Ahmet Gözen
Köşe Yazarı
Ahmet Gözen
 

Kaplumbağanın ters çevrildiği ülke, bir liyakat ve vicdan muhasebesi

​Değerli Okuyucularım Uzun bir Kurban Bayramı tatilinden sonra hayata yeniden başladık. Gerçeklerle ihanetlerle sevgi ile yüz yüze geldik İyi Haftalar dilerim. ERMAN ÇETİN MEZARI Bayram Sebebiyle  Yeğenim Sn Rahmet lİ Erman Çetin ve tüm Ölmüşlerimin mezarlarını ziyaret  ettim . Rahmetli Rahmet li Erman Çetinin ÖLÜSÜNDEN DİRİSİNDEN FAYDALANAN KİŞİLERİN MEZARININ BAŞINA BİR MERMER TAŞ BİLE KONMAYIŞINI ÜZÜLEREK GÖRDÜM.    Konuyla İlgili Olarak Sadece Kız kardeşi Elvan Çetin Kızımızın ilgilendiğini üzülerek şahit oldum.  Lafa Gelince BİRİLERİ ERMAN ÇETİNİN ÖLÜSÜNDEN DİRİSİNDEN FAYDALANMASINI BİLİYORLAR UTANMAZLAR GİDİN MEZARINA İSMİNİN YAZILI OLDUĞU MEZAR TAŞI DAMI KOYAMADINIZ YAZIKLAR OLSUN SİZE .    Aşağıdaki resim de göreceğiniz üzerine neredeyse mezar kaybolmak üzere. YAZIKLAR OLSUN SİZE. Burada Elvan Çetin Kızıma teşekkür ederim Abisinin mezarı ile ilgilendiği için            Bakın Mezarın Hali Bu Durumda Erman Öleli bir yılı geçti Hadi Mezarı Yaptıramadınız Yahu Bir Mermerden Erman Çetin İsmi demi Yazdırama dınız.  Erman çetin İsmini kullanarak ondan faydalananlar Siz gerçekten çok ayıp ettiniz. Eğer Bu mezarı YAPTIRMAZ İSENİZ 6 AY İÇİNDE ben yaptıracağım buda böyle biline size saygısızlık yapmak istemiyorum  . Poz Poz Resim Çektirmek marifet değil.       Ben 25 yıl Birlikte olduğum yeğenimin mezarını sahipsiz bırakamam. KAPLUMBAĞANIN TERS ÇEVRİLDİĞİ ÜLKE  BİR LİYAKAT  VE VİCDAN MUHASEBESİ Değerli Okuyucularım  Türkiye şu anda Pahallığı geçim derdini unuttu BİR TARAFTA KEMAL KILIÇTAROGLU BİR TARAFTA ÖZGÜR ÖZEL  bu konuyla ilgili hiçbir şey yazmak istemiyorum .  Ancak; Bu Konuda Sayın Recep Tayyip Erdoğan beyi takdir etmemek mümkün değil bir anda Türkiye gündemini değiştirdi artık seçimlere kadar Kemel Kılıçtaroğlu ve Özgür özel muhabbeti devam eder . Bakın Sıkı Kemal Kılıçtaroğlu karşıtı olanlar bir ay sonra Kemal Bey İle ilgili Resim çektirmek için sıraya girerler.    Burada Istanbul da Konustuğum ÇOK ÖNEMLİ HATIRI SAYILI BİR İŞ ADAMI,  AHMET KARDEŞ SAYIN ÖZGÜR ÖZEL DERHAL PARTİ KURRMALI ÇÜNKÜ ARKASINDA MACARİSTAN SEÇİMLERİNDEKİ OLAY TÜRKİYEDE TEKRAR EDEBİLİR DEDİ. MACARİSTANDA NE OLMUŞTU Macaristan’da yapılan 2026 seçimleri yalnızca bir iktidar değişimi değil, Avrupa siyasetinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. 16 yıldır ülkeyi yöneten Viktor Orbán ve partisi Fidesz, seçimleri muhalefetin adayı Péter Magyar karşısında kaybetti. Macaristan’da Bir Devrin Sonu: Orbán Karşısında Muhalefetin Zaferi Macaristan halkı sandıkta tarihi bir karar verdi. Yıllardır Avrupa'nın en güçlü ve en tartışmalı liderlerinden biri olarak gösterilen Viktor Orbán, 16 yıllık iktidarın ardından seçimleri kaybetti. Muhalefetin adayı Péter Magyar ise yalnızca bir seçim zaferi kazanmadı; aynı zamanda ülkede değişim isteyen milyonların sesi haline geldi. Orbán yıllar boyunca milliyetçi politikaları, Avrupa Birliği ile yaşadığı gerilimler ve güçlü lider profiliyle dikkat çekti. Destekçileri onu ülkesinin çıkarlarını koruyan kararlı bir devlet adamı olarak görürken, eleştirmenleri ise demokratik kurumları zayıflatmakla suçladı. Bu nedenle 2026 