Sen neymişsin be Kemal Kılıçdaroğlu?
Ama sende bu zeka yok, bu akıl yoktur!
Bunu sen düşünemezsin, bunlar şeytanca düşünceler!
Evet; Kemal Kılıçdaroğlu CHP Binalarının tahribata uğradığını bahane ederek, Yeni Parti'ye dava açmaya hazırlanıyor!
Amaç ise Yeni Parti'nin banka hesaplarına bloke koydurmak, haciz koydurmak!
Bu sadece bir tanesi, iktidar çeşitli bahanelerle (onlar bahane bulur) milletin dişinden tırnağından artırarak yolladığı bağışlara el koymanın peşine düştü.
Bu bağışlarla bir tane otobüs alındı, sanıyorum bir tane daha alacaklar ve iki otobüsle seçim sathı mahalline girecekler.
Doğru karar, çünkü tek otobüs riskli olur, iki hatta üç tane otobüs Yeni Parti için çok faydalı olacaktır.
Şeytanın aklına gelmeyecek bahaneler üretmede üstlerine olmayan AKP iktidarı ve onun yardakçıları CHP'den sonra Yeni Parti'ye de nefes aldırmayacak gibi görünüyor!
YENİ PARTİ’NİN HESAPLARINA DA MI GÖZ DİKİLDİ?
CHP’den ayrılarak kurulan YENİ Parti ile CHP arasındaki gerilim, parti binalarındaki demirbaş tartışması üzerinden yeni bir hukuki sürece taşınıyor. Kılıçdaroğlu yönetiminin 81 il teşkilatına suç duyurusu talimatı verdiği iddiası gündemde.
Bir memlekette siyaset bazen öyle bir hâl alıyor ki insan ister istemez dönüp soruyor:
“Acaba sırada ne var?”
Masa mı?
Sandalye mi?
Tabela mı?
Bina mı?
Otobüs mü?
Yoksa partinin banka hesabındaki üç kuruş mu?
Şaka bir yana, CHP ile YENİ Parti arasındaki kavga artık klasik bir “kim nerede duracak?” tartışmasını çoktan aşmış durumda.
CHP’den kopuşun ardından YENİ Parti 24 Temmuz’da resmen kuruldu ve 91 milletvekiliyle Meclis'te ciddi bir siyasi ağırlık kazandı.
Şimdi ise tartışmanın yeni başlığı:
Demirbaşlar, parti binaları ve olası hukuki süreçler...
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, YENİ Parti'ye geçen eski yöneticilerin bazı parti demirbaşlarını götürdüğü ve binalarda hasar oluştuğu iddiaları üzerine 81 il başkanına suç duyurusunda bulunulması talimatı verdiği ileri sürüldü.
İşte tam burada siyaset biraz “emanet eşya bürosu” havasına bürünüyor.
“Bu masa kimin?”
“Bu sandalye kimin?”
“Bu bilgisayar nereye gitti?”
“Bu tabela neden burada?”
Derken insanın aklına ister istemez şu geliyor:
Yakında parti envanter sayımı için eksper mi çağrılacak?
BİR PARTİ BÖLÜNÜR, EŞYALAR DA MI İKİYE BÖLÜNÜR?
CHP'deki bölünme zaten başlı başına siyasi bir deprem yarattı.
Bir tarafta Kılıçdaroğlu yönetimi...
Diğer tarafta YENİ Parti...
Bir tarafta eski parti teşkilatları...
Diğer tarafta yeni partiye geçen kadrolar...
Derken mesele öyle bir noktaya geliyor ki siyasetin ağır meseleleri arasında “hangi koltuk kimin?” sorusu bile başköşeye oturuyor.
Oysa vatandaşın koltukla pek ilgisi yok.
Vatandaşın derdi başka.
“Benim koltuğumun altından neden hayatım çekiliyor?” diye soruyor.
Emeklinin derdi parti demirbaşı değil.
Asgari ücretlinin derdi tabela değil.
