Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

AKP ile CHP memleketin içinden geçti!

Tencere dibin kara seninki benden kara CHP hesabı yani! Soygunculukta, sahtekarlıkta, vurgunculukta birbirleriyle yarışıyorlar!.. CHP'ye oy verecek olanlar da bir daha düşünmeli, evet çok iftiraya uğruyorlar ama onların da AKP'den hiçbir farkı yok! Yani sizin anlayacağınız, zaten bugün yarın ya kapatılır, ya da Kılıçdaroğlu ele alır CHP'yi, ikisinden biri olacak, öyle memleket filan da yıkılmaz, merak etmeyin hiçbirşey olmaz!.. Olmasın da zaten! Erdoğan bunlara çok iyi yapıyor aslında, aferin Erdoğan'a hem kendini hem de CHP'yi yok ediyor!.. CHP'liler anketlere seviniyor, yok efendim şöyle öndeyiz, böyle öndeyiz diye sürekli nabız yokluyorlar!.. Mesela şahsımın vatsap üzerinden onlara yazdığım mesajları da değerlendiriyorlar!.. Değerlendirdiklerini zannediyorlar, göya anlıyorlar!..   AKP İLE CHP AYNI TENCERENİN İKİ KAPAĞI MI? EVET AYNEN ÖYLE! AKP ile CHP memleketin içinden geçti; biri iktidarın direksiyonunda, diğeri muhalefetin arka koltuğunda yıllardır aynı virajı dönüp duruyor. Biri “ben yaptım oldu” diyor, diğeri “ben olsam daha iyisini yapardım” diye sahneye çıkıyor ama vatandaşın sofrasındaki ekmek küçülüyor, cebindeki para buharlaşıyor, umudu da seçimden seçime vitrine konulan süs eşyasına dönüyor. Türkiye siyaseti artık koca bir orta oyunu gibi. Sahnenin bir tarafında iktidar var; elinde megafon, arkasında devlet gücü, önünde hazır kıta alkışçılar. Diğer tarafta CHP var; elinde anket dosyaları, yüzünde “bu sefer oluyor” tebessümü, arkasında bitmeyen iç kavga, önünde ise yıllardır ikna edemediği milyonlar. Ve vatandaş da bu tiyatronun bilet parasını her gün pazarda, markette, faturada, vergide ödüyor. Tencere dibin kara seninki benden kara CHP! CHP’ye oy verecek olanlar bir daha düşünmeli. Evet, CHP çok iftiraya uğruyor. Evet, iktidar medyası tarafından yıllardır hedef tahtasına konuluyor. Evet, haklı oldukları, mağdur edildikleri, haksızlığa uğradıkları çok konu var. Ama bütün bunlar CHP’yi otomatik olarak masum, tertemiz, halkçı, devrimci, demokrat ve kusursuz yapmıyor. Bir partiye iftira atılması, o partinin hatasız olduğu anlamına gelmez. Bir partiye baskı yapılması, o partinin halkın gerçek temsilcisi olduğu anlamına gelmez. Bir parti mağdur ediliyor diye, vatandaşa tepeden bakma hakkı kazanmaz. Siyasette mağduriyet, temizlik belgesi değildir. CHP’nin en büyük sorunu da tam burada başlıyor: Kendini sürekli mağduriyet üzerinden aklamaya çalışıyor. “Bize saldırıyorlar” diyorlar. Tamam, saldırıyorlar. “Bizi karalıyorlar” diyorlar. Tamam, karalıyorlar. “Bize kumpas kuruyorlar” diyorlar. Tamam, kuruyor olabilirler. Peki siz ne yapıyorsunuz? Vatandaşın derdine gerçek anlamda çare mi üretiyorsunuz, yoksa iktidarın açtığı her çukura düşüp sonra “bizi ittirdiler” diye mi ağlıyorsunuz? CHP, muhalefet yapmıyor; muhalefet rolü yapıyor CHP yıllardır iktidarın karşısında değil, iktidarın gölgesinde siyaset yapıyor. Güneşi arkasına alan AKP yürüdükçe, CHP de o gölgenin içinde kendine yer arıyor. Bir adım öne çıkacak gibi oluyor, sonra kendi ayağına basıyor. Halkın öfkesini