Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

Cinsel açlık çeken Türk erkekleri nedeniyle bu ülke düzelmez!

Evet; en son yaşadığımız CHP'li ve AKP'li belediye başkanlarının ortaya çıkan foyaları bunun en somut örneğidir. Türk insanı, özellikle Türk erkeği, artık buna kadınlar da dahil oldu, zengin olup zamparalık yapmanın peşinde, çünkü zenginleşmeden bunu yapamayacaklarını biliyorlar. Yaşamak istedikleri şey, yoklukta ve fakirlikte yaşayamadıkları hep hayal ettikleri her türlü ve sınırsız fanteziler. Oysa bu fanteziler, dünyanın birçok ülkesinde sıradan şeyler ve istenildiğinde veya eşler ve sevgililer arasında saygı-sevgi oluştuğunda yaşanan şeylerdir!.. Zira artık Türk kadını da zengin koca, zengin erkek peşinde. Hepsi değil elbet, benim akraba çevremde, dost-arkadaş çevremde öyle kadınlar var ki; sadece mutluluk aramıştır. Mutlu ve huzurlu bir hayatın peşinde olan kadınlar da var, ama bu artık çok azaldı. Günümüzde artık hedef direk zengin eş ve zengin sevgili. Kadınların iş ve devlet yönetiminde olduğunu düşünürsek, hele artık bir zamanlar şaka gibi gelen "Kadınları da askere alsınlar" söylemi gerçek oldu. Kadınlar asker, polis oluyor, TIR şoförü oluyor, oto tamircisi oluyor. Öyle onurlu ve düzgün kadınlar da çoğaldı... Onurunu namusunu korumak için her işi yapıyorlar. Helal olsun Türk kadınına. Ama genel olarak Türk erkeğinin cinsel açlığı, her mevkide, her makamda, her özel sektör patronluğunda parayı bulanın ilk olarak yaptığı şeydir zamparalık. Altın Musluğun Başında Susuzluk Bu memlekette herkesin dilinde aynı türkü var: “Bir gün köşeyi döneceğim.” Ama kimse köşeyi döndükten sonra ne olacağını konuşmuyor. Çünkü bu ülkede mesele para kazanmak değil; parayı kazandıktan sonra insanın içinde yıllardır aç bırakılmış ne varsa onun ortalığa dökülmesi. Birinin cebine ilk defa tomar giriyor, ertesi gün karakteri değişiyor. Yıllarca apartman toplantısında sesini yükseltemeyen adam, makam arabasına biner binmez kendini küçük bir imparator sanıyor. Sanki koltuğun deri döşemesi omurgaya değil, egoya destek veriyor. Bir belediye başkanı düşünün. Dün halkın arasında çay içiyor, simit bölüşüyor, “Ben sizden biriyim” diyor. Sonra makam odasının kapısı kapanıyor. İçeriye önce ağır perdeler giriyor, sonra korumalar, sonra da aynalar. Büyük aynalar. Çünkü insan bazen kendine bakmaya doyamıyor. Hele de uzun yıllar boyunca kimse dönüp yüzüne bakmadıysa. Bir başka köşede patronlar var. Yıllarca “Bir gün zengin olursam…” diye başlayan cümleler kurmuş insanlar. O cümlenin devamında ne var biliyor musunuz? Ne fabrika var, ne üretim var, ne memlekete fayda var. Devamında çoğu zaman aynı cümle gizli: “Bir gün zengin olursam, herkes bana baksın.” İşte bütün mesele burada başlıyor. Bu ülkede para, çoğu insan için ihtiyaç karşılayan bir araç değil; yıllardır biriken eksikliklerin üzerine çekilen altın renkli bir perde. İnsanlar zenginleşince mutlu olmuyor. Sadece görünür hale geliyorlar. İçlerinde ne varsa büyüyerek dışarı taşıyor. Yıllarca kendi hayatına hükmedememiş adam, makamı ele geçirince başkalarının hayatına hükmetmeye çalışıyor. Yıllarca özgüven eksikliğiyle yaşamış biri, zenginleşince etrafında hayran ordusu görmek istiyor. Çünkü cebindeki para arttıkça, içindeki boşluk azalmıyor; yalnızca daha pahalı hale geliyor. Ve sonra ilişkiler değişiyor. Eskiden insanlar birbirine “Nasıl bir insansın?” diye bakardı. Şimdi ilk soru başka: “Ne iş yapıyor?” Ardından ikinci perde açılıyor: “Arabası ne?” Sonra üçüncü perde: “Evi var mı?” Kimse karakterin kapısını çalmıyor artık. Herkes garaj kapısına bakıyor. Bir zamanlar sevgi, küçük bir evin balkonunda içilen çaydı. Şimdi sevgi, lüks restoranın rezervasyon listesine dönüştü. İnsanlar birbirini tanımadan önce birbirinin banka hesabını hayal ediyor. Elbette herkes böyle değil. Hâlâ huzurun peşinde olan insanlar var. Birlikte yoksul ama sakin yaşamanın, büyük bir villada yalnız yaşamaktan daha kıymetli olduğunu bilenler var. Hâlâ karaktere, sadakate, emeğe bakan insanlar var. Ama onların sesi, bu gürültünün içinde kayboluyor. Çünkü memleket büyük bir panayır yerine döndü. Herkes bağırıyor. Herkes vitrine çıkıyor. Herkes daha çok görünmek istiyor. Kimse insan kalmakla ilgilenmiyor. Birileri makamı, birileri parayı, birileri bedeni, birileri de ilgiyi kullanıyor. Sonra ortaya tuhaf bir düzen çıkıyor: Bir taraf alkış istiyor, öbür taraf imkân. Bir taraf güç gösterisi peşinde, öbür taraf güvence. Kimse birbirini gerçekten sevmiyor; herkes birbirinin eksikliğini kullanıyor. Sonra gün geliyor, foyalar ortaya saçılıyor. Bir belediye başkanının adı bir skandalla anılıyor. Bir patronun gizli hayatı konuşuluyor. Bir makam sahibinin etrafındaki kalabalığın neden orada olduğu anlaşılıyor. Ve herkes şaşırmış gibi yapıyor. Oysa şaşıracak bir şey yok. Çünkü yıllardır bu ülke, karakter yerine cüzdanı alkışladı. İnsan yerine unvanı sevdi. Dürüstlüğü sıkıcı buldu, gösterişi ödüllendirdi. Sonunda ortaya şöyle bir manzara çıktı: Dışı mermer kaplı, içi çürümüş bir bina. Uzaktan bakınca ışıl ışıl. Yaklaşınca rutubet kokuyor. Belki de bu yüzden insanlar artık birbirine güvenmiyor. Çünkü herkes birbirinin yüzüne değil, maskesine bakıyor. Ve maskeler artık yüzlerden daha pahalı. Memleketin asıl meselesi yoksulluk değil belki. Asıl mesele, zenginleşince nasıl biri olacağını hiç düşünmeden yaşayan insanların çoğalması. Çünkü insanın cebine para girince değişmiyorsa karakteri vardır. Değişiyorsa, sadece gerçek yüzü ortaya çıkıyordur.
Ekleme Tarihi: 06 Nisan 2026 -Pazartesi

