Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

Bayramdan sonra hedef Taksim!.. Bahçeli'nin Özgür Özel'i tehdit etmesi o yüzden

Durun bakalım!.. Daha bu iş bitmedi Bunun bayramdan sonrası var, asıl çömlek orada patlayacak Devlet Bahçeli'nin Özgür Özel'i tehdit etmesi o yüzden... Ekonomi çömleği de bayramdan sonra patlayacak Daha bunlar hiçbirşey... İstanbul Örgütü'ndeki CHP'li dostlarımdan ve gazeteci abilerimden aldığım bilgiler doğrultusunda bayramdan hemen sonra Özgür Özel'in İstanbul'da Taksim'e yakın bir yerde miting yapmak istediği ve bu mitinge milyonlarca İstanbullunun katılacağı şimdiden planlanmış... Hedef ise miting sonrasında Taksim meydanı olacakmış Ne yapıp edecek Taksim'e yürüyeceklermiş... BAHÇELİ'NİN ÜSTÜ KAPALI TEHDİTLERİ Devlet Bahçeli zırt-pırt Özgür Özel'i telefonla arıyor, Kurban Bayramı bahanesiyle Özgür Özel'e "Aman çok ıslanmışsın, kendine dikkat et üşütme" dediği medyalara yansıdı... Özgür Özel'de televizyonlara çıkıp saf-saf bu görüşmelerden bahsediyor!.. Ben olsam Bahçeli ile telefonda görüşmezdim... Bayramdan sonra kim üşütecek anlarsın Bahçeli Çünkü bu mesele Özgür Özel'in de dediği gibi CHP meselesi değil, mesele Tayyip Erdoğan ile Millet arasındaki mesele, evet aynen katılıyorum!.. KILIÇDAROĞLU ÖYLE ZAVALLI DURUMA DÜŞTÜ Kİ! Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilk icraatı ise elinde patladı, iki tane arabayı "Haram" diye CHP Genel Merkezi'nin önünde satışa çıkardı ama birinin Aziz İhsan Aktaş tarafından kendisine hediye edilen bir araç olduğu sonradan ortaya çıktı!.. Zavallı ötesi bir duruma hızla ilerleyen Kılıçdaroğlu ve yardakçılarının arkasında AKP olmasa bırakın sokağa çıkmayı, halkın arasına karışması, genel merkezin ve oturdukları konutların pencerelerinden başlarını çıkarmaları bile imkansız. Öyle korkuyorlar ki; şu anda bile biryerden biryere gitmek için polis ve kolluk kuvvetlerinden sürekli koruma talep ettikleri iddia ediliyor, yani kısaca AKP'liler neyse Kemal Kılıçdaroğlu ve yardakçıları da aynı muameleyi görüyor, AKP'nin koruma kalkanları onlar için de devrede. Sadece koruma kalkanları mı, elbette hayır, sadece AKP yandaşı medyalarda seslerini duyurabilen Ampuldaroğlu ve yardakçılarının amacı ise seçim gelene kadar kayıkçı kavgası yapmak ve Erdoğan'a seçim kazandırmadan bu işin peşini bırakmamak...   ASIL FIRTINA BAYRAMDAN SONRA KOPACAK!.. Şimdi herkes birbirine “Sakin olun”, “Provokasyona gelmeyin”, “Süreç hassas” falan diyor ya… İşte tam da o cümleler kurulduğunda bilin ki Ankara’da birileri perde arkasında çoktan hesap makinesini çıkarmış, sokak ihtimallerini masaya yatırmış, siyasi ömrünü uzatmanın yollarını aramaya başlamıştır. Çünkü mesele artık klasik bir “iktidar-muhalefet” tartışmasının çok ötesine geçti. Türkiye’de artık insanlar pazara çıkarken cebindeki parayı değil, onurunu kaybetmemeye çalışıyor. Markete giriyorsun; peynir vitrinde sanat eserine dönmüş, zeytin müzayedelik olmuş, et zaten emeklinin rüyasına bile giremiyor. Ama televizyon ekranlarında hâlâ “ekonomi şahlanıyor” masalları anlatılıyor. Şahlanan ekonomi değil… Sadece vatandaşın tansiyonu. Ve bütün bu baskının üstüne