örgütleyecek gibi oluyor, sonra genel merkez koridorlarında dosya, komisyon, kurultay, delege hesabına boğuluyor. Memleket yanıyor; CHP hâlâ “acaba bu yangında hangi kanat güçlenir?” hesabı yapıyor. Vatandaş pazarda domatesin tanesini seçerek alıyor, CHP hâlâ anketlerde yüzde kaç önde olduğunu konuşuyor. Emekli maaşıyla ay sonunu getiremiyor, CHP hâlâ “toplumda değişim talebi var” diye cümle kuruyor. Gençler yurt dışına kaçmayı kurtuluş sanıyor, CHP hâlâ “gençlik politikaları çalıştayımız çok verimli geçti” diye fotoğraf paylaşıyor. Yani ortada koca bir yangın var, CHP ise elinde süslü bir yangın raporuyla dolaşıyor. Yangına su taşıyan yok, ama raporun kapağı çok şık. Anket sarhoşluğu ve muhalefet rehaveti CHP’liler anketlere seviniyorlar. Yok efendim birinci parti olmuşlar, yok efendim AKP düşmüş, yok efendim toplum değişim istiyormuş. Sanki sandık başına anket şirketleri gidiyor. Sanki oy pusulasını vatandaş değil, grafikler mühürlüyor. Anket dediğin şey siyasette pusula olabilir ama CHP bunu pusula değil, ninni gibi kullanıyor. Kendi kendilerini uyutuyorlar. “Öndeyiz” diyorlar, sonra seçim gecesi ekran karşısında yine aynı yüz ifadeleri: şaşkınlık, kırgınlık, sessizlik, ardından da klasik açıklama: “Mesajı aldık.” Kaç yıldır mesaj alıyorsunuz? Bu millet size mektup yazdı, telgraf çekti, e-posta attı, sandıkta tokat attı, sokakta uyardı, sosyal medyada bağırdı. Siz hâlâ “mesajı aldık” diyorsunuz. Aldığınız mesajı ne yaptınız? Çerçeveletip genel merkezin duvarına mı astınız? CHP’nin kronik hastalığı budur: Halkın öfkesini duyar ama anlamaz. Halkın yoksulluğunu görür ama hissedemez. Halkın çaresizliğini konuşur ama kendi konfor alanından çıkamaz. CHP’nin halka mesafesi, AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor AKP’nin bu kadar uzun süre ayakta kalmasının sebeplerinden biri sadece kendi gücü değil, CHP’nin zayıflığıdır. AKP, CHP’ye bakıp rahatlıyor. Çünkü karşısında onu gerçekten zorlayacak, toplumun bütün kesimlerine dokunacak, yeni bir siyasal dil kuracak, güven verecek bir muhalefet görmek yerine; kendi içinde kavga eden, halka tepeden bakan, yer yer kibirli, yer yer dağınık, yer yer de iktidarın çizdiği alanda top çeviren bir yapı görüyor. CHP bazen öyle bir muhalefet ediyor ki, AKP’nin propaganda birimleri yorulmasın diye malzemeyi paketleyip teslim ediyor. Sonra da “bizi yanlış anladılar” diyorlar. Yanlış anlaşılmıyorsunuz; çok net anlaşılıyorsunuz. Sorun da bu zaten. Vatandaş CHP’ye baktığında sadece iktidara alternatif görmek istemiyor. Bir ahlak, bir cesaret, bir tutarlılık, bir adalet duygusu görmek istiyor. Ama CHP çoğu zaman “AKP kötü, o halde biz iyiyiz” kolaycılığına sığınıyor. Hayır efendim, siyaset böyle yapılmaz. Birinin kötü olması, seni iyi yapmaz. Birinin yanlış yapması, senin doğru yaptığını göstermez. Birinin memleketi yorması, senin memleketi taşıyabileceğin anlamına gelmez. CHP’nin en büyük rakibi AKP değil, kendi ataleti CHP’nin önündeki en büyük engel AKP değil; CHP’nin kendi içindeki hantallık, kibir, hizipçilik ve bitmeyen koltuk matematiğidir. Parti içinde herkes değişimden bahsediyor ama kimse kendi koltuğunun