Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

Sen misin vatandaşa ucuz ev yapmaya kalkan Tunç Soyer?

Tunç Soyer niye tutuklu, iktidar milletin "Yuvasını" ben yaparım diyor da ondan, çünkü en büyük rant burada ve buna benzer işlerde!.. Türkiye'de AKP öncesi kooperatifler kuran ve vatandaşa "Gerçekten" ucuz konutlar üreten belediyeler genellikle CHP'li ve sosyal demokrat belediyelerdi... İzmir'in mütevazi Büyükşehir belediye başkanı Tunç Soyer İzmir Depreminden sonra İzmirlilerin sokaklarda kalmaması için "ki çoğu kaldı ve hala konteynerlerde sürünenler var" bu işe soyundu ve kooperatifler aracılığıyla vatandaşa ev yapmaya kalktı!.. Yine AKP öncesi sosyal demokrat belediyelerin yaptığı konutlar sayesinde ben, babam ve birçok aile üyemiz ev sahibi olmuştuk, diğer  bir tanesi ise Hürriyet Gazetesi'nin sadece çalışanları için kurduğu kooeratif sayesinde ev sahibi olabilmiştik... AKP ana ve temel konuları iktidara geldiğinden beri zaten tekeline almak istiyordu, aldı da! Gıda başta olmak üzere, sağlık, konut, giyim, otomotiv, madenler vs. gibi alanlarda, hatta bunların arasına "U........u" ticaretini bile koyabiliriz... Böylece hem u..........u tekelini PKK'nın elinden almış olacaklar, hem de servetlerine servet katacaklardı, kattılar, katıyorlar, katmaya da devam ediyorlar... Yine bir örnek vermek gerekirse bir devlet büyüğünün oğlunun gemicikleri ile yaptığı Venezuela ticareti ve Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun ülkesinin Kolombiya'dan sonra dünyaya uyuşturucu sağlayan en büyük devlet olduğu biliniyor... Dolayısıyla Tunç Soyer'in tutukluluğu da tamamen siyasidir, çünkü Tunç Soyer hem milleti ucuz ev sahibi yapacaktı, hem de diğer belediyelere örnek olarak iktidarın konut alanında elde etmek istediği Tekeli kıracaktı!.. Bu kabul edilebilir birşey değildi! Sonuç: Cezaevi Mağdur olan hem Soyer Hem birlikte yol yürüdüğü birçok yönetici ve çalışan! Hem de Halk!.. Sokaklarda yatan halk! Bu konuları gençler pek bilmez, gençler zaten afyonlanmış, uyuşturucudan ne yapacaklarını bilmez halde "Ev genci" olarak hayatlarını sürdürüyorlar!..   YUVA MESELESİ: ANAHTARI KİM TUTUYOR? Bir ülkede “ev” sadece betondan ibaret değildir. Ev, insanın sırtını dayadığı duvardır, yuvadır, gelecektir, hayattır Kapıyı kapattığında dünyanın gürültüsünü dışarıda bıraktığı alandır Devletin vatandaşa karşı samimiyetinin en çıplak göstergesidir. İşte mesele tam da burada başlar. Birileri çıkar ve der ki: “Ben yaparım.” “Ben dağıtırım.” “Ben bilirim.” Başka biri ise daha sessiz bir yerden seslenir: “Gel birlikte yapalım.” “Kooperatif kuralım.” “Yükü paylaşalım.” Türkiye’de bu ikinci cümlelerin tarihsel bir adresi vardır: Sosyal demokrat belediyeler. AKP öncesini bilenler bilir. Kooperatif denilen şey bir masal değildi. Birilerinin elinde tapu, birilerinin elinde umut vardı. Belediye arsa sağlardı, vatandaş tuğla koyardı, ortaya gerçek evler çıkardı. Ucuzdu. Gerçekten ucuzdu. Ve en önemlisi: Borç köleliği üretmezdi. Bugün “nereden çıktı bu insanlar ev sahibi oldu?” diye soranların cevabı da işte oradadır. DEPREM, KONTEYNER VE UNUTULANLAR İzmir depremi yaşandığında şehir sadece sallanmadı. Bir düzen de çöktü. İnsanlar sokakta kaldı. Aylar geçti, yıllar geçti; konteyner kelimesi gündelik dile yerleşti. Geçici olan kalıcılaştı. Tam bu noktada Tunç Soyer, herkesin kaçtığı bir yere doğru yürüdü. Riskli, pahalı, iktidarın hoşuna gitmeyecek bir yere. Kooperatif dedi. Dayanışma dedi. Piyasa yerine