seçimi, sadece partiler arasında değil, Macaristan’ın gelecekte hangi yöne gideceğine ilişkin bir referandum niteliği taşıyordu. Muhalefetin lideri Péter Magyar ise kampanyasını yolsuzlukla mücadele, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden normalleştirilmesi üzerine kurdu. Üstelik Çok Kısa Politik hayatı vardı Özellikle genç seçmenler ve ekonomik sıkıntılardan etkilenen kesimler değişim talebini sandığa taşıdı. Rekor düzeydeki seçmen katılımı da bu isteğin en somut göstergesi oldu.   Macaristan’da yeni dönemin nasıl şekilleneceği henüz net olmasa da seçmenlerin verdiği mesaj oldukça açık: Uzun yıllar süren iktidarlar bile halkın değişim talebi karşısında sonsuz değildir.    Bugün Budapeşte’de yaşanan siyasi değişim, yalnızca Macaristan için değil, Avrupa’daki popülist ve milliyetçi hareketler açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak görülüyor.     Macaristan’da sandıktan çıkan sonuç, demokrasilerde son sözü her zaman seçmenin söylediğini bir kez daha göstermiştir.   Yukarıda size sunduğum yazım size bir şeyler anlattı sanırım. GELELİM KAPLUMBAĞA HİKAYESİNE Bazı hikâyeler vardır; ilk okuduğunuzda yüzünüzde hafif bir tebessüm bırakır. İkinci okuyuşta derin bir düşünceye sevk eder. Üçüncüde ise insanın içine, kaçınılması imkânsız ağır bir memleket gerçeği gibi çöker. Tam da bugün içinden geçtiğimiz günlerin, yaşadığımız toplumsal erozyonun fotoğrafı gibi… ​Eskilerin anlattığı o meşhur kıssadır: Kaplumbağaya sormuşlar: “Karşı köye ne kadar zamanda gidersin?” ​O da başlamış bilgece hesap yapmaya… Yağmuru hesap etmiş, çamuru hesap etmiş. Rüzgârı, yokuşu, önündeki dik inişleri düşünmüş. Tedbirini almış, temkinli davranmış. En önemlisi de kendi hızını, kendi sınırını bilmiş. ​“Üç günlük yol ama…” demiş, “Ben tedbiren altı günde giderim.”    Aradan altı gün geçmiş, yedi gün geçmiş, haftalar devrilmiş… Bakmışlar ki kaplumbağa hâlâ hedeflediği menzile varamamış. Merak edip aramışlar, yolun ortasında bulmuşlar. Ama ne görsünler? Sebep ne doğadaymış ne yolda ne de mesafede… ​Kaplumbağa, yaşlı gözlerle fısıldamış: “Ben her hızlanmaya, her üretmeye, her menzile varmaya yaklaştığımda; birileri tutup beni ters çevirdi…” ​  Mesele Bir Hayvan Hikâyesi Değil, Memleket Manzarasıdır!    İşte tam burada mesele bir fabl olmaktan, bir hayvan hikâyesi olmaktan çıkıyor; acı, çıplak ve sarsıcı bir Türkiye fotoğrafına dönüşüyor. Çünkü bugün bu topraklarda yaşayan, üreten, namusuyla ayakta kalmaya çalışan binlerce nitelikli insanın hikâyesi tam olarak budur. Bugün bu ülkede: ​Çalışanı yoran sadece işin yükü değildir; liyakatsiz yöneticilerin kaprisleridir. ​Üreteni tüketen sadece ekonomik kriz, artan maliyetler değildir; emeğin değersizleştirilmesidir. ​İnsanı en çok yavaşlatan; doğanın kanunları değil; kendi çevresi, kendi sistemi ve bizzat kurulan bu çarpık düzendir. ​Bir insan tırnaklarıyla kazıyarak yükselmeye başladığında, hemen arkasından birileri sinsice uzanıp ayağından çekmeye çalışıyor. Bir genç, arkasında hiçbir "dayısı" olmadan başarı gösterdiğinde; "Bu çocuk bunu nasıl başardı, dehası nedir?" diye sorulacağına; kulislerde "Acaba arkasında kim var, kimden destek aldı?" diye fısıldanıyor. ​   Bir hukukçu ömrünü adalete adayıp emek verdiğinde, kürsüdeki bilgisi değil, yukarılardaki bağlantısı konuşuluyor. Bir girişimci, bir sanayici istihdam yaratmak, katma değer üretmek için yola çıktığında; önüne ufuk açıcı vizyonlar yerine, bürokratik engeller ve hantal prosedürler diziliyor.   