yerinden oynamasını istemiyor. Herkes halkçılıktan söz ediyor ama halkın içine gerçekten karışanların sayısı parmakla sayılıyor. Herkes adaletten dem vuruyor ama parti içi adalet meselesine gelince kantarın topuzu başka tarafa kaçıyor. CHP, yıllardır kendi içinde aynı filmi tekrar tekrar izliyor. Oyuncular değişiyor, dekor değişiyor, afiş değişiyor ama senaryo aynı: Büyük umut, büyük beklenti, büyük toplantılar, büyük cümleler ve sonunda büyük hayal kırıklığı. Bu kadar tekrar, siyasette tecrübe değil; tükenmişlik belirtisidir. Kılıçdaroğlu meselesi ve kapanma tartışmaları Bugün yarın CHP ya kapatılır, ya Kılıçdaroğlu yeniden partinin başına geçer, ya başka bir iç hesaplaşma yaşanır; ne olursa olsun memleket yıkılmaz. Çünkü bu memleket zaten partilerin lütfuyla ayakta durmuyor. Bu millet, siyaset kurumuna rağmen ayakta kalmayı öğrendi. CHP’liler bazen kendilerini öyle bir konuma koyuyor ki, sanırsınız CHP olmazsa güneş doğmayacak, vapurlar çalışmayacak, fırınlar ekmek çıkarmayacak. Yok öyle bir şey. Bu ülke nice parti gördü, nice lider gördü, nice tabela değişti, nice büyük iddia tarihin tozlu rafına kalktı. CHP de kendini vazgeçilmez sanma hastalığından kurtulmalı. Çünkü siyasette vazgeçilmez olan parti değil, halktır. Parti halka hizmet ettiği sürece anlamlıdır. Halktan koptuğu anda tabela olur, bina olur, rozet olur; ama umut olmaz. Erdoğan’ın CHP’ye yaptığı en büyük iyilik Erdoğan bunlara çok iyi yapıyor derken mesele alkışlamak değil; ortaya çıkan ironiyi görmek gerekiyor. Erdoğan, CHP’yi sürekli hedef alarak onu diri tutuyor gibi görünüyor ama aynı zamanda CHP’nin kendi eksikleriyle yüzleşmesini de engelliyor. CHP her sıkıştığında “Erdoğan bize saldırıyor” diyerek kendi hatalarının üstünü örtüyor. Bu da Erdoğan’ın işine geliyor. Çünkü karşısında sürekli savunmada kalan, sürekli mağduriyet anlatan, sürekli “bize operasyon çekiliyor” diyen bir CHP, iktidar için bulunmaz nimet. Böyle bir muhalefet iktidarı devirmekten çok, iktidarın ömrünü uzatır. Erdoğan hem kendini hem CHP’yi yıpratıyor gibi görünüyor ama aslında ortaya tuhaf bir siyasi ortaklık çıkıyor: Biri korku üretiyor, diğeri umut üretemiyor. Biri baskı kuruyor, diğeri güven kuramıyor. Biri ülkeyi yönetirken yoruyor, diğeri muhalefet ederken bezdiriyor. Sonuçta vatandaş yine ortada kalıyor. Vatandaş artık slogan değil, karakter istiyor CHP’nin anlaması gereken en temel şey şu: Vatandaş artık sadece slogan istemiyor. “Hak, hukuk, adalet” demek güzel ama o sözün altını doldurmak gerekiyor. “Halkın iktidarı” demek güzel ama halkın mahallesine, pazarına, sofrasına, derdine gerçekten inmek gerekiyor. “Değişim” demek güzel ama değişimi sadece genel başkan değişikliği sanmamak gerekiyor. Değişim dediğin şey tabelaya yeni boya sürmek değildir. Eski binanın kapısını değiştirip “yeni dönem” diyemezsin. Aynı akıl, aynı kibir, aynı kadro refleksi, aynı iç hesaplarla yeni bir siyaset kurulmaz. CHP’nin ihtiyacı olan şey makyaj değil, zihniyet ameliyatıdır. WhatsApp mesajından siyaset analizi çıkaran akıl Bir de şu var: Bazıları kendilerini öyle stratejik akıl sanıyor ki, vatandaşın WhatsApp’tan yazdığı mesajı bile