kamuyu işaret etti. Ve işte tam burada alarm zilleri çalmaya başladı. Çünkü mesele yalnızca konut değildi. Mesele tekeldi. TEKELİN BOZULDUĞU YERDE KAPI GICIRDAR Bugün Türkiye’de temel ihtiyaçlar tek tek belirli ellerde toplanmıştır. Gıda. Sağlık. Enerji. Konut. Bunlar sadece sektör değil, iktidar alanlarıdır. Konut ise en kritik olanıdır. Çünkü evsiz kalan sessizleşir. Borçlanan susar. Anahtarını başkasının elinden alan, o eli sorgulamaz. Tunç Soyer’in yapmaya çalıştığı şey tam olarak buydu: Anahtarı vatandaşa uzatmak. Ne ihaleyle. Ne yandaşla. Ne gösterişli törenlerle. Kooperatifle. İşte bu yüzden mesele kişisel değildir. Bu yüzden mesele hukuki değil, siyasidir. SUÇ NEREDE? Soru basit ama cevabı rahatsız edici: Suç nerede? Ucuz ev yapmakta mı? İnsanları piyasaya teslim etmemekte mi? Depremzedeyi müşteri olarak görmemekte mi? Yoksa suç, ezberi bozmakta mı? Bir düzen kurulmuşsa, o düzeni bozan herkes “problem” ilan edilir. Bazen manşetle. Bazen soruşturmayla. Bazen de demir kapılarla. SONUÇ: DEMİR PARMAKLIKLAR, SOĞUK HÜCRELER Bugün halkın umudu Tunç Soyer cezaevinde olabilir Ama sokaklar binlerce insanla dolu. Konteynerler hâlâ orada. Ev hayali hâlâ erteleniyor. Mağdur yalnızca Tunç Soyer değildir. Mağdur, anahtarını alamayan halktır. Sosyal demokrasi tam da bu yüzden rahatsız eder. Çünkü “ben” demez. “Biz” der. Ve bu ülkede “biz” diyenlerin sesi, nedense hep daha erken kısılmak istenir. Ama bir gerçek vardır: Yuva bir lütuf değildir. Haktır. Ve hakkı hatırlatanlar, tarih boyunca hep bedel ödemiştir.   AYDIN’DA HÜSEYİN AKSU ÖRNEĞİ: KAÇAN TRENE EL SALLAMAK Bazı şehirler vardır, kaderle pazarlık eder. Bazıları ise kaderi yakalamışken, elinden kaçırır. Aydın tam olarak bunu yaşadı. Bugün hâlâ sokaklarında dolaşırken, bir köşede bir parkta, bir bulvarda, bir meydanda “burada bir akıl vardı” dedirten izler varsa, bunun adı Hüseyin Aksu’dur. Şehri betonla boğmadan büyütmeyi düşünen, “rant” kelimesini fısıldamayan, “imar” deyince gözleri parlamayan bir belediyecilik anlayışıydı bu. Ve evet, o da ucuz konut dedi. O da “vatandaş kendi evinin sahibi olsun” dedi. O da “arsa sizden, yapmak bizden” dedi. O da kooperatif dedi. Ve ne oldu? Bu ülkede defalarca yaşanan o tanıdık tablo sahne aldı: Engeller. Soru işaretleri. Fısıltılar. Ayak bağları. Kimse çıkıp açık açık “konut yapma” demez. Ama herkes yapmamayı tercih eder. BİR BAŞKAN, BİR ŞEHİR, BİR YOL AYRIMI Hüseyin Aksu’nun hikâyesi biraz da yarım kalmış bir yürüyüştür. Şehri tanıyordu. İhtiyacı biliyordu. Vatandaşın cebini de, sabrını da ölçebiliyordu. Ama siyaset dediğimiz şey bazen belediye binasının kapısından çıkar, Meclis koridorlarına doğru akar. Ve orada başka hesaplar başlar. Eğer o gün, o koltuktan kalkılmasaydı, o yarım cümle tamamlanabilseydi, o yol kesilmeseydi… Bugün Aydın sadece güzel bir şehir değil, örnek bir şehir olabilirdi. Benim kanaatim net: Aydın, Türkiye’nin parmakla gösterilen illerinden biri olma fırsatını kıl payı kaçırdı. Bu, kişisel bir hayıflanma değil. Bu, şehir adına duyulan bir üzüntüdür AYNI HİKÂYE, FARKLI İSİMLER Tunç Soyer İzmir’de ne yaşadıysa, Hüseyin Aksu Aydın’da onun daha erken bir fragmanını yaşadı. İsimler değişir. Şehirler değişir. Ama düzen aynı kalır. Ucuz konut demek, piyasaya çelme takmak demektir. Kooperatif demek, tekele “dur” demektir. Sosyal demokrasi demek, bazı çevreler için rahatsız edici bir kelimedir. Çünkü bu kelime, vatandaşı müşteri olmaktan çıkarır. Çünkü bu kelime, anahtarı yukarıdan