Cinsel açlık çeken Türk erkekleri nedeniyle bu ülke düzelmez!

Evet; en son yaşadığımız CHP'li ve AKP'li belediye başkanlarının ortaya çıkan foyaları bunun en somut örneğidir.

Türk insanı, özellikle Türk erkeği, artık buna kadınlar da dahil oldu, zengin olup zamparalık yapmanın peşinde, çünkü zenginleşmeden bunu yapamayacaklarını biliyorlar.
Yaşamak istedikleri şey, yoklukta ve fakirlikte yaşayamadıkları hep hayal ettikleri her türlü ve sınırsız fanteziler.
Oysa bu fanteziler, dünyanın birçok ülkesinde sıradan şeyler ve istenildiğinde veya eşler ve sevgililer arasında saygı-sevgi oluştuğunda yaşanan şeylerdir!..

Zira artık Türk kadını da zengin koca, zengin erkek peşinde.
Hepsi değil elbet, benim akraba çevremde, dost-arkadaş çevremde öyle kadınlar var ki; sadece mutluluk aramıştır.
Mutlu ve huzurlu bir hayatın peşinde olan kadınlar da var, ama bu artık çok azaldı.

Günümüzde artık hedef direk zengin eş ve zengin sevgili.
Kadınların iş ve devlet yönetiminde olduğunu düşünürsek, hele artık bir zamanlar şaka gibi gelen "Kadınları da askere alsınlar" söylemi gerçek oldu.
Kadınlar asker, polis oluyor, TIR şoförü oluyor, oto tamircisi oluyor.
Öyle onurlu ve düzgün kadınlar da çoğaldı...
Onurunu namusunu korumak için her işi yapıyorlar.
Helal olsun Türk kadınına.

Ama genel olarak Türk erkeğinin cinsel açlığı, her mevkide, her makamda, her özel sektör patronluğunda parayı bulanın ilk olarak yaptığı şeydir zamparalık.

Altın Musluğun Başında Susuzluk

Bu memlekette herkesin dilinde aynı türkü var: “Bir gün köşeyi döneceğim.”

Ama kimse köşeyi döndükten sonra ne olacağını konuşmuyor.

Çünkü bu ülkede mesele para kazanmak değil; parayı kazandıktan sonra insanın içinde yıllardır aç bırakılmış ne varsa onun ortalığa dökülmesi. Birinin cebine ilk defa tomar giriyor, ertesi gün karakteri değişiyor. Yıllarca apartman toplantısında sesini yükseltemeyen adam, makam arabasına biner binmez kendini küçük bir imparator sanıyor. Sanki koltuğun deri döşemesi omurgaya değil, egoya destek veriyor.