Bir memur masasında dürüst, rüşvetsiz ve dik durduğunda; ödüllendirileceği yerde sistem tarafından yalnızlaştırılıyor, "uyumsuz" ilan ediliyor. Bir siyasetçi ilkeli, ahlaklı ve temiz kalmaya çalıştığında ise sistemin dişlileri arasında "Fazla saf, fazla temiz, bu işi beceremez" denilerek tasfiye ediliyor. Biz Fırtınayla Değil, Birbirimizle Mücadele Ediyoruz ​En acısı da ne biliyor musunuz? Biz toplum olarak enerjimizi dünyayla rekabet etmeye, bilime, teknolojiye, tarımda ve sanayide devrim yapmaya harcamıyoruz. Biz fırtınayla değil, birbirimizle mücadele ediyoruz. Komşunun tavuğu komşuya kaz görüneceğine, komşunun başarısı diğerine tehdit gibi geliyor. ​Oysa gelişmiş, medeni toplumların sırrı çok basittir: Onlar birbirini ters çevirip sırtüstü bırakmazlar; birbirlerini elinden tutup ayağa kaldırırlar. Bir insanın başarısı, o toplumun seviyesinin yükseldiğinin göstergesidir, bir tehdit değil! ​Ama biz yıllardır aynı o kahredici girdabın içindeyiz: ​Yükseleni aşağı çekmek… Koşanı yavaşlatmak… Üreteni yalnızlığa mahkûm etmek… Sonra da aynanın karşısına geçip, pişkince "Biz neden ilerleyemiyoruz, neden bu krizlerden çıkamıyoruz?" diye hayıflanmak… ​Kaplumbağanın hikâyesi bu yüzden yalnızca bir masal değildir dostlar. Bu hikâye; liyakatin süresiz ertelendiği, emeğin acımasızca sınandığı, sabrın son raddesine kadar zorlandığı toplumların tam kendisidir, aynadaki aksidir. Fakat Yine de Umut Vardır… ​Karanlık tabloya bakıp da teslim olacak değiliz. Çünkü bu topraklar, tüm bu çürümeye rağmen iyi insanların tamamen tükenmediği topraklardır. Bu ülkenin mayası sağlamdır. ​   Hâlâ cebindeki son harçlığı gizlice öğrencisinin çantasına koyan o fedakâr öğretmenler var.     Hâlâ önündeki dosyayı, arkasındaki siyasi güce değil, göğsündeki vicdana bakarak inceleyen hâkimler var.    Hâlâ paranın gücüne eğilmeyen, doğruluktan vazgeçmeyen hukukçular var.  Ve hâlâ makam koltuğuna oturduğunda  "önce insan, önce millet" diyebilen namuslu bürokratlar, memurlar var. ​  Belki de asıl sorun, kötülüğün ve liyakatsizliğin çok güçlü olması değil; bu ülkenin yetişmiş, dürüst ve iyi insanlarının çok uzun süredir sessiz kalmasıdır. Sessizce sırtüstü çevrilmeyi beklemesidir.     Artık bu topraklarda insanların birbirinin kuyusunu kazmadığı, birbirini ters çevirip çaresiz bırakmadığı yeni bir toplumsal iklime, yeni bir vicdan hareketine ihtiyaç vardır. Aynı gökyüzünün altında yaşarken, birbirimizin yolunu kesmek yerine yolunu açmayı öğrenemediğimiz sürece; ne o kaplumbağa karşı köye ulaşabilecek ne de bu memleket aradığı o huzurlu ve müreffeh günlere kavuşabilecek. ​Büyük usta Dostoyevski’nin o meşhur ve zamansız sorusuyla bitirelim: "Böylesine güzel bir gökyüzünün altında, bu kadar kötü insan nasıl yaşayabiliyordu…" ​Gelin, bu güzel gökyüzünün altını yeniden iyiliğin, liyakatin ve adaletin yurdu yapalım. Birbirimizi ters çevirmeyi değil, el birliğiyle ayağa kaldırmayı öğrenelim.  
Ekleme Tarihi: 31 Mayıs 2026 -Pazar