aşağıya değil, yan yana uzatır. SON SÖZ: ŞEHİRLER BAZEN ŞANSLARINI KAÇIRIR Aydın güzeldir. Ama daha güzel olabilirdi. İzmir dirençlidir. Ama bedel ödemek zorunda bırakıldı. Bu ülkede ucuz konut yapmak isteyenlerin hikâyesi genelde mutlu bitmez. Ama unutulmaz. Çünkü şehirler, kendileri için çalışanları unutmuyor. Ve halk, kendisine gerçekten ev yapmak isteyenleri zaman geçse de bir köşede saklıyor. Bazen bir sokak isminde, bazen bir parkta, bazen de “bir zamanlar böyle bir başkan vardı” cümlesinde… Evet Başkan Çerçioğlu'nun da arzu ettiği gibi Gerçekleri "Eğip bükmeden" yazdım Umarım kendisi merkezi iktidarın gücünü de arkasına alarak Aydın'ı Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri haline getirmeyi başarır   SAYIN ÖZLEM ÇERÇİOĞLU’NA AÇIK BİR NOT: AYDIN’IN ZAMANI VAR, FIRSATI DA Aydın’da siyaset, uzun zamandır bir gerçeği inkâr etmiyor: Siz, bu şehrin en güçlü siyasal figürlerinden birisiniz. Seçim kazanmak, teşkilat yönetmek, gündem belirlemek… Bunların hepsini başardınız. Ama siyaset yalnızca kazanmak değildir. Siyaset, hangi iz bırakıldığının adıdır. Bugün Aydın’ın sokaklarında yürürken, insanlar şunu soruyor: “Bu şehir bir adım daha ileri gidebilir miydi?” Bu soru bir muhalefet sorusu değildir. Bu soru bir düşmanlık sorusu hiç değildir. Bu, Aydın’ın kendi kendine sorduğu bir sorudur. SOSYAL BELEDİYECİLİK SADECE YARDIM DEĞİLDİR Sosyal belediyecilik, koliyi zamanında dağıtmak değildir sadece. Sosyal belediyecilik, vatandaşı yardıma muhtaç bırakmamaktır. Bugün Aydın’da emekliler konuşuyor. Gençler konuşuyor. Kiracılar konuşuyor. Hepsi aynı cümlede birleşiyor: “Geçinemiyoruz.” İşte tam burada, yerel yönetimlerin kader anı başlar. Ya bu cümleyi duyar ve yapısal çözümler üretirsiniz, ya da “biz elimizden geleni yaptık” noktasında kalırsınız. Bu şehir, sadece elinden geleni yapanları değil, elinden fazlasını zorlayanları hatırlar. KONUT MESELESİ: AYDIN’IN ANAHTARI KİMDE? Türkiye’de konut artık bir barınma meselesi değil, bir hayatta kalma meselesidir. Kooperatif lafı, bu yüzden yeniden konuşuluyor. Ucuz konut lafı, bu yüzden yeniden kıymetli. Günümüzde konut sorunu sadece TOKİ'ni,n yani iktidarın insafına bırakılmayacak önemli hale gelmiştir İzmir’de yaşananlar ortada. Tunç Soyer’in yaşadıkları da. Ama şunu kabul edelim: Risk almadan tarih yazılmıyor. Aydın’da böyle bir adım atılsa, bu şehir yalnızca nefes almaz, örnek olur. Ve örnek olmak, siyasette en güçlü makamdır. BU BİR UYARI DEĞİL, BİR DAVETTİR Sayın Başkan, Kimse sizden mucize beklemiyor. Ama sizden cesaret bekleniyor. Kendi gücünüzden korkmamanız bekleniyor. Merkezden gelen ezberlere mahkûm olmamanız bekleniyor. Çünkü Aydın, Ankara’nın gölgesinde kalacak bir şehir değil. Aydın, yol gösteren bir şehir olabilir. Bunun için de: – Emekliyi sadece yardım listesinde değil, politikanın merkezinde görmek, – Konutu ranttan çıkarıp hak olarak tanımlamak, – Belediyeciliği yalnızca hizmet değil, adalet meselesi yapmak gerekir. TARİHİN NOT DEFTERİ KÜÇÜKTÜR Tarih, uzun listeler tutmaz. Birkaç satır yazar. “Şu dönemde şunu yaptı.” “Şu fırsatta geri durdu.” “Şu şehir onun zamanında yön değiştirdi.” Aydın’ın önünde bir eşik var. Bu eşik geçilebilir. Ve bu geçiş, bir seçim kazanmakla değil, bir yön göstermekle mümkün. Bu yazı bir eleştiri değil, bir davettir. Aydın’ın buna ihtiyacı var. Sizin de buna gücünüz var. Karar, her zamanki gibi, siyasetin en zor yerinde duruyor: Şimdi mi, sonra mı?
Ekleme Tarihi: 12 Ocak 2026 -Pazartesi