siyasi veri gibi değerlendiriyorlar. Sanırsın Pentagon raporu inceliyorlar. Sanırsın toplum mühendisliği yapıyorlar. Oysa çoğu zaman halkın açıkça söylediği şeyi bile anlamıyorlar. Vatandaş diyor ki: “Bıktım.” CHP bunu şöyle okuyor: “Seçmen değişim istiyor.” Vatandaş diyor ki: “Size de güvenmiyorum.” CHP bunu şöyle okuyor: “Kararsız seçmen ikna edilebilir.” Vatandaş diyor ki: “Hepiniz aynısınız.” CHP bunu şöyle okuyor: “Algı operasyonu var.” Yahu kardeşim, her eleştiri algı operasyonu değildir. Her öfke troll faaliyeti değildir. Her tepki iktidarın oyunu değildir. Bazen vatandaş gerçekten kızmıştır. Bazen gerçekten güvenmiyordur. Bazen gerçekten sizi de sorunun parçası olarak görüyordur. Ama bunu kabul etmek cesaret ister. CHP’de eksik olan da biraz bu cesarettir. Sandık gelecek ama mesele sandıktan fazlası Sandık elbette gelecek. Ama mesele sadece sandığın gelmesi değil. Sandık bazen çözüm olur, bazen de sadece mevcut çürümenin tutanağını tutar. Eğer halkın önüne gerçek bir seçenek koyamazsanız, sandık sadece formaliteye dönüşür. Dünya görsün diye kurulan bir demokrasi dekoru olur. Seçim kazanmak başka şeydir, ülkeye umut olmak başka şeydir. CHP bazen seçim kazanmayı umut olmakla karıştırıyor. Oysa belediye kazanmak, milletvekili çıkarmak, anketlerde öne geçmek tek başına siyasi ahlak ve toplumsal güven üretmez. Vatandaş şunu soruyor: “Tamam AKP gitsin de, siz gelince ne değişecek?” İşte CHP’nin cevap veremediği soru budur. Eğer bu soruya net, samimi, inandırıcı ve halkın hayatına dokunan bir cevap veremiyorsanız; iktidarın hataları sizi iktidara taşısa bile, halkın gönlüne taşımaz. CHP önce aynaya bakmalı CHP’nin artık aynaya bakması gerekiyor. Ama öyle sosyal medya filtresiyle değil; gerçek aynaya. O aynada kibir de görünecek, yorgunluk da görünecek, halka uzaklık da görünecek, iç kavga da görünecek, fırsatçılık da görünecek. Aynaya bakmadan değişim olmaz. Kendi yüzünü görmeden halka yüz dönülmez. CHP, AKP’yi eleştirirken haklı olabilir. Ama haklı olmak yetmez. Halkın yanında durmak gerekir. Halkın dilini konuşmak gerekir. Halkın sofrasına oturmak gerekir. Halkın acısını sadece miting meydanında cümle yapmak değil, siyasetin merkezine koymak gerekir. Bugünkü CHP bunu yapıyor mu? Yer yer evet. Ama genel tabloya bakınca, CHP hâlâ halkın umudu olmaktan çok, iktidarın yıpranmasından medet uman bir bekleme salonu partisi gibi duruyor. Son söz AKP bu memleketi yordu. CHP ise bu yorgun millete güven verecek yerde çoğu zaman kendi içine dönüp durdu. Biri ülkeyi yönetirken tüketti, diğeri muhalefet ederken umutları tüketti. Bu yüzden mesele sadece “AKP mi CHP mi?” meselesi değildir. Mesele şudur: Bu ülke, aynı tencerenin iki kararmış yüzüne mahkûm mudur? Vatandaş artık bunu soruyor. Ve CHP bu soruya kızarak, alınarak, anket göstererek, mağduriyet anlatarak cevap veremez. Cevap istiyorsa önce değişecek. Gerçekten değişecek. Halk için, halkla birlikte, halkın anlayacağı dille değişecek. Yoksa sandık gelir, sandık gider; birileri kazanır, birileri kaybeder. Ama vatandaş yine aynı cümleyi kurar: “Bunların birbirinden farkı yokmuş.”
Ekleme Tarihi: 18 Mayıs 2026 -Pazartesi

