Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

İftar çadırlarında boy göstermek çok ayıp birşeydir!

Çok ayıp çok, sakın oralara gidip kendinizi küçük düşürmeyin Buralar fakirlerin yeridir!.. Siyasetçilerin ise şov alanıdır, onlarınki ayıp değil, oy toplamak için en güzel ortamdır. Popülizmin en güzel hali. Ben gastecilerden bahsediyorum. Gasteciler için iftar çadırlarında bırakın iftar yapmayı, görünmek bile çok ayıp, küçük düşmek, aşağılanmaktır. O bakımdan kendimi küçük düşüremem, gider 2 simit alır yerim yine de oralarda yemek yemem. Bakın iftar başka birşey, yemek tüketmek başka birşey. Çoğunun oruç tutmadığı ve ihtiyacı olmadığı belli zaten. Ancak; güzel bir restaurantta birileri gastecilere kahvaltı veya yemek düzenlesin, fiyzana giderler, hem haber için malzeme çıkar, hem de karınlarını doyurmuş olurlar. Sekmez bu, hiç sekmez. Geçtiğimiz yıllarda Aydın kent meydanında zaman zaman gidip akşam yemeği yerdim, ama tıpkı Havuz Kafe'de olduğu gibi bir tane gasteciye denk gelmediğim için bıraktım ve gitmiyorum artık. Oysa aslında Büyükşehir Belediyesinin menüsü fix menü olsa da, lezzetli yani, lezzetine diyecek yok... Genellikle  Mercimek Çorbası Kıymalı Patates Turşu ve Tatlı olur İftar yemeklerinde... Özlem Çerçioğlu ve büyükşehir belediyesi bu yemeklerin sağlıklı olduğunu söylüyor ama, mutfaklara bugüne kadar girebilen gasteci olmuş mudur? Hayır olmamıştır. En basiti, koca koca tencerelerde kullanılan suyu nereden alıyorlar acaba? Tabii ki şehir şebeke suyudur bence Madran artezyen suyu olacak değil ya! Ne çeşit bir yağ kullanılıyor mesela? Yemeğin yağı önemli. Çalışanların durumu ne? Hijyen durumu ne? Onlarca sayılabilir bu durumlar... ÇAY 1 LİRA Genellikle emeklilerin gittiği Turistik Kafe'de 10 TL'den satılan çay 1 TL'ye düşürülmüş. Sanıyorum Havuz Kafede'de aynı şekilde 1 liraya düşmüştür, gidip kontrol edeceğim. Buralar hep emeklilerin uğrak yeri ama çalışanlar hep genç, işte bu olmaz!.. Madem emekliye ve dar gelirliye hitap edeceksin Çalışanlar da emekli ve dar gelirlilerden oluşması lazım Ancak oralarda kaliteli olan ne varsa, hem yiyecek hem de kullanım olarak kalitesi hergün düşüyor. Bundan sonra da sanırım buraları virane haline gelir. Buralarda da ne bir genç ne de bir gasteci göremezsiniz,sefil emeklilerin mekanı olduğundan. Gasteciler ve gençler için buralarda takılmak utanç verici bir durumdur. Çünkü gasteciler sadrazamın sol bilmemnesidir!.. Durum budur!.. Sınıfsallık hiç bu kadar belirgin hale gelmemişti Aydın'da... Ama ben gidiyorum buralara, bu salakça şeylere takılacak değilim. Kalite bundan sonra hem mekan olarak, hem de yiyecek içecek olarak dip yapacaktır. Büyükşehir Belediyesi'nin buna çok dikkat etmesi lazım!.. Ucuzluk iyidir ama soru işaretleri, dedikodusu boldur... Bedava verseniz daha iyi olur bence... Tıpkı yemeği bedava verdiğiniz gibi!.. Çay bedava deyin olsun bitsin... Yoksa çay bir lira derseniz, başka şeyler düşünülür... Neyse Aydın'da bir filmler dönüyor ama!.. Çıkar birgün kokusu Bu da ayrı bir konu sn. ve de çok kıymetli Aydınlı kardaşım... Aydınlılık diye birşey varsa tabii!.. Efelik mi? O da ne? Ben 16 yıldır Aydın'da yaşıyorum Emin olun tek bir tane "Adam gibi adam"a denk gelmedim!.. Denk gelen varsa!.. Börü gelsin!..   