Sen misin vatandaşa ucuz ev yapmaya kalkan Tunç Soyer?

Tunç Soyer niye tutuklu, iktidar milletin "Yuvasını" ben yaparım diyor da ondan, çünkü en büyük rant burada ve buna benzer işlerde!..

Türkiye'de AKP öncesi kooperatifler kuran ve vatandaşa "Gerçekten" ucuz konutlar üreten belediyeler genellikle CHP'li ve sosyal demokrat belediyelerdi...

İzmir'in mütevazi Büyükşehir belediye başkanı Tunç Soyer İzmir Depreminden sonra İzmirlilerin sokaklarda kalmaması için "ki çoğu kaldı ve hala konteynerlerde sürünenler var" bu işe soyundu ve kooperatifler aracılığıyla vatandaşa ev yapmaya kalktı!..

Yine AKP öncesi sosyal demokrat belediyelerin yaptığı konutlar sayesinde ben, babam ve birçok aile üyemiz ev sahibi olmuştuk, diğer  bir tanesi ise Hürriyet Gazetesi'nin sadece çalışanları için kurduğu kooeratif sayesinde ev sahibi olabilmiştik...

AKP ana ve temel konuları iktidara geldiğinden beri zaten tekeline almak istiyordu, aldı da!

Gıda başta olmak üzere, sağlık, konut, giyim, otomotiv, madenler vs. gibi alanlarda, hatta bunların arasına "U........u" ticaretini bile koyabiliriz...

Böylece hem u..........u tekelini PKK'nın elinden almış olacaklar, hem de servetlerine servet katacaklardı, kattılar, katıyorlar, katmaya da devam ediyorlar...

Yine bir örnek vermek gerekirse bir devlet büyüğünün oğlunun gemicikleri ile yaptığı Venezuela ticareti ve Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun ülkesinin Kolombiya'dan sonra dünyaya uyuşturucu sağlayan en büyük devlet olduğu biliniyor...


Dolayısıyla Tunç Soyer'in tutukluluğu da tamamen siyasidir, çünkü Tunç Soyer hem milleti ucuz ev sahibi yapacaktı, hem de diğer belediyelere örnek olarak iktidarın konut alanında elde etmek istediği Tekeli kıracaktı!..
Bu kabul edilebilir birşey değildi!