AKP ile CHP memleketin içinden geçti!

Tencere dibin kara seninki benden kara CHP hesabı yani!
Soygunculukta, sahtekarlıkta, vurgunculukta birbirleriyle yarışıyorlar!..

CHP'ye oy verecek olanlar da bir daha düşünmeli, evet çok iftiraya uğruyorlar ama onların da AKP'den hiçbir farkı yok!

Yani sizin anlayacağınız, zaten bugün yarın ya kapatılır, ya da Kılıçdaroğlu ele alır CHP'yi, ikisinden biri olacak, öyle memleket filan da yıkılmaz, merak etmeyin hiçbirşey olmaz!..

Olmasın da zaten!

Erdoğan bunlara çok iyi yapıyor aslında, aferin Erdoğan'a hem kendini hem de CHP'yi yok ediyor!..


CHP'liler anketlere seviniyor, yok efendim şöyle öndeyiz, böyle öndeyiz diye sürekli nabız yokluyorlar!..

Mesela şahsımın vatsap üzerinden onlara yazdığım mesajları da değerlendiriyorlar!..

Değerlendirdiklerini zannediyorlar, göya anlıyorlar!..
 

AKP İLE CHP AYNI TENCERENİN İKİ KAPAĞI MI? EVET AYNEN ÖYLE!

AKP ile CHP memleketin içinden geçti; biri iktidarın direksiyonunda, diğeri muhalefetin arka koltuğunda yıllardır aynı virajı dönüp duruyor. Biri “ben yaptım oldu” diyor, diğeri “ben olsam daha iyisini yapardım” diye sahneye çıkıyor ama vatandaşın sofrasındaki ekmek küçülüyor, cebindeki para buharlaşıyor, umudu da seçimden seçime vitrine konulan süs eşyasına dönüyor.

Türkiye siyaseti artık koca bir orta oyunu gibi. Sahnenin bir tarafında iktidar var; elinde megafon, arkasında devlet gücü, önünde hazır kıta alkışçılar. Diğer tarafta CHP var; elinde anket dosyaları, yüzünde “bu sefer oluyor” tebessümü, arkasında bitmeyen iç kavga, önünde ise yıllardır ikna edemediği milyonlar.

Ve vatandaş da bu tiyatronun bilet parasını her gün pazarda, markette, faturada, vergide ödüyor.

Tencere dibin kara seninki benden kara CHP!

CHP’ye oy verecek olanlar bir daha düşünmeli. Evet, CHP çok iftiraya uğruyor. Evet, iktidar medyası tarafından yıllardır hedef tahtasına konuluyor. Evet, haklı oldukları, mağdur edildikleri, haksızlığa uğradıkları çok konu var. Ama bütün bunlar CHP’yi otomatik olarak masum, tertemiz, halkçı, devrimci, demokrat ve kusursuz yapmıyor.

Bir partiye iftira atılması, o partinin hatasız olduğu anlamına gelmez. Bir partiye baskı yapılması, o partinin halkın gerçek temsilcisi olduğu anlamına gelmez. Bir parti mağdur ediliyor diye, vatandaşa tepeden bakma hakkı kazanmaz. Siyasette mağduriyet, temizlik belgesi değildir.

CHP’nin en büyük sorunu da tam burada başlıyor: Kendini sürekli mağduriyet üzerinden aklamaya çalışıyor. “Bize saldırıyorlar” diyorlar. Tamam, saldırıyorlar. “Bizi karalıyorlar” diyorlar. Tamam, karalıyorlar. “Bize kumpas kuruyorlar” diyorlar. Tamam, kuruyor olabilirler. Peki siz ne yapıyorsunuz?

Vatandaşın derdine gerçek anlamda çare mi üretiyorsunuz, yoksa iktidarın açtığı her çukura düşüp sonra “bizi ittirdiler” diye mi ağlıyorsunuz?

CHP, muhalefet yapmıyor; muhalefet rolü yapıyor

CHP yıllardır iktidarın karşısında değil, iktidarın gölgesinde siyaset yapıyor. Güneşi arkasına alan AKP yürüdükçe, CHP de o gölgenin içinde kendine yer arıyor. Bir adım öne çıkacak gibi oluyor, sonra kendi ayağına basıyor. Halkın öfkesini örgütleyecek gibi oluyor, sonra genel merkez koridorlarında dosya, komisyon, kurultay, delege hesabına boğuluyor.

