Sefanı sür Özgür Özel bu millet için artık yapacak birşey kalmadı!
Özgür Özel sürekli Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarına atıf yaparak ve Mustafa Kemal Atatürk'ten örnekler vererek mücadeleye devam etmemiz lazım diyor.
Yaptıklarınıza saygı duyuyorum ve keşke ben de orada olsaydım diye kendime kızıyorum ama medya olarak yapacaklarımız daha önemli diye düşünüyorum!
Haber sitelerimizle, sosyal sayfalarımız ve canlı yayınlarımızla sokağa çıkıp bağırmaktan, yürüyüşlere katılıp polisle didişmekten daha faydalı değil mi?
Yoksa gazecilik dışında bir iş yapsaydım Ankara'ya bile giderdim, vallahi de giderdim, billahi de giderdim...
Ben giderdim ama bu millet kılını kıpırdatmaz, emin olun!..
Giderdim ama dediğim gibi bu millet için yapacak birşey de kalmadı ki, evet kalmadı!
MİLLETİN FERASETİ Mİ VAR DEDİNİZ?
Bu millette feraset falan kalmadı, kimse kendini kandırmasın!..
Onlara makarna, sosyal yardım, bedava limonata, bedava yemek, 1 liralık çay yetiyor!
YAZIMIN EN ALTINDA VİDEOSU DA VAR AMA BAKIN
RAHMETLİ YAŞAR NURİ ÖZTÜRK O VİDEODA NELER SÖYLEMİŞ?
Ben bu milletin çok büyük sıkıntılara maruz kalacağını düşünüyorum
Bu millet kendi eliyle başına çok dikenli bir çorap örmüştür
Bunun faturasını ödeyecek
Bu millet son yıllarda çok büyük günahlar işledi
Çok büyük nankörlükler yaptı
Çok büyük inatlara kurban oldu göz göre göre
Ehliyeti cezalandırdı
Dürüstlüğü cezalandırdı
Helal lokmayı cezalandırdı
İrfanı cezalandırdı
İdrakı cezalandırdı
Ve ne kadar sapısiliklik, yolsuzluk, kirlilik, üçkağıt varsa
Liyakatsızlık varsa
Hepsine prim verdi
Niçin;
Ayaklarımı uzatıp, rahat edeyim
Sıkıntıya düşmeyeyim
Uykuma kimse dokunmasın
Bunların faturasını ödeyecek bu millet
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK
Türkiye’de siyaset artık sadece meydanlarda yapılan konuşmalarla yürümüyor. İnsanlar artık ekranlardan, sosyal medyadan, mutfaktaki boş tencereden ve market raflarındaki etiketlerden siyaset okuyor. Çünkü vatandaş için gerçek gündem; ideolojik tartışmalar değil, cebindeki paranın her geçen gün biraz daha küçülmesi.
Muhalefet ise hâlâ sokağın romantizmiyle, iktidar ise devletin bütün ağırlığıyla hareket ediyor. Biri “mücadele” diyor, diğeri “istikrar” diyor ama vatandaş her geçen gün daha fazla yoruluyor. İnsanlar artık slogan değil sonuç görmek istiyor. Çünkü geçim derdi, siyasi nutuklardan daha yüksek ses çıkarıyor.
Özgür Özel’in yaptığı açıklamalar, Atatürk’e yaptığı göndermeler ve “mücadeleye devam” çağrıları elbette belli bir kitlede karşılık buluyor. Ancak toplumun büyük kısmı artık ideallerle değil faturalarla yaşıyor. İnsanlar sabah uyandığında devrim düşünmüyor; kirayı, kredi kartını, çocuklarının okul masrafını düşünüyor.
Bir zamanlar “milletin feraseti” denilen şey; belki sorgulayan, hesap soran, memleketin gidişatını önemseyen bir toplumsal bilinçti. Bugün ise milyonlarca insan geçim kaygısının altında ezilirken, feraset yerini yorgunluğa bıraktı. Çünkü sürekli ekonomik kriz yaşayan toplumlarda insanlar önce hayatta kalmaya çalışır, sonra siyaset düşünür.
İktidar cephesine bakıldığında ise başka bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye, her geçen gün daha pahalı, daha gergin ve daha kutuplaşmış bir ülkeye dönüşüyor. Bir yanda saray ışıkları, koruma orduları, lüks araç konvoyları… Diğer yanda emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışan milyonlar. Aradaki fark artık sadece ekonomik değil; psikolojik bir kopuşa dönüşmüş durumda.
İnsanlar artık şu soruyu soruyor:
“Bu ülkeyi yönetenler gerçekten bizim yaşadığımız hayatı biliyor mu?”
Çünkü sokaktaki vatandaşın gündemiyle ekranlarda anlatılan “güçlü Türkiye” hikâyesi arasında devasa bir uçurum oluştu. Pazara çıkan vatandaş domatesin kilosunu hesaplıyor, televizyon ekranlarında ise sürekli yeni başarı hikâyeleri anlatılıyor. Ama boş buzdolabı propaganda dinlemiyor.
Muhalefetin de ciddi bir çıkmaz içinde olduğu konuşuluyor. Sürekli “demokrasi”, “hukuk”, “mücadele” deniyor ama toplumun önemli bir kısmı artık bunların günlük hayatına nasıl dokunacağını görmek istiyor. İnsanlar büyük laflardan çok küçük çözümler arıyor. Çünkü büyük idealler, aç bir sofrada eskisi kadar etkili olmuyor.
Sosyal medya ise ayrı bir dünya haline geldi. Herkes öfkeli, herkes birbirine bağırıyor ama kimse kimseyi ikna etmiyor. Türkiye sanki aynı apartmanda yaşayan ama birbirinin yüzüne bakmayan insanlar gibi iki ayrı ülkeye bölündü. Aynı ekmeği yiyen insanlar, farklı ekranlardan farklı gerçeklikler izliyor.
Ve belki de en acı tarafı şu:
Bu ülkede artık insanlar umut etmekten yoruldu.
Bir kesim “nasıl olsa hiçbir şey değişmez” diyor.
Diğer kesim ise “daha ne kadar kötü olabilir?” diye soruyor.
Ama tarih gösteriyor ki toplumlar bazen bir anda değil, yavaş yavaş tükenir. Sessizlik artar, insanlar alışır, beklentiler küçülür. Önce hayaller gider, sonra itirazlar azalır. En sonunda insanlar sadece günü kurtarmaya çalışır.
Türkiye’nin bugün yaşadığı şey belki de tam olarak budur:
Büyük bir yorgunluk hali.
Ve bu yorgunluk; ne sadece iktidarın, ne sadece muhalefetin meselesi…
Bu, artık memleketin ruh halidir.