Sonuç: Cezaevi
Mağdur olan hem Soyer
Hem birlikte yol yürüdüğü birçok yönetici ve çalışan!
Hem de Halk!..

Sokaklarda yatan halk!

Bu konuları gençler pek bilmez, gençler zaten afyonlanmış, uyuşturucudan ne yapacaklarını bilmez halde "Ev genci" olarak hayatlarını sürdürüyorlar!..

 

YUVA MESELESİ: ANAHTARI KİM TUTUYOR?

Bir ülkede “ev” sadece betondan ibaret değildir.
Ev, insanın sırtını dayadığı duvardır, yuvadır, gelecektir, hayattır
Kapıyı kapattığında dünyanın gürültüsünü dışarıda bıraktığı alandır
Devletin vatandaşa karşı samimiyetinin en çıplak göstergesidir.

İşte mesele tam da burada başlar.

Birileri çıkar ve der ki:
“Ben yaparım.”
“Ben dağıtırım.”
“Ben bilirim.”

Başka biri ise daha sessiz bir yerden seslenir:
“Gel birlikte yapalım.”
“Kooperatif kuralım.”
“Yükü paylaşalım.”

Türkiye’de bu ikinci cümlelerin tarihsel bir adresi vardır:
Sosyal demokrat belediyeler.

AKP öncesini bilenler bilir.
Kooperatif denilen şey bir masal değildi.
Birilerinin elinde tapu, birilerinin elinde umut vardı.
Belediye arsa sağlardı, vatandaş tuğla koyardı, ortaya gerçek evler çıkardı.
Ucuzdu.
Gerçekten ucuzdu.
Ve en önemlisi: Borç köleliği üretmezdi.

Bugün “nereden çıktı bu insanlar ev sahibi oldu?” diye soranların cevabı da işte oradadır.

DEPREM, KONTEYNER VE UNUTULANLAR

İzmir depremi yaşandığında şehir sadece sallanmadı.
Bir düzen de çöktü.
İnsanlar sokakta kaldı.
Aylar geçti, yıllar geçti; konteyner kelimesi gündelik dile yerleşti.
Geçici olan kalıcılaştı.

Tam bu noktada Tunç Soyer, herkesin kaçtığı bir yere doğru yürüdü.
Riskli, pahalı, iktidarın hoşuna gitmeyecek bir yere.

Kooperatif dedi.
Dayanışma dedi.
Piyasa yerine kamuyu işaret etti.

Ve işte tam burada alarm zilleri çalmaya başladı.

Çünkü mesele yalnızca konut değildi.
Mesele tekeldi.

TEKELİN BOZULDUĞU YERDE KAPI GICIRDAR

Bugün Türkiye’de temel ihtiyaçlar tek tek belirli ellerde toplanmıştır.
Gıda.
Sağlık.
Enerji.
Konut.

Bunlar sadece sektör değil, iktidar alanlarıdır.

Konut ise en kritik olanıdır.
Çünkü evsiz kalan sessizleşir.
Borçlanan susar.
Anahtarını başkasının elinden alan, o eli sorgulamaz.

Tunç Soyer’in yapmaya çalıştığı şey tam olarak buydu:
Anahtarı vatandaşa uzatmak.

Ne ihaleyle.
Ne yandaşla.
Ne gösterişli törenlerle.

Kooperatifle.

İşte bu yüzden mesele kişisel değildir.
Bu yüzden mesele hukuki değil, siyasidir.

SUÇ NEREDE?

Soru basit ama cevabı rahatsız edici:
Suç nerede?

Ucuz ev yapmakta mı?
İnsanları piyasaya teslim etmemekte mi?
Depremzedeyi müşteri olarak görmemekte mi?

Yoksa suç, ezberi bozmakta mı?

Bir düzen kurulmuşsa, o düzeni bozan herkes “problem” ilan edilir.
Bazen manşetle.
Bazen soruşturmayla.
Bazen de demir kapılarla.

SONUÇ: DEMİR PARMAKLIKLAR, SOĞUK HÜCRELER

Bugün halkın umudu Tunç Soyer cezaevinde olabilir
Ama sokaklar binlerce insanla dolu.
Konteynerler hâlâ orada.
Ev hayali hâlâ erteleniyor.