Esnafın derdi sandalye değil.
Çiftçinin derdi parti binasındaki masa değil.
Milletin derdi:
Geçim.
Güven.
Hukuk.
Adalet.
Gelecek.
Ama siyaset bazen öyle bir kavgaya saplanıyor ki vatandaşın hayatındaki yangın arka planda kalıyor.
“BANKA HESAPLARINA EL KONULACAK” İDDİASI
Gelelim asıl tartışmalı noktaya...
YENİ Parti'nin banka hesaplarına bloke veya haciz konulacağı yönündeki iddialar da siyasi tartışmanın içine çekilmiş durumda.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Şu an eldeki kaynaklarda, YENİ Parti'nin banka hesaplarına kesin olarak el konulacağına ilişkin doğrulanmış bir karar görünmüyor.
Dolayısıyla bunu olmuş bitmiş bir gerçek gibi yazmak doğru olmaz.
Ama siyasi tartışmada böyle bir ihtimalin dillendirilmesi bile başlı başına önemli.
Çünkü yeni kurulmuş bir parti için para yalnızca para değildir.
Nefestir.
Örgüttür.
Otobüstür.
Bürodur.
Seçim çalışmasıdır.
Afiştir.
İletişimdir.
Sahaya çıkabilme kabiliyetidir.
Yani siyasi partinin kasası, bir anlamda motorudur.
Motoru sökerseniz araç garajdan çıkamaz.
İKİ OTOBÜS MESELESİ DE BURADA BAŞLIYOR!
YENİ Parti'nin bağışlarla otobüs aldığı, bir otobüsün daha alınmasının planlandığı yönündeki iddialar da tartışmanın başka bir boyutu.
Burada ironiyi biraz yükseltelim:
Tek otobüsle seçime girmek gerçekten riskli!
Ya lastik patlarsa?
Ya motor hararet yaparsa?
Ya şoför yolu şaşırırsa?
İki otobüs daha güvenli!
Hatta üç olsun...
Biri bozulursa diğeri gider.
Üçüncüsü de yedekte bekler.
Şaka bir yana, siyasi partilerin seçim döneminde sahaya çıkabilmesi için finansman bulması demokratik siyasetin doğal parçalarından biridir.
Bağış yapan vatandaşın parasının nerede kullanıldığı ise şeffaf biçimde açıklanmalıdır.
Çünkü bağış vatandaşın cebinden çıkar.
Vatandaşın cebinden çıkan paranın hesabı da vatandaşa verilmelidir.
SİYASETTE YENİ BİR “HACİZ MEMURU” DÖNEMİ Mİ?
İronik tarafı şu:
Siyaset zaten yeterince sert.
Bir de her siyasi kavganın sonunda “dava açılacak mı?”, “mal varlığına ne olacak?”, “hesaplara bloke gelir mi?”, “bina kimin?” tartışması başlıyorsa, ortada artık yalnızca siyasi rekabet yoktur.
Hukuk ile siyasetin sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği tartışması vardır.
İşte vatandaşın asıl dikkat etmesi gereken yer burası.
Çünkü hukuk herkese aynı mesafede duruyorsa hukuk vardır.
Bir tarafa başka, diğer tarafa başka uygulanıyorsa vatandaşın kafasında soru işareti oluşur.
Ve siyasetçinin en büyük sermayesi para değil:
Güvendir.
O güven bir kere çatladı mı, en pahalı reklam kampanyası bile onu tamir edemez.
“ÖNCE BİNALAR, SONRA HESAPLAR” KORKUSU
Muhalefet partileri açısından en hassas konu da tam olarak budur.
Bir siyasi parti kurulmuş.
Teşkilatlanmaya çalışıyor.
İnsanlardan bağış topluyor.
Araç alıyor.
Sahaya çıkmaya hazırlanıyor.
Sonra karşısına arka arkaya hukuki dosyalar gelmeye başlıyor.