İftar Çadırı Tartışması ve Bir Dişçinin İtirazı Bazen bir şehir, kendini en çok küçük ayrıntılarda ele verir. Koca meydanlarda kurulan uzun masalarda, plastik tabaklarda dağıtılan mercimek çorbasında, patatesli ana yemekte, bir bardak çayın fiyatında… Ve o masaların etrafında dolaşan bakışlarda. Aydın’da Ramazan akşamları böyle bir manzaraya sahne oluyor. Büyük tencerelerden kepçeyle dağıtılan yemekler, sıraya girmiş yüzlerce insan, belediye görevlileri, kameralar ve elbette fotoğraf karelerine girmeyi ihmal etmeyen siyasetçiler. Yardım ile gösteriş arasındaki ince çizginin bazen bir ip gibi gerildiği, bazen de tamamen kaybolduğu akşamlar… İşte tam bu noktada bir dişçi çıkıp alışılmadık bir şey söylüyor: “İftar çadırında görünmek gazeteci için ayıptır.” Cümle sert. Hatta kulağa biraz fazla sert geliyor. Ama bazen bir cümlenin sertliği, söylediği şeyin yanlış olduğundan değil, fazla doğru olduğundan kaynaklanır. Yardım mı, sahne mi? Ramazan sofraları eskiden mahalle avlularında kurulurdu. Kimse kimseyi çekmezdi, kimse kimseyi kaydetmezdi. Yemek paylaşılır, dua edilir, akşam sessizce dağılırdı. Şimdi ise manzara biraz farklı. Masalar uzun, objektifler hazır, sosyal medya için kareler tamam. Bir kepçe çorbanın etrafında bazen bir fotoğrafın değeri, o çorbanın kendisinden daha büyük hale geliyor. İşte dişçinin itirazı tam da burada başlıyor. Çünkü onun söylediği şey basit: Eğer gerçekten ihtiyaç sahibine yardım ediliyorsa, bunun gösteriye dönüşmemesi gerekir. Bu söz bazılarını rahatsız ediyor. Çünkü modern şehir hayatında yardım da çoğu zaman bir görünürlük ekonomisinin parçası haline gelmiş durumda. Yardım yapılır ama görünmelidir. Fotoğraf çekilir ama paylaşılmalıdır. Paylaşılır ama alkış da beklenir. Dişçi bu zincirin tam ortasına bir taş atıyor. Gazeteci ve iftar çadırı Bir gazetecinin işi nedir? Gözlemlemek, sorgulamak, araştırmak, kamu adına soru sormak. Fakat dişçi farklı bir şey söylüyor: Gazeteci gidip iftar çadırında yemek yerse, o masanın tanığı değil parçası olur. Ve bir gazetecinin asıl rolü parçası olmak değil, mesafeden bakabilmektir. Bu fikir bazılarına sert geliyor. Ama düşünün: Bir gazeteci belediyenin dağıttığı yemeğin kalitesini sorgulamak isterse, mutfağa girebilir mi? Kullanılan yağın kalitesini sorabilir mi? Su nereden geliyor diye araştırabilir mi? Yoksa çoğu zaman sadece tabağı alıp masaya oturur, sonra da teşekkür ederek ayrılır mı? Dişçinin sorusu tam olarak bu. Ucuzluk ve soru işaretleri Aydın’da başka bir tartışma daha var: çayın fiyatı. Bir yerde 10 lira olan çayın başka bir yerde 1 liraya düşmesi kulağa hoş geliyor. Ama ucuzluk bazen tek başına bir erdem değildir. Çünkü her ucuzluk beraberinde bir soru getirir: Bu nasıl bu kadar ucuz? Kalite nerede? Malzeme nasıl? İşletme nasıl dönüyor? Bir şehirde fiyat düştükçe kalite de düşüyorsa, orası zamanla bir meydandan çok yorgun bir bekleme salonuna dönüşebilir. Dişçi işte bu noktada yine aynı şeyi söylüyor: Soru sormak ayıp değildir. Asıl ayıp, soru sormaktan vazgeçmektir. Aydın’ın garip sessizliği Aydın küçük ama ilginç bir şehir. Herkes birbirini tanır ama kimse kimseyi gerçekten tanımıyormuş gibi davranır. Bir şeyler konuşulur ama yüksek sesle değil. Bir şeyler bilinir ama açıkça söylenmez. Dişçinin sözleri bu yüzden yankı yapıyor. Çünkü bazen bir şehirde en büyük olay, birinin açık konuşmasıdır. Ve açık konuşan insanlar genellikle ikiye ayrılır: Onları sevenler ve onlardan rahatsız olanlar. Son söz Belki dişçi haklıdır, belki değildir. Ama kesin olan bir şey var: Bir şehirde tartışma varsa, o şehir hâlâ canlıdır. Sorular soruluyorsa, hâlâ umut vardır. Eleştiri varsa, hâlâ düşünce vardır. Ve bazen bir kişinin söylediği sert bir cümle, yüzlerce kişinin sessizce düşündüğü şeyin sadece yüksek sesle söylenmiş halidir. Belki de mesele iftar çadırı değildir. Belki mesele görünmek ile gerçekten yapmak arasındaki farktır.
Ekleme Tarihi: 15 Mart 2026 -Pazar

