Yeni Parti Aydın’da ezber bozan bir demokrasi sınavı verdi. İl başkanını delegeler değil, partiye kayıtlı üyeler seçti. Peki, diğer siyasi partiler neden aynı cesareti gösteremiyor?
Türkiye siyasetinde yıllardır tartışılan bir konu var: Delege sistemi!
Partilerin il ve ilçe kongrelerinde, milletvekili adaylarının belirlenmesinde, hatta belediye başkanlığı adaylıklarında çoğu zaman üyelerin tamamı değil, sınırlı sayıdaki delegeler söz sahibi oluyor.
Böyle olunca da parti tabanının iradesi yerine dar grupların tercihleri ön plana çıkabiliyor.
İşte Aydın’da yapılan Yeni Parti İl Başkanlığı ön seçimi, bu tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.
18 Ekim 2026’da gerçekleştirilen seçimde, Aydın’ın 17 ilçesinde partiye kayıtlı üyeler sandık başına gitti. Beş adayın yarıştığı seçimde Dilaver Demir, 4 bin 152 oy alarak Yeni Parti Aydın İl Başkanı seçildi. En yakın rakibi Kemal Güneri ise 3 bin 412 oyda kaldı.
Aradaki fark 740 oy!
Ancak burada asıl önemli olan, yalnızca kimin kazandığı değil, başkanın hangi yöntemle seçildiğidir.
ÜYENİN İRADESİ, DELEGENİN GÖLGESİNDE KALMAMALI
Aydın’daki seçimde 18 bin 458 kayıtlı üyenin bulunduğu açıklandı. Paylaşılan sonuçlara göre adaylara toplam 10 bin 572 oy verildi.
Bu seçim, siyasi partiler açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir mesaj taşıyor:
Partinin yükünü çeken, seçim zamanı kapı kapı dolaşan, vatandaşla yüz yüze gelen üyeler, kendi yöneticilerini belirleme konusunda da söz sahibi olmalıdır.
Elbette delege sistemi, siyasi partilerin mevzuatında yer alan bir yöntemdir. Ancak demokratik katılımı artırmak mümkünken neden daha geniş bir üye iradesinden çekinilsin?
Partinin sahibi birkaç delege değil, o partinin bütün üyeleridir!
AYNI YÖNTEM MİLLETVEKİLİ VE BELEDİYE BAŞKANLIĞI ADAYLIKLARINDA DA UYGULANSIN
Benim önerim açık ve nettir.
Milletvekili adaylarını yalnızca genel merkez yöneticileri veya sınırlı sayıdaki delegeler belirlemesin.
Belediye başkan adayları da kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklarla ortaya çıkmasın.
Partiye kayıtlı üyeler, kendi bölgelerinde kimi milletvekili, kimi belediye başkanı olarak görmek istediklerine karar verebilsin.
Elbette bu sistemin sağlıklı işlemesi için üye kayıtlarının şeffaf olması, seçim takviminin önceden ilan edilmesi, oy güvenliğinin sağlanması ve bütün adaylara eşit imkân tanınması gerekir.
Böylece adaylar, birkaç kişinin desteğini almak için değil, parti tabanının güvenini kazanmak için çalışır.
GENEL MERKEZLER BU MESAJI DUYMALI!
Siyasi partilerimiz sık sık demokrasi, millî irade ve halkın tercihi kavramlarını dile getiriyor.
Peki, kendi içlerinde aynı demokratik anlayışı ne ölçüde uyguluyorlar?
Vatandaştan sandıkta irade göstermesini isteyen siyasi partiler, kendi üyelerine de aynı güveni duymalıdır.
Aydın’daki bu uygulama, bütün partiler için bir tartışma ve değerlendirme fırsatıdır. Başka partiler de kendi tüzükleri ve ilgili mevzuat çerçevesinde üyelerin doğrudan katılımını artıracak yöntemleri gündemlerine almalıdır.
Çünkü güçlü demokrasi, yalnızca genel seçimlerde değil, siyasi partilerin kendi iç işleyişinde de başlar.
SON SÖZÜM ŞUDUR:
Delege ağalığı tartışmalarını sona erdirmenin yolu, üyelerin iradesine daha fazla alan açmaktan geçiyor.
Aydın’da Dilaver Demir’in seçilmesinden daha önemli olan, üyelerin sandığa doğrudan katılmasıdır.
Türkiye’deki bütün siyasi partilere çağrımdır:
Milletvekili adayını da belediye başkanı adayını da parti üyeleri belirlesin.
Demokrasi, yalnızca halka anlatılan bir kavram değil, önce partilerin kendi içinde yaşatması gereken bir ilkedir.
Değişimin yolu bellidir: Daha çok üye iradesi, daha az kapalı kapı siyaseti!
SONUÇ: BU UYGULAMAYI YAPAN YENİ PARTİYİ KUTLARIM.