Kaplumbağanın ters çevrildiği ülke, bir liyakat ve vicdan muhasebesi

​Değerli Okuyucularım Uzun bir Kurban Bayramı tatilinden sonra hayata yeniden başladık. Gerçeklerle ihanetlerle sevgi ile yüz yüze geldik İyi Haftalar dilerim.

ERMAN ÇETİN MEZARI

Bayram Sebebiyle  Yeğenim Sn Rahmet lİ Erman Çetin ve tüm Ölmüşlerimin mezarlarını ziyaret  ettim .

Rahmetli Rahmet li Erman Çetinin ÖLÜSÜNDEN DİRİSİNDEN FAYDALANAN KİŞİLERİN MEZARININ BAŞINA BİR MERMER TAŞ BİLE KONMAYIŞINI ÜZÜLEREK GÖRDÜM.

   Konuyla İlgili Olarak Sadece Kız kardeşi Elvan Çetin Kızımızın ilgilendiğini üzülerek şahit oldum.

 Lafa Gelince BİRİLERİ ERMAN ÇETİNİN ÖLÜSÜNDEN DİRİSİNDEN FAYDALANMASINI BİLİYORLAR UTANMAZLAR GİDİN MEZARINA İSMİNİN YAZILI OLDUĞU MEZAR TAŞI DAMI KOYAMADINIZ YAZIKLAR OLSUN SİZE .

   Aşağıdaki resim de göreceğiniz üzerine neredeyse mezar kaybolmak üzere. YAZIKLAR OLSUN SİZE. Burada Elvan Çetin Kızıma teşekkür ederim Abisinin mezarı ile ilgilendiği için          

 Bakın Mezarın Hali Bu Durumda Erman Öleli bir yılı geçti Hadi Mezarı Yaptıramadınız Yahu Bir Mermerden Erman Çetin İsmi demi Yazdırama dınız.