Mağdur yalnızca Tunç Soyer değildir.
Mağdur, anahtarını alamayan halktır.

Sosyal demokrasi tam da bu yüzden rahatsız eder.
Çünkü “ben” demez.
“Biz” der.

Ve bu ülkede “biz” diyenlerin sesi, nedense hep daha erken kısılmak istenir.

Ama bir gerçek vardır:
Yuva bir lütuf değildir.
Haktır.

Ve hakkı hatırlatanlar, tarih boyunca hep bedel ödemiştir.
 

AYDIN’DA HÜSEYİN AKSU ÖRNEĞİ: KAÇAN TRENE EL SALLAMAK

Bazı şehirler vardır, kaderle pazarlık eder.
Bazıları ise kaderi yakalamışken, elinden kaçırır.

Aydın tam olarak bunu yaşadı.

Bugün hâlâ sokaklarında dolaşırken, bir köşede bir parkta, bir bulvarda, bir meydanda “burada bir akıl vardı” dedirten izler varsa, bunun adı Hüseyin Aksu’dur.
Şehri betonla boğmadan büyütmeyi düşünen, “rant” kelimesini fısıldamayan, “imar” deyince gözleri parlamayan bir belediyecilik anlayışıydı bu.

Ve evet, o da ucuz konut dedi.

O da “vatandaş kendi evinin sahibi olsun” dedi.
O da “arsa sizden, yapmak bizden” dedi.
O da kooperatif dedi.

Ve ne oldu?

Bu ülkede defalarca yaşanan o tanıdık tablo sahne aldı:
Engeller.
Soru işaretleri.
Fısıltılar.
Ayak bağları.

Kimse çıkıp açık açık “konut yapma” demez.
Ama herkes yapmamayı tercih eder.

BİR BAŞKAN, BİR ŞEHİR, BİR YOL AYRIMI

Hüseyin Aksu’nun hikâyesi biraz da yarım kalmış bir yürüyüştür.
Şehri tanıyordu.
İhtiyacı biliyordu.
Vatandaşın cebini de, sabrını da ölçebiliyordu.

Ama siyaset dediğimiz şey bazen belediye binasının kapısından çıkar, Meclis koridorlarına doğru akar.
Ve orada başka hesaplar başlar.

Eğer o gün,
o koltuktan kalkılmasaydı,
o yarım cümle tamamlanabilseydi,
o yol kesilmeseydi…

Bugün Aydın sadece güzel bir şehir değil,
örnek bir şehir olabilirdi.

Benim kanaatim net:
Aydın, Türkiye’nin parmakla gösterilen illerinden biri olma fırsatını kıl payı kaçırdı.

Bu, kişisel bir hayıflanma değil.
Bu, şehir adına duyulan bir üzüntüdür

AYNI HİKÂYE, FARKLI İSİMLER

Tunç Soyer İzmir’de ne yaşadıysa,
Hüseyin Aksu Aydın’da onun daha erken bir fragmanını yaşadı.

İsimler değişir.
Şehirler değişir.
Ama düzen aynı kalır.

Ucuz konut demek, piyasaya çelme takmak demektir.
Kooperatif demek, tekele “dur” demektir.
Sosyal demokrasi demek, bazı çevreler için rahatsız edici bir kelimedir.

Çünkü bu kelime, vatandaşı müşteri olmaktan çıkarır.
Çünkü bu kelime, anahtarı yukarıdan aşağıya değil, yan yana uzatır.

SON SÖZ: ŞEHİRLER BAZEN ŞANSLARINI KAÇIRIR

Aydın güzeldir.
Ama daha güzel olabilirdi.

İzmir dirençlidir.
Ama bedel ödemek zorunda bırakıldı.

Bu ülkede ucuz konut yapmak isteyenlerin hikâyesi genelde mutlu bitmez.
Ama unutulmaz.

Çünkü şehirler,
kendileri için çalışanları unutmuyor.

Ve halk,
kendisine gerçekten ev yapmak isteyenleri
zaman geçse de bir köşede saklıyor.