Bir belediye başkanı düşünün. Dün halkın arasında çay içiyor, simit bölüşüyor, “Ben sizden biriyim” diyor. Sonra makam odasının kapısı kapanıyor. İçeriye önce ağır perdeler giriyor, sonra korumalar, sonra da aynalar. Büyük aynalar. Çünkü insan bazen kendine bakmaya doyamıyor. Hele de uzun yıllar boyunca kimse dönüp yüzüne bakmadıysa.

Bir başka köşede patronlar var. Yıllarca “Bir gün zengin olursam…” diye başlayan cümleler kurmuş insanlar. O cümlenin devamında ne var biliyor musunuz? Ne fabrika var, ne üretim var, ne memlekete fayda var. Devamında çoğu zaman aynı cümle gizli:

“Bir gün zengin olursam, herkes bana baksın.”

İşte bütün mesele burada başlıyor.

Bu ülkede para, çoğu insan için ihtiyaç karşılayan bir araç değil; yıllardır biriken eksikliklerin üzerine çekilen altın renkli bir perde. İnsanlar zenginleşince mutlu olmuyor. Sadece görünür hale geliyorlar. İçlerinde ne varsa büyüyerek dışarı taşıyor.

Yıllarca kendi hayatına hükmedememiş adam, makamı ele geçirince başkalarının hayatına hükmetmeye çalışıyor. Yıllarca özgüven eksikliğiyle yaşamış biri, zenginleşince etrafında hayran ordusu görmek istiyor. Çünkü cebindeki para arttıkça, içindeki boşluk azalmıyor; yalnızca daha pahalı hale geliyor.

Ve sonra ilişkiler değişiyor.

Eskiden insanlar birbirine “Nasıl bir insansın?” diye bakardı. Şimdi ilk soru başka:

“Ne iş yapıyor?”

Ardından ikinci perde açılıyor:

“Arabası ne?”

Sonra üçüncü perde:

“Evi var mı?”

Kimse karakterin kapısını çalmıyor artık. Herkes garaj kapısına bakıyor.

Bir zamanlar sevgi, küçük bir evin balkonunda içilen çaydı. Şimdi sevgi, lüks restoranın rezervasyon listesine dönüştü. İnsanlar birbirini tanımadan önce birbirinin banka hesabını hayal ediyor.

Elbette herkes böyle değil. Hâlâ huzurun peşinde olan insanlar var. Birlikte yoksul ama sakin yaşamanın, büyük bir villada yalnız yaşamaktan daha kıymetli olduğunu bilenler var. Hâlâ karaktere, sadakate, emeğe bakan insanlar var.

Ama onların sesi, bu gürültünün içinde kayboluyor.

Çünkü memleket büyük bir panayır yerine döndü. Herkes bağırıyor. Herkes vitrine çıkıyor. Herkes daha çok görünmek istiyor. Kimse insan kalmakla ilgilenmiyor.

Birileri makamı, birileri parayı, birileri bedeni, birileri de ilgiyi kullanıyor. Sonra ortaya tuhaf bir düzen çıkıyor: Bir taraf alkış istiyor, öbür taraf imkân. Bir taraf güç gösterisi peşinde, öbür taraf güvence. Kimse birbirini gerçekten sevmiyor; herkes birbirinin eksikliğini kullanıyor.

Sonra gün geliyor, foyalar ortaya saçılıyor.

Bir belediye başkanının adı bir skandalla anılıyor. Bir patronun gizli hayatı konuşuluyor. Bir makam sahibinin etrafındaki kalabalığın neden orada olduğu anlaşılıyor.

Ve herkes şaşırmış gibi yapıyor.

Oysa şaşıracak bir şey yok.

Çünkü yıllardır bu ülke, karakter yerine cüzdanı alkışladı. İnsan yerine unvanı sevdi. Dürüstlüğü sıkıcı buldu, gösterişi ödüllendirdi.

Sonunda ortaya şöyle bir manzara çıktı:

Dışı mermer kaplı, içi çürümüş bir bina.

Uzaktan bakınca ışıl ışıl. Yaklaşınca rutubet kokuyor.

Belki de bu yüzden insanlar artık birbirine güvenmiyor. Çünkü herkes birbirinin yüzüne değil, maskesine bakıyor. Ve maskeler artık yüzlerden daha pahalı.

Memleketin asıl meselesi yoksulluk değil belki. Asıl mesele, zenginleşince nasıl biri olacağını hiç düşünmeden yaşayan insanların çoğalması.

Çünkü insanın cebine para girince değişmiyorsa karakteri vardır. Değişiyorsa, sadece gerçek yüzü ortaya çıkıyordur.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.