 Erman çetin İsmini kullanarak ondan faydalananlar Siz gerçekten çok ayıp ettiniz. Eğer Bu mezarı YAPTIRMAZ İSENİZ 6 AY İÇİNDE ben yaptıracağım buda böyle biline size saygısızlık yapmak istemiyorum  . Poz Poz Resim Çektirmek marifet değil.

      Ben 25 yıl Birlikte olduğum yeğenimin mezarını sahipsiz bırakamam.

KAPLUMBAĞANIN TERS ÇEVRİLDİĞİ ÜLKE  BİR LİYAKAT  VE VİCDAN MUHASEBESİ

Değerli Okuyucularım  Türkiye şu anda Pahallığı geçim derdini unuttu BİR TARAFTA KEMAL KILIÇTAROGLU BİR TARAFTA ÖZGÜR ÖZEL  bu konuyla ilgili hiçbir şey yazmak istemiyorum .

 Ancak; Bu Konuda Sayın Recep Tayyip Erdoğan beyi takdir etmemek mümkün değil bir anda Türkiye gündemini değiştirdi artık seçimlere kadar Kemel Kılıçtaroğlu ve Özgür özel muhabbeti devam eder . Bakın Sıkı Kemal Kılıçtaroğlu karşıtı olanlar bir ay sonra Kemal Bey İle ilgili Resim çektirmek için sıraya girerler.

   Burada Istanbul da Konustuğum ÇOK ÖNEMLİ HATIRI SAYILI BİR İŞ ADAMI,

 AHMET KARDEŞ SAYIN ÖZGÜR ÖZEL DERHAL PARTİ KURRMALI ÇÜNKÜ ARKASINDA MACARİSTAN SEÇİMLERİNDEKİ OLAY TÜRKİYEDE TEKRAR EDEBİLİR DEDİ.

MACARİSTANDA NE OLMUŞTU

Macaristan’da yapılan 2026 seçimleri yalnızca bir iktidar değişimi değil, Avrupa siyasetinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. 16 yıldır ülkeyi yöneten Viktor Orbán ve partisi Fidesz, seçimleri muhalefetin adayı Péter Magyar karşısında kaybetti.

Macaristan’da Bir Devrin Sonu:

Orbán Karşısında Muhalefetin Zaferi

Macaristan halkı sandıkta tarihi bir karar verdi. Yıllardır Avrupa'nın en güçlü ve en tartışmalı liderlerinden biri olarak gösterilen Viktor Orbán, 16 yıllık iktidarın ardından seçimleri kaybetti.

Muhalefetin adayı Péter Magyar ise yalnızca bir seçim zaferi kazanmadı; aynı zamanda ülkede değişim isteyen milyonların sesi haline geldi.

Orbán yıllar boyunca milliyetçi politikaları, Avrupa Birliği ile yaşadığı gerilimler ve güçlü lider profiliyle dikkat çekti.

Destekçileri onu ülkesinin çıkarlarını koruyan kararlı bir devlet adamı olarak görürken, eleştirmenleri ise demokratik kurumları zayıflatmakla suçladı. Bu nedenle 2026 seçimi, sadece partiler arasında değil, Macaristan’ın gelecekte hangi yöne gideceğine ilişkin bir referandum niteliği taşıyordu.

Muhalefetin lideri Péter Magyar ise kampanyasını yolsuzlukla mücadele, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden normalleştirilmesi üzerine kurdu. Üstelik Çok Kısa Politik hayatı vardı

Özellikle genç seçmenler ve ekonomik sıkıntılardan etkilenen kesimler değişim talebini sandığa taşıdı. Rekor düzeydeki seçmen katılımı da bu isteğin en somut göstergesi oldu.

  Macaristan’da yeni dönemin nasıl şekilleneceği henüz net olmasa da seçmenlerin verdiği mesaj oldukça açık: Uzun yıllar süren iktidarlar bile halkın değişim talebi karşısında sonsuz değildir.