şimdi yeni bir korku eklenmiş durumda: Sokak korkusu. Çünkü görünen o ki bayramdan sonra İstanbul’da çok büyük bir siyasi kırılma yaşanabilir. CHP kulislerinden sızan bilgiler, Özgür Özel’in milyonların katılacağı dev bir miting planladığını söylüyor. Üstelik mesele sadece bir meydanda konuşma yapmak değil. Asıl hedefin Taksim olduğu konuşuluyor. İşte devletin sinir uçları tam burada geriliyor. Çünkü bu ülkenin hafızasında Taksim sıradan bir meydan değil. Orası iktidarların psikolojik eşiğidir. Birileri için özgürlük sembolü, birileri için kabus, birileri için ise televizyon ekranında görünmesini bile istemediği bir fotoğraf karesi. O yüzden Devlet Bahçeli’nin son dönemdeki açıklamaları tesadüf değil. “Aman dikkat et, üşütme…” Bak sen şu siyasi nezakete. Sanki mahallede torununa atkı örmeye çalışan emekli amca konuşuyor. Ama Türkiye’de siyaset artık düz cümleyle yapılmıyor ki… Burada herkes mecazla konuşuyor. Çünkü doğrudan konuşunca ya savcılık devreye giriyor ya ekran kararı geliyor ya da bir anda bütün kanallar seni görmezden geliyor. Bahçeli’nin “üşütme” mesajı siyasetin eski usul mafyatik metaforlarını hatırlatıyor. Hani filmlerde olur ya: “Gece dışarı çıkma evladım, hava soğuk…” Aslında kimse havayı kastetmez. Özgür Özel ise çıkıp bu telefon görüşmelerini ballandıra ballandıra anlatıyor. İşte orada insanın kafası karışıyor. Çünkü Türkiye’de bazen telefonun çalması bile siyasi mesajdır. Bir yanda meydan hazırlığı… Bir yanda ekonomi patlamaya hazır bomba gibi bekliyor… Bir yanda iktidarın sinir katsayısı yükseliyor… Ama bazı siyasetçiler hâlâ nezaket diplomasisi oynuyor. Memleket yangın yeri olmuş, bunlar hâlâ kibritin markasını tartışıyor. Ve bütün bu hengâmenin ortasında sahneye tekrar Kemal Kılıçdaroğlu çıkıyor. KILIÇDAROĞLU REZİL ÖTESİ! Daha doğrusu çıkmaya çalışıyor. Ama ortada öyle trajikomik bir tablo var ki insan eleştirirken bile üzülüyor. Yıllarca “dürüst siyaset”, “ahlak”, “israfla mücadele” nutukları atanların ilk iş olarak makam araçları üzerinden PR çalışması yapması zaten başlı başına ironiydi. Ama sonra ne oldu? “Haram” denilen araçlardan birinin hikâyesi başka yerlere çıktı. İşte siyaset bazen böyledir. İnsan rakibini eleştireyim derken kendi ayağının altındaki muzu fark etmiyor. Kılıçdaroğlu bugün öyle bir noktaya geldi ki; toplumdaki karşılığı muhalif heyecandan çok siyasal yorgunluk üretmeye başladı. Eskiden meydanlarda umut diye anlatılan figür, şimdi sosyal medyada “Yine mi?” duygusu oluşturuyor. Çünkü insanlar artık kaybetmeye tahammül edemiyor. Ve toplum şunu sorguluyor: “Gerçekten yanlış mı yaptı, yoksa bilerek mi yaptı?” İşte en tehlikeli soru budur. Siyasetçi için güven kaybının başlangıcı budur. Bugün CHP tabanında bile Kılıçdaroğlu’na karşı öfke sadece seçim yenilgilerinden kaynaklanmıyor. İnsanlar artık onun etrafındaki yapının iktidara dolaylı alan açtığını düşünüyor. Çünkü normal şartlarda defalarca seçim kaybeden bir lider siyaseten emekli olur. Ama Türkiye’de tam tersine ekranlara çıkarılıyor, koruma ordularıyla dolaştırılıyor, bazı medya kanallarında özel alan açılıyor. Vatandaş da doğal olarak soruyor: “Bu kadar başarısızlığa