Gazeteci;
sosyal medya ve tasarımın pîr'i Ümit Yeşildağ abime çağrı atıyorum. Sonrası arıyor beni.
Diyorum ki, "benzin bitti, kontör kezâ, para bitti, aşk bitti; işin kötüsü enerji de..
Ne yazmalı, nelere dokunmalı, kimi tırmalamalı? Nereden başlamalı, nasıl sürdürmeli?
Akılda planlar kurulur.
Taze bir yazının başlangıcı hep 'zor olur' derler.
Oysa yazıya değer katan; gönülden, gerçek duygularınla yazmak ve okuyuculara bilgiler, bakış açıları sunmak; kimi onlara moral katabilmek, tabii kendine de.
Neyse, Ümit abi telaşla,
"abi yaz, sen bulursun, geç çabucak klavyenin başına" diyor.
Geçiyorum.
Gerçekten, olumsuzluk ortamlarında bir şeyler üretmek, dilek ve temennilerin tam zıddı ve istenmeyenlerin yaşandığı zeminde kalem tutmak zor iş.
Ekonomi, siyaset, iç dizayn ve dış politika
"Kanun Sazını" çalanların' darbukaya vuranların da ne yapacaklarını bilmedikleri, günü kurtarma adına balonlar uçurdukları, sunni gündemler oluşturdukları durumdayken, bizler günü, ayı, yılları nasıl kurtarıp, hayatta ve ayakta kalalım?
Peynir, iyisi 500 -700 aralığı.
Diğerlerini yazmaya gerek var mı?
Emekçi ve emeklinin, esnafın perişan edildiği, hele emeklinin asgari ücret karşısında bile uçuruma itildiği böyle bir dönem var mı?
Kış perişan, yaz perişan. Ülke neyse, mahalle de o.
Ne cepte harçlık, para..
Ne akılda fikir. Ülke, sen, ben hep aynı.
Hava, civa, gösteriş, budalalık;
başkaca bir şey arama.. (arada yazıları şiirleştirme iyidir)
Öyle bir insanlığı ve onun türevi pis dünyayı yaşıyor ve soluyoruz ki, yazacağımız hiçbir şey hiçbir kötülüğü düzeltmeyecek. Bu büyük üzüntü.
Vazgeçtik dünyadan. Memleketi de. Beyaza siyah, eğriye doğru diyorlar. Yaaa, nasıl bir insanlık çağı bu?
Tarih boyunca insanlığı köle olarak kullanmış kraliyetliklerden ne farkı var bugünün dünyasının?
Üç beş milyon zibidinin hüküm sürdüğü bir ülkede insanlar hâlâ,
"Bana ne, bana dokunmaz ya" düşüncesinde ise, kölelik bu kez modern anlamda başlamış demektir.
Her yer birbirinin aynı insanlarla dolu, kaçacak, nefes alacak yer yok. Herkes bireysel mutluluk peşinde. Kimse kimseyi düşünmüyor, ne insanı, ne soğuktan donan sokak insanını ve güzel patili canlarını.
Ulusta emekli dedeler köhne otelleri mesken tutmuş, titremedeler.
Venezuela lideri Madura'nın küresel çeteler tarafından kaldırılması bile insanları ilgilendirmiyor.
Şu saate kadar Türk Dış İşleri yahut Cumhurbaşkanlığı tarafından Madura'ya yapılan zorbalık hakkında bir kınama dahi yapılmamış.
(Belki ertesi gün yapılır, utanma pazarı çark edilir, bilemem)
Neyse, bu büyük işler bizleri aşıyor. Ankara İstanbul vesaire.
Şiirle bağlayalım son paragrafı yine.
Menfaatleri gereği Bir gecede AT EŞEĞ'E evrimleşiyorsa
Ve "EŞŞEK-- EŞŞEK" Dolanabiliyorsa Sokakta, piyasada
Onursuzca.
Halen, biz hangi erdem, insanlık onuru, hâk ve doğruyu söyleyelim?
Ey halkım.
Zulüm zulmedene daha beter dokunur.
Sözümüz, insan emeğini, alın terini sömüren iki ayaklı onursuz, sadece imkanları ve maskelerinden aldıkları güçle dolaşan ve 'yaşıyorum' sananlara.
(Gerçek eşek abi, abla ve sıpalarından özür diliyorum. Onları çok seviyoruz)