   Bugün Budapeşte’de yaşanan siyasi değişim, yalnızca Macaristan için değil, Avrupa’daki popülist ve milliyetçi hareketler açısından da önemli sonuçlar doğurabilecek bir gelişme olarak görülüyor.

    Macaristan’da sandıktan çıkan sonuç, demokrasilerde son sözü her zaman seçmenin söylediğini bir kez daha göstermiştir.

  Yukarıda size sunduğum yazım size bir şeyler anlattı sanırım.

GELELİM KAPLUMBAĞA HİKAYESİNE

Bazı hikâyeler vardır; ilk okuduğunuzda yüzünüzde hafif bir tebessüm bırakır. İkinci okuyuşta derin bir düşünceye sevk eder. Üçüncüde ise insanın içine, kaçınılması imkânsız ağır bir memleket gerçeği gibi çöker. Tam da bugün içinden geçtiğimiz günlerin, yaşadığımız toplumsal erozyonun fotoğrafı gibi…

​Eskilerin anlattığı o meşhur kıssadır:
Kaplumbağaya sormuşlar: “Karşı köye ne kadar zamanda gidersin?”
​O da başlamış bilgece hesap yapmaya… Yağmuru hesap etmiş, çamuru hesap etmiş. Rüzgârı, yokuşu, önündeki dik inişleri düşünmüş. Tedbirini almış, temkinli davranmış. En önemlisi de kendi hızını, kendi sınırını bilmiş.
​“Üç günlük yol ama…” demiş, “Ben tedbiren altı günde giderim.”

   Aradan altı gün geçmiş, yedi gün geçmiş, haftalar devrilmiş… Bakmışlar ki kaplumbağa hâlâ hedeflediği menzile varamamış. Merak edip aramışlar, yolun ortasında bulmuşlar. Ama ne görsünler? Sebep ne doğadaymış ne yolda ne de mesafede…
​Kaplumbağa, yaşlı gözlerle fısıldamış:

“Ben her hızlanmaya, her üretmeye, her menzile varmaya yaklaştığımda; birileri tutup beni ters çevirdi…”

​  Mesele Bir Hayvan Hikâyesi Değil, Memleket Manzarasıdır!

   İşte tam burada mesele bir fabl olmaktan, bir hayvan hikâyesi olmaktan çıkıyor; acı, çıplak ve sarsıcı bir Türkiye fotoğrafına dönüşüyor. Çünkü bugün bu topraklarda yaşayan, üreten, namusuyla ayakta kalmaya çalışan binlerce nitelikli insanın hikâyesi tam olarak budur.

Bugün bu ülkede:
Çalışanı yoran sadece işin yükü değildir; liyakatsiz yöneticilerin kaprisleridir.
​Üreteni tüketen sadece ekonomik kriz, artan maliyetler değildir; emeğin değersizleştirilmesidir.

​İnsanı en çok yavaşlatan; doğanın kanunları değil; kendi çevresi, kendi sistemi ve bizzat kurulan bu çarpık düzendir.
Bir insan tırnaklarıyla kazıyarak yükselmeye başladığında, hemen arkasından birileri sinsice uzanıp ayağından çekmeye çalışıyor. Bir genç, arkasında hiçbir "dayısı" olmadan başarı gösterdiğinde; "Bu çocuk bunu nasıl başardı, dehası nedir?" diye sorulacağına; kulislerde "Acaba arkasında kim var, kimden destek aldı?" diye fısıldanıyor.

​   Bir hukukçu ömrünü adalete adayıp emek verdiğinde, kürsüdeki bilgisi değil, yukarılardaki bağlantısı konuşuluyor. Bir girişimci, bir sanayici istihdam yaratmak, katma değer üretmek için yola çıktığında; önüne ufuk açıcı vizyonlar yerine, bürokratik engeller ve hantal prosedürler diziliyor.