Bazen bir sokak isminde,
bazen bir parkta,
bazen de “bir zamanlar böyle bir başkan vardı” cümlesinde…

Evet Başkan Çerçioğlu'nun da arzu ettiği gibi
Gerçekleri "Eğip bükmeden" yazdım

Umarım kendisi merkezi iktidarın gücünü de arkasına alarak
Aydın'ı Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri haline getirmeyi başarır

 

SAYIN ÖZLEM ÇERÇİOĞLU’NA AÇIK BİR NOT: AYDIN’IN ZAMANI VAR, FIRSATI DA

Aydın’da siyaset, uzun zamandır bir gerçeği inkâr etmiyor:
Siz, bu şehrin en güçlü siyasal figürlerinden birisiniz.
Seçim kazanmak, teşkilat yönetmek, gündem belirlemek…
Bunların hepsini başardınız.

Ama siyaset yalnızca kazanmak değildir.
Siyaset, hangi iz bırakıldığının adıdır.

Bugün Aydın’ın sokaklarında yürürken, insanlar şunu soruyor:
“Bu şehir bir adım daha ileri gidebilir miydi?”

Bu soru bir muhalefet sorusu değildir.
Bu soru bir düşmanlık sorusu hiç değildir.
Bu, Aydın’ın kendi kendine sorduğu bir sorudur.

SOSYAL BELEDİYECİLİK SADECE YARDIM DEĞİLDİR

Sosyal belediyecilik, koliyi zamanında dağıtmak değildir sadece.
Sosyal belediyecilik, vatandaşı yardıma muhtaç bırakmamaktır.

Bugün Aydın’da emekliler konuşuyor.
Gençler konuşuyor.
Kiracılar konuşuyor.

Hepsi aynı cümlede birleşiyor:
“Geçinemiyoruz.”

İşte tam burada, yerel yönetimlerin kader anı başlar.
Ya bu cümleyi duyar ve yapısal çözümler üretirsiniz,
ya da “biz elimizden geleni yaptık” noktasında kalırsınız.

Bu şehir, sadece elinden geleni yapanları değil,
elinden fazlasını zorlayanları hatırlar.

KONUT MESELESİ: AYDIN’IN ANAHTARI KİMDE?

Türkiye’de konut artık bir barınma meselesi değil,
bir hayatta kalma meselesidir.

Kooperatif lafı, bu yüzden yeniden konuşuluyor.
Ucuz konut lafı, bu yüzden yeniden kıymetli.
Günümüzde konut sorunu sadece TOKİ'ni,n yani iktidarın insafına bırakılmayacak önemli hale gelmiştir

İzmir’de yaşananlar ortada.
Tunç Soyer’in yaşadıkları da.

Ama şunu kabul edelim:
Risk almadan tarih yazılmıyor.

Aydın’da böyle bir adım atılsa,
bu şehir yalnızca nefes almaz,
örnek olur.

Ve örnek olmak, siyasette en güçlü makamdır.

BU BİR UYARI DEĞİL, BİR DAVETTİR

Sayın Başkan,

Kimse sizden mucize beklemiyor.
Ama sizden cesaret bekleniyor.

Kendi gücünüzden korkmamanız bekleniyor.
Merkezden gelen ezberlere mahkûm olmamanız bekleniyor.

Çünkü Aydın, Ankara’nın gölgesinde kalacak bir şehir değil.
Aydın, yol gösteren bir şehir olabilir.

Bunun için de:
– Emekliyi sadece yardım listesinde değil, politikanın merkezinde görmek,
– Konutu ranttan çıkarıp hak olarak tanımlamak,
– Belediyeciliği yalnızca hizmet değil, adalet meselesi yapmak gerekir.

TARİHİN NOT DEFTERİ KÜÇÜKTÜR

Tarih, uzun listeler tutmaz.
Birkaç satır yazar.

“Şu dönemde şunu yaptı.”
“Şu fırsatta geri durdu.”
“Şu şehir onun zamanında yön değiştirdi.”

Aydın’ın önünde bir eşik var.
Bu eşik geçilebilir.

Ve bu geçiş, bir seçim kazanmakla değil,
bir yön göstermekle mümkün.

Bu yazı bir eleştiri değil,
bir davettir.

Aydın’ın buna ihtiyacı var.
Sizin de buna gücünüz var.

Karar, her zamanki gibi,
siyasetin en zor yerinde duruyor:
Şimdi mi, sonra mı?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.