Yeryüzünde sadece yürüyen bir tür olarak;
"Güya uygarlığınıza"
Tanrıdan özel imtiyazlı, ama sürüngen...
Ve sınırsız, özgürce
tepeden sürüngene alaylı bir şekilde bakan kuştan da mı zeki?
Ve yere yapışıp, koşuşturan, 'Emekçi Karınca'dan daha adil,
Ve paylaşımcı olduğunu mu düşündün?
Ve cümle mahlukâtı
Süt, bal, peynirle besleyenden daha hünerli misin?
Ey güyâ insanlık
Tiyatroydun, öyle kaldın.
Sözde özgürlük, demokrasi, adalet, eşitlik...
Emeğimi, hâkkımı
Alınterimi ver.
Tüm uyduruk masallar senin olsun.
Ağırdı sözcükler.
Veya, bilerek anlamadı.
Bunca gamı, yükü alıp da üzerine, neylesin?
Masal yüz yıl sürdü.
İnsanlık masalı.
Avuttu, erteledi.
'Boşver' dedi.
'Devam' orijinal hayata.
Roller güzel, sanatsal ve etik.
Fakat,
İkinci seyredişimdi
İnancım yok
İnsanlık masalına.
Ve sarımsak!
Nelere kadirdin!
İki diş çiğneme yeter.
Doktorun yazdığı on doz aşının, üç günde indirdiği ağız diş şişini, bir gecede söküp attın.
Oysa hayat boyu kaçtım sarımsaktan.
İki kez mecbur kaldım.
Arı, Karınca.
Yüzyıla endeksli insan egosuna, Tanrı'nın dersi.
Ömrü bir gün Kelebek.
Özgürce.
Serçe ve Kelebek gibi özgürce gezinmek mi şehrin tepelerinde?
Yoksa, uyduruk özgürlüklerle insanlık rolü oynamak mı sürünerek?
Sen. Devlet.
Sistemlerin.
Elli veya yüz yıl ömürlü.
Bir sarımsak!
Bir Kelebek olabildin mi?
Uyduruk ve fanisin, ne sandın kendini!