Memleket yanıyor; CHP hâlâ “acaba bu yangında hangi kanat güçlenir?” hesabı yapıyor.

Vatandaş pazarda domatesin tanesini seçerek alıyor, CHP hâlâ anketlerde yüzde kaç önde olduğunu konuşuyor. Emekli maaşıyla ay sonunu getiremiyor, CHP hâlâ “toplumda değişim talebi var” diye cümle kuruyor. Gençler yurt dışına kaçmayı kurtuluş sanıyor, CHP hâlâ “gençlik politikaları çalıştayımız çok verimli geçti” diye fotoğraf paylaşıyor.

Yani ortada koca bir yangın var, CHP ise elinde süslü bir yangın raporuyla dolaşıyor. Yangına su taşıyan yok, ama raporun kapağı çok şık.

Anket sarhoşluğu ve muhalefet rehaveti

CHP’liler anketlere seviniyorlar. Yok efendim birinci parti olmuşlar, yok efendim AKP düşmüş, yok efendim toplum değişim istiyormuş. Sanki sandık başına anket şirketleri gidiyor. Sanki oy pusulasını vatandaş değil, grafikler mühürlüyor.

Anket dediğin şey siyasette pusula olabilir ama CHP bunu pusula değil, ninni gibi kullanıyor. Kendi kendilerini uyutuyorlar. “Öndeyiz” diyorlar, sonra seçim gecesi ekran karşısında yine aynı yüz ifadeleri: şaşkınlık, kırgınlık, sessizlik, ardından da klasik açıklama: “Mesajı aldık.”

Kaç yıldır mesaj alıyorsunuz? Bu millet size mektup yazdı, telgraf çekti, e-posta attı, sandıkta tokat attı, sokakta uyardı, sosyal medyada bağırdı. Siz hâlâ “mesajı aldık” diyorsunuz. Aldığınız mesajı ne yaptınız? Çerçeveletip genel merkezin duvarına mı astınız?

CHP’nin kronik hastalığı budur: Halkın öfkesini duyar ama anlamaz. Halkın yoksulluğunu görür ama hissedemez. Halkın çaresizliğini konuşur ama kendi konfor alanından çıkamaz.

CHP’nin halka mesafesi, AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor

AKP’nin bu kadar uzun süre ayakta kalmasının sebeplerinden biri sadece kendi gücü değil, CHP’nin zayıflığıdır. AKP, CHP’ye bakıp rahatlıyor. Çünkü karşısında onu gerçekten zorlayacak, toplumun bütün kesimlerine dokunacak, yeni bir siyasal dil kuracak, güven verecek bir muhalefet görmek yerine; kendi içinde kavga eden, halka tepeden bakan, yer yer kibirli, yer yer dağınık, yer yer de iktidarın çizdiği alanda top çeviren bir yapı görüyor.

CHP bazen öyle bir muhalefet ediyor ki, AKP’nin propaganda birimleri yorulmasın diye malzemeyi paketleyip teslim ediyor. Sonra da “bizi yanlış anladılar” diyorlar.

Yanlış anlaşılmıyorsunuz; çok net anlaşılıyorsunuz. Sorun da bu zaten.

Vatandaş CHP’ye baktığında sadece iktidara alternatif görmek istemiyor. Bir ahlak, bir cesaret, bir tutarlılık, bir adalet duygusu görmek istiyor. Ama CHP çoğu zaman “AKP kötü, o halde biz iyiyiz” kolaycılığına sığınıyor.

Hayır efendim, siyaset böyle yapılmaz.

Birinin kötü olması, seni iyi yapmaz. Birinin yanlış yapması, senin doğru yaptığını göstermez. Birinin memleketi yorması, senin memleketi taşıyabileceğin anlamına gelmez.

CHP’nin en büyük rakibi AKP değil, kendi ataleti

CHP’nin önündeki en büyük engel AKP değil; CHP’nin kendi içindeki hantallık, kibir, hizipçilik ve bitmeyen koltuk matematiğidir. Parti içinde herkes değişimden bahsediyor ama kimse kendi koltuğunun yerinden oynamasını istemiyor. Herkes halkçılıktan söz ediyor ama halkın içine gerçekten karışanların sayısı parmakla sayılıyor. Herkes adaletten dem vuruyor ama parti içi adalet meselesine gelince kantarın topuzu başka tarafa kaçıyor.