İftar çadırlarında boy göstermek çok ayıp birşeydir!

Çok ayıp çok, sakın oralara gidip kendinizi küçük düşürmeyin
Buralar fakirlerin yeridir!..
Siyasetçilerin ise şov alanıdır, onlarınki ayıp değil, oy toplamak için en güzel ortamdır.
Popülizmin en güzel hali.
Ben gastecilerden bahsediyorum.
Gasteciler için iftar çadırlarında bırakın iftar yapmayı, görünmek bile çok ayıp, küçük düşmek, aşağılanmaktır.
O bakımdan kendimi küçük düşüremem, gider 2 simit alır yerim yine de oralarda yemek yemem.
Bakın iftar başka birşey, yemek tüketmek başka birşey.
Çoğunun oruç tutmadığı ve ihtiyacı olmadığı belli zaten.
Ancak; güzel bir restaurantta birileri gastecilere kahvaltı veya yemek düzenlesin, fiyzana giderler, hem haber için malzeme çıkar, hem de karınlarını doyurmuş olurlar.
Sekmez bu, hiç sekmez.
Geçtiğimiz yıllarda Aydın kent meydanında zaman zaman gidip akşam yemeği yerdim, ama tıpkı Havuz Kafe'de olduğu gibi bir tane gasteciye denk gelmediğim için bıraktım ve gitmiyorum artık.
Oysa aslında Büyükşehir Belediyesinin menüsü fix menü olsa da, lezzetli yani, lezzetine diyecek yok...

Genellikle 
Mercimek Çorbası
Kıymalı Patates
Turşu ve
Tatlı olur

İftar yemeklerinde...
Özlem Çerçioğlu ve büyükşehir belediyesi bu yemeklerin sağlıklı olduğunu söylüyor ama, mutfaklara bugüne kadar girebilen gasteci olmuş mudur?
Hayır olmamıştır.
En basiti, koca koca tencerelerde kullanılan suyu nereden alıyorlar acaba?
Tabii ki şehir şebeke suyudur bence
Madran artezyen suyu olacak değil ya!
Ne çeşit bir yağ kullanılıyor mesela?
Yemeğin yağı önemli.
Çalışanların durumu ne?
Hijyen durumu ne?
Onlarca sayılabilir bu durumlar...

