Sakın inanmayın!
Türkiye ile Yunanistan arasındaki patırtıya da inanmayın
Yandaş ve yardakçı AKP medyalarında sadece iç siyasete yönelik algılar var
Gerçekte böyle gerilimler yok, ülke tamamen Amerika'nın ve İsrail'in istekleri doğrultusunda yönetiliyor!
Türkiye çoktan teslim oldu
Ülkemizde hiçbir ayrımcılığa tabii olmayan Kürt vatandaşlarımız da "Tüh bu ülkeyi bir türlü parçalayamadık" diye üzülmesinler.
Türkiye komple sizin oldu!
Artık bu ülkede sizin borunuz ötüyor!
Türk milletini sindirdiler, polis gücüyle, asker gücüyle, yani devlet gücüyle Türk milletini 2.sınıf vatandaş haline getirdiler!..
Artık 1. sınıf vatandaş sizlersiniz
Hani diyordunuz ya "Biz ikinci sınıf vatandaş mıyız?"
Gerçi öyle birşey hiçbir zaman olmadı, Atatürk'ün Türkiye'sinde her zaman eşitlik oldu
Her zaman kimsesizlerin kimsesi oldu bu ülke!
Taa ki AKP iktidara gelene kadar!
Ülke şimdi sadece AKP'lilerin ve yandaşlarının kimsesi haline geldi!
Türkiye'de artık gerçeğin sesi ile propagandanın gürültüsünü birbirinden ayırmak her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Bir tarafta ekranlardan hiç eksik olmayan krizler, gerilimler, "az sonra..." diye başlayan manşetler, diplomatik restleşmeler, meydan okumalar...
Diğer tarafta ise vatandaşın cebindeki yangın, gençlerin gelecek kaygısı, emeklinin ay sonunu getirme mücadelesi, çiftçinin mazot hesabı, esnafın kapanan kepengi...
Sakın ola ki ekranda gördüğünüz her siyasi patırtının arkasında mutlaka millet adına verilen büyük bir mücadele olduğunu düşünmeyin.
Çünkü bazen siyaset, sihirbazın bir elindeki parlak mendildir.
Bütün gözler o mendile çevrilirken, diğer elde yapılanlar fark edilmez.
Gürültünün İçinde Kaybolan Gerçekler
Bir sabah İsrail üzerinden sert açıklamalar...
Ertesi gün Ege'de yükselen tansiyon...
Bir sonraki gün başka bir dış politika başlığı...
Ve aynı anda içeride değişmeyen meseleler:
Yoksulluk.
Adalete güven tartışmaları.
Liyakat eleştirileri.
Barınma sorunu.
İfade özgürlüğü tartışmaları.
Siyasetin en eski numarasıdır bu...
Vatandaşın gözünü ufka dikip ayağının altındaki çukuru unutturmak.
Tiyatro Mu, Devlet Yönetimi Mi?
İnsanlar artık şunu sorguluyor:
Gerçekten yönetiliyor muyuz, yoksa yönetildiğimizi mi izliyoruz?
Bir ülke düşünün...
Her gün ekranlarda öfke var.
Her gün sert sözler var.
Her gün tarihi açıklamalar var.
Ama vatandaşın hayatında değişen pek az şey var.
Sanki dev bir sahne kurulmuş.
Dekorlar değişiyor.
Oyuncular değişiyor.
Metinler değişiyor.
Fakat seyircinin cebindeki boşluk aynı kalıyor.
Cumhuriyet'in Temel Meselesi
Cumhuriyet'in en büyük iddiası neydi?
Hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığı...
Hiç kimsenin ikinci sınıf olmadığı...
Devletin vatandaşlar arasında ayrım yapmadığı...
Kimsesizlerin kimsesi olduğu...
Bu ülkenin gerçek gücü; farklılıkları birbirine düşürmekte değil, ortak vatandaşlık bilincinde yatıyordu.
Bugün de ihtiyaç duyulan şey budur.
Birbirine öfkeli topluluklar değil...
Birbirine hesap sorabilen özgür vatandaşlar.
Korkunun Normalleşmesi
İnsanlar artık konuşurken cümle kurmadan önce etrafına bakıyor.
Fikrini söylerken ölçüp tartıyor.
Yanlış anlaşılmaktan çekiniyor.
İşini kaybetmekten korkuyor.
Hedef gösterilmekten korkuyor.
Oysa korkunun normalleştiği toplumlarda demokrasi güçlenmez.
Sessizlik büyür.
Sessizlik büyüdükçe sorgulama azalır.
Sorgulama azaldıkça iktidar kimde olursa olsun denetimsizleşir.
Asıl Soru
Asıl soru şudur:
Bu ülkenin gerçek gündemi ne?
Ekranlarda gösterilen mi?
Yoksa mutfakta yaşanan mı?
Vatandaşın cebindeki eksilen para mı?
Gençlerin bavullarını hazırlaması mı?
Doğduğu şehirde umut bulamayan insanların çoğalması mı?
Belki de artık sloganlardan çok sorulara ihtiyaç vardır.
Çünkü soru soran toplumlar ayakta kalır.
Alkışlayan toplumlar ise bir süre sonra seyirciye dönüşür.
Son Söz
Cumhuriyet; sadece seçimlerden ibaret değildir.
Cumhuriyet; vatandaşın korkmadan konuşabilmesidir.
Hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Devlet gücünün hesap verebilir olmasıdır.
Basının özgür olmasıdır.
Muhalefetin var olabilmesidir.
İktidarın eleştirilebilmesidir.
Ve en önemlisi...
Bu ülkenin hiçbir evladının kendisini dışlanmış, değersiz ya da ikinci sınıf hissetmemesidir.
Çünkü bir ülke, ancak adalet duygusu kadar güçlüdür.
Gerçekler konuşulmadığında sorunlar kaybolmaz.
Sadece büyür.
Ve büyüyen sorunlar, bir gün herkesin kapısını çalar.