İşte vatandaş burada haklı olarak şunu sorar:
“Bu normal bir hukuk süreci mi, yoksa siyasi mücadelenin başka bir aracı mı?”
Bu sorunun cevabını vermek için iddiaların belgeleri, mahkeme kararları ve hukuki süreçlerin sonucu ortaya konulmalı.
Çünkü gazeteciliğin görevi de tam burada başlıyor:
İddia ile gerçeğin arasına kalın bir çizgi çekmek.
SİYASETTE KAZANMANIN YOLU RAKİBİN NEFESİNİ KESMEK DEĞİL
Bir siyasi parti rakibini sandıkta yenmek istiyorsa yapacağı şey aslında çok basit:
Daha iyi program hazırlamak.
Daha iyi kadro kurmak.
Daha iyi anlatmak.
Vatandaşa güven vermek.
Daha iyi ekonomi yönetimi önermek.
Daha iyi hukuk sistemi vaat etmek.
Daha iyi örgütlenmek.
Ve sandığa gitmek.
Hepsi bu.
Çünkü demokrasi dediğimiz şey aslında “senin paranı, benim paramı, onun binasını” tartışmaktan çok daha büyük bir şey.
Demokrasi:
“Millet karar versin.”
demektir.
Sandıkta yenemediğini hukuk sopasıyla köşeye sıkıştırmaya çalışmak iddiası ise siyasetin üzerine çok ağır bir gölge düşürür.
Bu nedenle bütün siyasi aktörlerin aynı şeyi hatırlaması gerekiyor:
Rakibin nefes alması demokrasinin nefes almasıdır.
ÇÜNKÜ BU ÜLKE PARTİ BİNALARINDAN İBARET DEĞİL
CHP binası da bu ülkenin.
YENİ Parti'nin binası da.
AK Parti'nin binası da.
MHP'nin binası da.
Diğer partilerin binaları da...
Ama asıl mesele binalar değil.
O binaların içinden çıkan siyasetin vatandaşa ne söylediğidir.
Vatandaş artık parti tabelasına değil, kendi mutfağına bakıyor.
Tencere kaynıyor mu?
Çocuk iş bulabiliyor mu?
Emekli geçinebiliyor mu?
Genç ülkede kalmak istiyor mu?
Esnaf yarını görebiliyor mu?
Çiftçi üretmeye devam edebiliyor mu?
İnsanlar adalete güveniyor mu?
Bunların cevabı iyi değilse...
İsterseniz bütün binaları mermerden yapın.
İsterseniz bütün otobüsleri altın kaplayın.
Sandık günü vatandaş yine kendi hayatının hesabını önüne koyar.
SON SÖZ: OTOBÜSLER YÜRÜR, SİYASET DE YÜRÜR
YENİ Parti'nin önündeki en büyük mesele banka hesabı, bina, otobüs veya tabela değil.
Vatandaşın güvenini kazanmak.
CHP'nin önündeki mesele de aynı.
AKP'nin önündeki mesele de.
MHP'nin önündeki mesele de.
Türkiye'deki bütün siyasi partilerin önündeki mesele aynı:
Milletin gönlünde ve cebinde ne bıraktınız?
Çünkü seçim günü sandıklar açıldığında kimsenin demirbaşı sayılmayacak.
Kimsenin sandalyesi tartılmayacak.
Kimsenin parti binasının boyası ölçülmeyecek.
Oylar sayılacak.
İşte o gün kimin kaç otobüsü olduğu değil,
hangi partinin milletin gönlünde kaç kilometre yol aldığı ortaya çıkacak.
Ve belki de siyasetin bütün taraflarının cebine koyması gereken en önemli cümle şu:
“Rakibin otobüsünü durdurmakla yol kazanılmaz; kendi otobüsüne milletin neden bineceğini anlatabiliyorsan kazanırsın.”
Çünkü demokrasi yolunda asıl mesele otobüsün kaç tane olduğu değil, direksiyonda kimin bulunduğu ve nereye gittiğidir.