ÇAY 1 LİRA
Genellikle emeklilerin gittiği Turistik Kafe'de 10 TL'den satılan çay 1 TL'ye düşürülmüş.
Sanıyorum Havuz Kafede'de aynı şekilde 1 liraya düşmüştür, gidip kontrol edeceğim.
Buralar hep emeklilerin uğrak yeri ama çalışanlar hep genç, işte bu olmaz!..
Madem emekliye ve dar gelirliye hitap edeceksin
Çalışanlar da emekli ve dar gelirlilerden oluşması lazım

Ancak oralarda kaliteli olan ne varsa, hem yiyecek hem de kullanım olarak kalitesi hergün düşüyor.
Bundan sonra da sanırım buraları virane haline gelir.
Buralarda da ne bir genç ne de bir gasteci göremezsiniz,sefil emeklilerin mekanı olduğundan.
Gasteciler ve gençler için buralarda takılmak utanç verici bir durumdur.
Çünkü gasteciler sadrazamın sol bilmemnesidir!..
Durum budur!..
Sınıfsallık hiç bu kadar belirgin hale gelmemişti Aydın'da...

Ama ben gidiyorum buralara, bu salakça şeylere takılacak değilim.
Kalite bundan sonra hem mekan olarak, hem de yiyecek içecek olarak dip yapacaktır.
Büyükşehir Belediyesi'nin buna çok dikkat etmesi lazım!..
Ucuzluk iyidir ama soru işaretleri, dedikodusu boldur...
Bedava verseniz daha iyi olur bence...

Tıpkı yemeği bedava verdiğiniz gibi!..
Çay bedava deyin olsun bitsin...
Yoksa çay bir lira derseniz, başka şeyler düşünülür...

Neyse Aydın'da bir filmler dönüyor ama!..
Çıkar birgün kokusu
Bu da ayrı bir konu sn. ve de çok kıymetli Aydınlı kardaşım...
Aydınlılık diye birşey varsa tabii!..
Efelik mi?
O da ne?

Ben 16 yıldır Aydın'da yaşıyorum
Emin olun tek bir tane "Adam gibi adam"a denk gelmedim!..
Denk gelen varsa!..
Börü gelsin!..


 

İftar Çadırı Tartışması ve Bir Dişçinin İtirazı

Bazen bir şehir, kendini en çok küçük ayrıntılarda ele verir. Koca meydanlarda kurulan uzun masalarda, plastik tabaklarda dağıtılan mercimek çorbasında, patatesli ana yemekte, bir bardak çayın fiyatında… Ve o masaların etrafında dolaşan bakışlarda.

Aydın’da Ramazan akşamları böyle bir manzaraya sahne oluyor. Büyük tencerelerden kepçeyle dağıtılan yemekler, sıraya girmiş yüzlerce insan, belediye görevlileri, kameralar ve elbette fotoğraf karelerine girmeyi ihmal etmeyen siyasetçiler. Yardım ile gösteriş arasındaki ince çizginin bazen bir ip gibi gerildiği, bazen de tamamen kaybolduğu akşamlar…

İşte tam bu noktada bir dişçi çıkıp alışılmadık bir şey söylüyor:
“İftar çadırında görünmek gazeteci için ayıptır.”

Cümle sert. Hatta kulağa biraz fazla sert geliyor. Ama bazen bir cümlenin sertliği, söylediği şeyin yanlış olduğundan değil, fazla doğru olduğundan kaynaklanır.

Yardım mı, sahne mi?

Ramazan sofraları eskiden mahalle avlularında kurulurdu. Kimse kimseyi çekmezdi, kimse kimseyi kaydetmezdi. Yemek paylaşılır, dua edilir, akşam sessizce dağılırdı.