  Bir memur masasında dürüst, rüşvetsiz ve dik durduğunda; ödüllendirileceği yerde sistem tarafından yalnızlaştırılıyor, "uyumsuz" ilan ediliyor. Bir siyasetçi ilkeli, ahlaklı ve temiz kalmaya çalıştığında ise sistemin dişlileri arasında "Fazla saf, fazla temiz, bu işi beceremez" denilerek tasfiye ediliyor.

Biz Fırtınayla Değil, Birbirimizle Mücadele Ediyoruz
​En acısı da ne biliyor musunuz? Biz toplum olarak enerjimizi dünyayla rekabet etmeye, bilime, teknolojiye, tarımda ve sanayide devrim yapmaya harcamıyoruz. Biz fırtınayla değil, birbirimizle mücadele ediyoruz. Komşunun tavuğu komşuya kaz görüneceğine, komşunun başarısı diğerine tehdit gibi geliyor.

​Oysa gelişmiş, medeni toplumların sırrı çok basittir: Onlar birbirini ters çevirip sırtüstü bırakmazlar; birbirlerini elinden tutup ayağa kaldırırlar. Bir insanın başarısı, o toplumun seviyesinin yükseldiğinin göstergesidir, bir tehdit değil!

​Ama biz yıllardır aynı o kahredici girdabın içindeyiz:
​Yükseleni aşağı çekmek… Koşanı yavaşlatmak… Üreteni yalnızlığa mahkûm etmek… Sonra da aynanın karşısına geçip, pişkince "Biz neden ilerleyemiyoruz, neden bu krizlerden çıkamıyoruz?" diye hayıflanmak…

​Kaplumbağanın hikâyesi bu yüzden yalnızca bir masal değildir dostlar. Bu hikâye; liyakatin süresiz ertelendiği, emeğin acımasızca sınandığı, sabrın son raddesine kadar zorlandığı toplumların tam kendisidir, aynadaki aksidir.

Fakat Yine de Umut Vardır…
Karanlık tabloya bakıp da teslim olacak değiliz. Çünkü bu topraklar, tüm bu çürümeye rağmen iyi insanların tamamen tükenmediği topraklardır. Bu ülkenin mayası sağlamdır.
​   Hâlâ cebindeki son harçlığı gizlice öğrencisinin çantasına koyan o fedakâr öğretmenler var.

    Hâlâ önündeki dosyayı, arkasındaki siyasi güce değil, göğsündeki vicdana bakarak inceleyen hâkimler var.

   Hâlâ paranın gücüne eğilmeyen, doğruluktan vazgeçmeyen hukukçular var.

 Ve hâlâ makam koltuğuna oturduğunda

 "önce insan, önce millet" diyebilen namuslu bürokratlar, memurlar var.

​  Belki de asıl sorun, kötülüğün ve liyakatsizliğin çok güçlü olması değil; bu ülkenin yetişmiş, dürüst ve iyi insanlarının çok uzun süredir sessiz kalmasıdır. Sessizce sırtüstü çevrilmeyi beklemesidir.

    Artık bu topraklarda insanların birbirinin kuyusunu kazmadığı, birbirini ters çevirip çaresiz bırakmadığı yeni bir toplumsal iklime, yeni bir vicdan hareketine ihtiyaç vardır. Aynı gökyüzünün altında yaşarken, birbirimizin yolunu kesmek yerine yolunu açmayı öğrenemediğimiz sürece; ne o kaplumbağa karşı köye ulaşabilecek ne de bu memleket aradığı o huzurlu ve müreffeh günlere kavuşabilecek.

Büyük usta Dostoyevski’nin o meşhur ve zamansız sorusuyla bitirelim:
"Böylesine güzel bir gökyüzünün altında, bu kadar kötü insan nasıl yaşayabiliyordu…"
​Gelin, bu güzel gökyüzünün altını yeniden iyiliğin, liyakatin ve adaletin yurdu yapalım.

Birbirimizi ters çevirmeyi değil, el birliğiyle ayağa kaldırmayı öğrenelim.
 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.