CHP, yıllardır kendi içinde aynı filmi tekrar tekrar izliyor. Oyuncular değişiyor, dekor değişiyor, afiş değişiyor ama senaryo aynı: Büyük umut, büyük beklenti, büyük toplantılar, büyük cümleler ve sonunda büyük hayal kırıklığı.

Bu kadar tekrar, siyasette tecrübe değil; tükenmişlik belirtisidir.

Kılıçdaroğlu meselesi ve kapanma tartışmaları

Bugün yarın CHP ya kapatılır, ya Kılıçdaroğlu yeniden partinin başına geçer, ya başka bir iç hesaplaşma yaşanır; ne olursa olsun memleket yıkılmaz. Çünkü bu memleket zaten partilerin lütfuyla ayakta durmuyor. Bu millet, siyaset kurumuna rağmen ayakta kalmayı öğrendi.

CHP’liler bazen kendilerini öyle bir konuma koyuyor ki, sanırsınız CHP olmazsa güneş doğmayacak, vapurlar çalışmayacak, fırınlar ekmek çıkarmayacak. Yok öyle bir şey. Bu ülke nice parti gördü, nice lider gördü, nice tabela değişti, nice büyük iddia tarihin tozlu rafına kalktı.

CHP de kendini vazgeçilmez sanma hastalığından kurtulmalı. Çünkü siyasette vazgeçilmez olan parti değil, halktır. Parti halka hizmet ettiği sürece anlamlıdır. Halktan koptuğu anda tabela olur, bina olur, rozet olur; ama umut olmaz.

Erdoğan’ın CHP’ye yaptığı en büyük iyilik

Erdoğan bunlara çok iyi yapıyor derken mesele alkışlamak değil; ortaya çıkan ironiyi görmek gerekiyor. Erdoğan, CHP’yi sürekli hedef alarak onu diri tutuyor gibi görünüyor ama aynı zamanda CHP’nin kendi eksikleriyle yüzleşmesini de engelliyor. CHP her sıkıştığında “Erdoğan bize saldırıyor” diyerek kendi hatalarının üstünü örtüyor.

Bu da Erdoğan’ın işine geliyor.

Çünkü karşısında sürekli savunmada kalan, sürekli mağduriyet anlatan, sürekli “bize operasyon çekiliyor” diyen bir CHP, iktidar için bulunmaz nimet. Böyle bir muhalefet iktidarı devirmekten çok, iktidarın ömrünü uzatır.

Erdoğan hem kendini hem CHP’yi yıpratıyor gibi görünüyor ama aslında ortaya tuhaf bir siyasi ortaklık çıkıyor: Biri korku üretiyor, diğeri umut üretemiyor. Biri baskı kuruyor, diğeri güven kuramıyor. Biri ülkeyi yönetirken yoruyor, diğeri muhalefet ederken bezdiriyor.

Sonuçta vatandaş yine ortada kalıyor.

Vatandaş artık slogan değil, karakter istiyor

CHP’nin anlaması gereken en temel şey şu: Vatandaş artık sadece slogan istemiyor. “Hak, hukuk, adalet” demek güzel ama o sözün altını doldurmak gerekiyor. “Halkın iktidarı” demek güzel ama halkın mahallesine, pazarına, sofrasına, derdine gerçekten inmek gerekiyor. “Değişim” demek güzel ama değişimi sadece genel başkan değişikliği sanmamak gerekiyor.

Değişim dediğin şey tabelaya yeni boya sürmek değildir. Eski binanın kapısını değiştirip “yeni dönem” diyemezsin. Aynı akıl, aynı kibir, aynı kadro refleksi, aynı iç hesaplarla yeni bir siyaset kurulmaz.

CHP’nin ihtiyacı olan şey makyaj değil, zihniyet ameliyatıdır.