Şimdi ise manzara biraz farklı.

Masalar uzun, objektifler hazır, sosyal medya için kareler tamam. Bir kepçe çorbanın etrafında bazen bir fotoğrafın değeri, o çorbanın kendisinden daha büyük hale geliyor.

İşte dişçinin itirazı tam da burada başlıyor.

Çünkü onun söylediği şey basit:
Eğer gerçekten ihtiyaç sahibine yardım ediliyorsa, bunun gösteriye dönüşmemesi gerekir.

Bu söz bazılarını rahatsız ediyor. Çünkü modern şehir hayatında yardım da çoğu zaman bir görünürlük ekonomisinin parçası haline gelmiş durumda. Yardım yapılır ama görünmelidir. Fotoğraf çekilir ama paylaşılmalıdır. Paylaşılır ama alkış da beklenir.

Dişçi bu zincirin tam ortasına bir taş atıyor.

Gazeteci ve iftar çadırı

Bir gazetecinin işi nedir?

Gözlemlemek, sorgulamak, araştırmak, kamu adına soru sormak.

Fakat dişçi farklı bir şey söylüyor:
Gazeteci gidip iftar çadırında yemek yerse, o masanın tanığı değil parçası olur.

Ve bir gazetecinin asıl rolü parçası olmak değil, mesafeden bakabilmektir.

Bu fikir bazılarına sert geliyor. Ama düşünün: Bir gazeteci belediyenin dağıttığı yemeğin kalitesini sorgulamak isterse, mutfağa girebilir mi? Kullanılan yağın kalitesini sorabilir mi? Su nereden geliyor diye araştırabilir mi?

Yoksa çoğu zaman sadece tabağı alıp masaya oturur, sonra da teşekkür ederek ayrılır mı?

Dişçinin sorusu tam olarak bu.

Ucuzluk ve soru işaretleri

Aydın’da başka bir tartışma daha var: çayın fiyatı.

Bir yerde 10 lira olan çayın başka bir yerde 1 liraya düşmesi kulağa hoş geliyor. Ama ucuzluk bazen tek başına bir erdem değildir. Çünkü her ucuzluk beraberinde bir soru getirir:

Bu nasıl bu kadar ucuz?

Kalite nerede?
Malzeme nasıl?
İşletme nasıl dönüyor?

Bir şehirde fiyat düştükçe kalite de düşüyorsa, orası zamanla bir meydandan çok yorgun bir bekleme salonuna dönüşebilir.

Dişçi işte bu noktada yine aynı şeyi söylüyor:
Soru sormak ayıp değildir. Asıl ayıp, soru sormaktan vazgeçmektir.

Aydın’ın garip sessizliği

Aydın küçük ama ilginç bir şehir.

Herkes birbirini tanır ama kimse kimseyi gerçekten tanımıyormuş gibi davranır. Bir şeyler konuşulur ama yüksek sesle değil. Bir şeyler bilinir ama açıkça söylenmez.

Dişçinin sözleri bu yüzden yankı yapıyor. Çünkü bazen bir şehirde en büyük olay, birinin açık konuşmasıdır.

Ve açık konuşan insanlar genellikle ikiye ayrılır:
Onları sevenler ve onlardan rahatsız olanlar.

Son söz

Belki dişçi haklıdır, belki değildir. Ama kesin olan bir şey var:

Bir şehirde tartışma varsa, o şehir hâlâ canlıdır.

Sorular soruluyorsa, hâlâ umut vardır.
Eleştiri varsa, hâlâ düşünce vardır.

Ve bazen bir kişinin söylediği sert bir cümle, yüzlerce kişinin sessizce düşündüğü şeyin sadece yüksek sesle söylenmiş halidir.

Belki de mesele iftar çadırı değildir.

Belki mesele görünmek ile gerçekten yapmak arasındaki farktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.