Hey sen rejimin adamı…
Vatandaşın, gençlerin gelecek umutlarını tamamen yok ettiniz!
Evet, tam olarak sen.
Yıllardır aynı sofrada oturup aynı ezberi tekrar eden, her yanlışın üstünü “devlet meselesi” diyerek örten sen…
Mutlu musun gerçekten?
Bir ülke erirken, sen hâlâ kariyer planı yapıyorsun.
Memlekette gençler gelecek ararken, sen yeni makam odasının perdesini seçiyorsun.
İnsanlar ay sonunu getiremezken, sen yeni koruma aracı ihalesini konuşuyorsun.
Ve en ilginç tarafı ne biliyor musun?
Siz hiç değişmiyorsunuz.
Çünkü sizin için parti değil, düzen önemli.
Rozet değil, sistem önemli.
İsimler değişiyor ama siz hep aynı yerdesiniz.
Çünkü siz ideolojiye değil, güce bağlısınız.
Sarayın ışığı nereye vuruyorsa yüzünüzü oraya dönüyorsunuz demeyeceğim…
Hayır.
Siz zaten sarayın duvarına monte edilmiş aplik lambasısınız.
Sizi söküp başka yere taksalar bile aynı karanlığı aydınlatacaksınız.
Bak memlekete…
Adalet can çekişiyor.
Liyakat toprağa gömülmüş.
İnsan hakları vitrine kaldırılmış eski eşya gibi.
Ekonomi yoğun bakımda.
Ama siz hâlâ çıkıp “istikrar” diyorsunuz.
Hangi istikrar?
Fakirleşmenin istikrarı mı?
Yandaş zenginleşmesinin istikrarı mı?
Gençlerin kaçışının istikrarı mı?
Ülkede üniversite mezunu çocuklar garsonluk bulunca seviniyor.
Ama sizin çocuklarınız mezun olmadan yönetim kurulu üyeliğine başlıyor.
Çünkü sizin düzeninizde CV değil, soyadı işe yarıyor.
Bir ülkeyi açık açık akraba holdingine çevirdiniz.
Yeğen danışman.
Kuzen müdür.
Enişte ihale takipçisi.
Bacanak yönetim kurulu üyesi.
Şoför özel kalem olmuş.
Çaycı danışman olmuş.
Devlet dairesi değil, aile apartmanı mübarek.
Ve siz buna “yerli ve milli kadro” diyorsunuz.
Ya bırakın Allah aşkına…
Millet pazarda domatesin tanesini hesaplıyor, siz konvoy büyütüyorsunuz.
Halk kredi kartı borcunu düşünüyor, siz saray bütçesine oda ekliyorsunuz.
Bu nasıl bir kopuş?
Siz halktan o kadar uzaklaştınız ki artık vatandaşı sadece seçim otobüsünün camından görüyorsunuz.
Cam açılıyor…
El sallıyorsunuz…
Sonra tekrar zırhlı aracın içine dönüyorsunuz.
Çünkü sizin düzeniniz halkı sevmiyor.
Sizin düzeniniz itaati seviyor.
Sorgulamayan insan seviyorsunuz.
Başını eğen insan seviyorsunuz.
Haksızlığa rağmen alkışlayan insan seviyorsunuz.
Çünkü korkuyorsunuz.
En çok da düşünen insandan korkuyorsunuz.
O yüzden gazeteciyi susturuyorsunuz.
O yüzden muhalifi hain ilan ediyorsunuz.
O yüzden eleştiriyi düşmanlık sayıyorsunuz.
Bir ülkede iktidar eleştiriden korkuyorsa, bilin ki çürümüşlük başlamıştır.
Çünkü güçlü yönetim eleştiriden korkmaz.
Zayıf yönetim korkar.
Ve siz çok korkuyorsunuz.
Gençlerden korkuyorsunuz.
Mizah yapanlardan korkuyorsunuz.
Tweet atanlardan korkuyorsunuz.
Sokakta röportaj yapanlardan korkuyorsunuz.
Çünkü artık kimse sizin anlattığınız masala inanmıyor.
Siz yıllarca millete sabır sattınız.
Kendinize ise servet biriktirdiniz.
Millete kanaat öğrettiniz…
Kendiniz şatafattan vazgeçmediniz.
“Şükredin” dediniz…
Ama şükreden hep halk oldu, lüks yaşayan hep siz oldunuz.
Bir de utanmadan hâlâ mağdur rolü oynuyorsunuz.
Yıllardır iktidardasınız ama hâlâ kendinizi muhalefet gibi anlatıyorsunuz.
Ülkeyi siz yönetiyorsunuz ama suçlu hep başkası.
Ekonomi kötü mü? Dış güçler.
Gençler mutsuz mu? Sosyal medya.
Hukuk çökmüş mü? Muhalefet algısı.
Hiç mi sorumluluk hissetmiyorsunuz?
Bir ülke düşün…
Doktor gidiyor.
Mühendis gidiyor.
Bilim insanı gidiyor.
Gençlik gidiyor.
Ama yandaş müteahhit hep burada kalıyor.
Neden?
Çünkü bu düzen üreticiyi değil, yakın olanı ödüllendiriyor.
Ve sen hâlâ daha yükseğe çıkmanın hesabındasın değil mi?
Çünkü senin için makam uyuşturucu gibi.
Bir kere tadını aldın mı bırakamıyorsun.
İlçe yetmedi il istedin.
İl yetmedi Ankara istedin.
Ankara yetmedi bakanlık istedin.
Yetmedi… yetmeyecek de.
Çünkü mesele hizmet değil sizde.
Mesele güç hissi.
Makam aracından inince sıradan biri olacağını biliyorsun.
O yüzden koltuğa tutunuyorsun.
Ama unutma…
Tarih boyunca hiçbir iktidar sonsuz olmadı.
Hiçbir saltanat kalıcı olmadı.
Ve hiçbir propaganda, halkın boş tenceresinden daha güçlü çıkmadı.
Çünkü açlık eninde sonunda bütün sloganları yutar.
Ve bir gün geldiğinde…
Bugün alkışlayanların çoğu sizi tanımıyormuş gibi davranacak.
İşte o gün gerçekten yalnız kalacaksınız.
