​   

Mahatma Gandhi’nin de dediği gibi; Hz. Hüseyin sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın ortak şerefi ve şehididir. ​

Bir Vicdan Muhasebesi: Kerbela’da Katledilen İslam’ın Beş Şartı idi! İslam dünyası yüzyıllardır Muharrem ayında bir matemi yaşar, Kerbela çölünde susuz bırakılarak katledilen Hz. Hüseyin ve 72 can için gözyaşı döker

Oysa Hz. Hüseyin'in mirası sessizlik değil, haksızlık karşısında söz söyleme cesaretidir.

Bugün Hz. Hüseyin'i sevdiğini söyleyen herkes önce aynaya bakmalıdır.Haksızlığa uğrayanın kimliğine göre tavır değiştiriyorsak..Adaleti kendi siyasi görüşümüz için istiyorsak...

Liyakati değil sadakati ödüllendiriyorsak...

Devlet imkanlarını bir emanet değil ganimet gibi görüyorsak...O zaman Kerbela'yı anlamamışız demektir.

Çünkü Hüseyin'i sevmek kolaydır. Zor olan Hüseyin'in tarafında durabilmektir.

Bugün İslam dünyasının en büyük sorunu teknoloji eksikliği değildir.

Petrol eksikliği değildir.Doğal kaynak eksikliği hiç değildir.Asıl sorun adalet eksikliğidir.

Asıl sorun hesap verebilirlik eksikliğidir.

Asıl sorun yönetenlerin kendilerini hukukun üstünde görmeye başlamasıdır.

Kerbela'nın üzerinden 14 asır geçti. Ancak her dönemde yeni Yezitler, yeni saraylar ve yeni biat mekanizmaları ortaya çıktı.

Buna karşılık her dönemde hakikati savunmanın bedelini ödeyen insanlar da oldu.

Bu nedenle Kerbela'yı anmak, yalnızca matem tutmak değildir.

Kerbela'yı anmak; adalet istemektir.Emanete sahip çıkmaktır.Liyakati savunmaktır.

Güce değil hakka yaslanmaktır.

Çünkü tarih bize şunu göstermiştir:İktidarlar büyüyebilir.Saraylar yükselebilir.

Ordular güçlenebilir. Fakat sonunda kazanan hep adalet fikri olmuştur.

Bugün Kerbela'nın önümüzde duran asıl sorusu şudur:

Hz. Hüseyin'i sevdiğimizi söylüyoruz...

Peki onun uğruna can verdiği adalet mücadelesinin neresindeyiz?

 

Sonuçta

 Muhammedî İslam’ı yerle yeksan edip YEZİDİ TARAFINDAN yeni bir din ürettiler. Ürettikleri din, aslında İslam öncesi şirk dininin İslam maskesi giydirilmiş halinden ibaretti.

İşte Hz. Hüseyin, dedesi Muhammed Mustafa’nın ve babası Hz. Ali’nin toplumcu, devrimci, ilerici İslam’ını kurtarmak uğruna Kerbela kıyamını gerçekleştirdi.

Hz. Hüseyin ölüme yürüdüğünü bildiği halde İslamî değerlerden vazgeçmedi.

Duyan var mı? Bilen var mı ?. Hisseden, anan ve ders çıkaran var mı ?

Lakin Hz. Hüseyin´i  Kerbela´da kuşatanlar, günlerce aç ve susuz bırakanlar, kundaktaki oğluna ok atıp boğazına saplayanlar ve en hainane biçimde canını alanlar çoktan terk etmişler di İslam’ı…

Bundandır ki Hz. Hüseyin, Yezit halife ilan edildiğinde şöyle demişti: “Ümmete Yezit gibi biri halife oluyor ve ümmet de buna razı oluyorsa o halde İslam’la vedalaşılmış demektir.”

 Iy haftalar dilerim .

 
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.