WhatsApp mesajından siyaset analizi çıkaran akıl

Bir de şu var: Bazıları kendilerini öyle stratejik akıl sanıyor ki, vatandaşın WhatsApp’tan yazdığı mesajı bile siyasi veri gibi değerlendiriyorlar. Sanırsın Pentagon raporu inceliyorlar. Sanırsın toplum mühendisliği yapıyorlar. Oysa çoğu zaman halkın açıkça söylediği şeyi bile anlamıyorlar.

Vatandaş diyor ki: “Bıktım.”
CHP bunu şöyle okuyor: “Seçmen değişim istiyor.”
Vatandaş diyor ki: “Size de güvenmiyorum.”
CHP bunu şöyle okuyor: “Kararsız seçmen ikna edilebilir.”
Vatandaş diyor ki: “Hepiniz aynısınız.”
CHP bunu şöyle okuyor: “Algı operasyonu var.”

Yahu kardeşim, her eleştiri algı operasyonu değildir. Her öfke troll faaliyeti değildir. Her tepki iktidarın oyunu değildir. Bazen vatandaş gerçekten kızmıştır. Bazen gerçekten güvenmiyordur. Bazen gerçekten sizi de sorunun parçası olarak görüyordur.

Ama bunu kabul etmek cesaret ister. CHP’de eksik olan da biraz bu cesarettir.

Sandık gelecek ama mesele sandıktan fazlası

Sandık elbette gelecek. Ama mesele sadece sandığın gelmesi değil. Sandık bazen çözüm olur, bazen de sadece mevcut çürümenin tutanağını tutar. Eğer halkın önüne gerçek bir seçenek koyamazsanız, sandık sadece formaliteye dönüşür. Dünya görsün diye kurulan bir demokrasi dekoru olur.

Seçim kazanmak başka şeydir, ülkeye umut olmak başka şeydir. CHP bazen seçim kazanmayı umut olmakla karıştırıyor. Oysa belediye kazanmak, milletvekili çıkarmak, anketlerde öne geçmek tek başına siyasi ahlak ve toplumsal güven üretmez.

Vatandaş şunu soruyor: “Tamam AKP gitsin de, siz gelince ne değişecek?”

İşte CHP’nin cevap veremediği soru budur.

Eğer bu soruya net, samimi, inandırıcı ve halkın hayatına dokunan bir cevap veremiyorsanız; iktidarın hataları sizi iktidara taşısa bile, halkın gönlüne taşımaz.

CHP önce aynaya bakmalı

CHP’nin artık aynaya bakması gerekiyor. Ama öyle sosyal medya filtresiyle değil; gerçek aynaya. O aynada kibir de görünecek, yorgunluk da görünecek, halka uzaklık da görünecek, iç kavga da görünecek, fırsatçılık da görünecek.

Aynaya bakmadan değişim olmaz. Kendi yüzünü görmeden halka yüz dönülmez.

CHP, AKP’yi eleştirirken haklı olabilir. Ama haklı olmak yetmez. Halkın yanında durmak gerekir. Halkın dilini konuşmak gerekir. Halkın sofrasına oturmak gerekir. Halkın acısını sadece miting meydanında cümle yapmak değil, siyasetin merkezine koymak gerekir.

Bugünkü CHP bunu yapıyor mu?

Yer yer evet. Ama genel tabloya bakınca, CHP hâlâ halkın umudu olmaktan çok, iktidarın yıpranmasından medet uman bir bekleme salonu partisi gibi duruyor.

Son söz

AKP bu memleketi yordu. CHP ise bu yorgun millete güven verecek yerde çoğu zaman kendi içine dönüp durdu. Biri ülkeyi yönetirken tüketti, diğeri muhalefet ederken umutları tüketti.

Bu yüzden mesele sadece “AKP mi CHP mi?” meselesi değildir.

Mesele şudur:

Bu ülke, aynı tencerenin iki kararmış yüzüne mahkûm mudur?

Vatandaş artık bunu soruyor.

Ve CHP bu soruya kızarak, alınarak, anket göstererek, mağduriyet anlatarak cevap veremez. Cevap istiyorsa önce değişecek. Gerçekten değişecek. Halk için, halkla birlikte, halkın anlayacağı dille değişecek.

Yoksa sandık gelir, sandık gider; birileri kazanır, birileri kaybeder.

Ama vatandaş yine aynı cümleyi kurar:

“Bunların birbirinden farkı yokmuş.”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.