rağmen neden hâlâ bu kadar korunuyor?” İşte burada siyaset satranç olmaktan çıkıyor, tiyatroya dönüşüyor. Bir tarafta sahte kavgalar… Diğer tarafta kontrollü muhalefet tartışmaları… Sonuçta kaybeden yine vatandaş. Elektrik faturasını ödeyemeyen adam televizyona bakıyor; bir kanalda iktidar muhalefete bağırıyor, diğer kanalda muhalefet kendi içinde kavga ediyor. Ama mutfakta tencere aynı şekilde boş. EKONOMİK ÇÖKÜŞ HIZLANACAK Ekonomi öyle bir noktaya geldi ki artık rakamlar bile utanıyor. Enflasyon açıklanıyor kimse inanmıyor. Maaş açıklanıyor kimse sevinmiyor. Zam açıklanıyor kimse şaşırmıyor. Çünkü toplum artık ekonomik kriz yaşamıyor… Toplum artık ekonomik yorgunluk yaşıyor. Ve bu yorgunluk bazen sandıkta patlar… Bazen sokakta… Bazen de insanların devlete olan duygusal bağının kopmasıyla. İşte iktidarın asıl korkusu burada. Çünkü açlık bazen sessizdir ama birikir. Öfke bazen görünmez ama büyür. Tıpkı kapağı sürekli bastırılan kaynayan tencere gibi… Şimdi herkes bayramı konuşuyor. Ama Ankara’nın asıl gündemi bayram sonrası. Çünkü herkes biliyor: Eğer milyonlar sokağa inmeye başlarsa, ekonomik krizle birleşen toplumsal öfke artık sadece siyasi tartışma olmaktan çıkar. Ve o zaman Türkiye yeni bir döneme girer. Belki de o yüzden sürekli “sağduyu”, “itidal”, “dikkatli olun” çağrıları yapılıyor. Çünkü devlet bazen en çok kendi halkının sesinden korkar. Ama halk da şunu söylüyor: “Biz korkmuyoruz artık.” İşte siyasetin dengesi tam da burada değişiveriyor gari... Çünkü bir ülkede vatandaş korkmayı bıraktığında, sarayların duvarları yükselir… Koruma orduları büyür… Barikatlar artar… Ama yine de o korku geçmez. Ve bugün Ankara koridorlarında dolaşan asıl korku budur. Sandık korkusu değil… Sokak korkusu değil… Kontrolü kaybetme korkusu. Çünkü kontrol kaybolduğunda geriye sadece çıplak gerçek kalır. O gerçek de şudur: Bu millet artık eskisi gibi susmayacak MİLLET UYANDI! MACUN TÜPTEN ÇIKTI! TOMA'nın üzerine çıkan Deniz Yolcu isimli vatandaşa plastik mermilerle ateş edilmesi ve polislerin orantısız şekilde üzerine çullanıp başını gözünü yarmasına, belki de sakat kalmasına çook sinirlendim   Kılıçdaroğlu'nun algı yönetimine bayıldım, kahkaha attım, CHP Genel Başkanı koltuğuna oturup, kendisiyle alay edilmesinden korktuğu için BELEDİYE PARKINDA basın toplantısı yapmasına ve bankta oturmasına çok güldüm... Yazık garibime yahu... CHP Milletvekili Hüseyin Yıldız aylardır ortalıkta yoktu, ne şehrine, ne ülkesine en ufak bir faydası olmayan Yıldız'ın CHP'de milletvekili olmasından çok utandım, utanç ötesi bir duygu kapladı içimi!... Hele şu fotoğrattaki EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR ifadesini görünce, bundan sonra insan içine çıkmak istemedim!..
Ekleme Tarihi: 28 Mayıs 2026 -Perşembe

Bayramdan sonra hedef Taksim!.. Bahçeli'nin Özgür Özel'i tehdit etmesi o yüzden

Durun bakalım!..
Daha bu iş bitmedi
Bunun bayramdan sonrası var, asıl çömlek orada patlayacak
Devlet Bahçeli'nin Özgür Özel'i tehdit etmesi o yüzden...
Ekonomi çömleği de bayramdan sonra patlayacak
Daha bunlar hiçbirşey...
İstanbul Örgütü'ndeki CHP'li dostlarımdan ve gazeteci abilerimden aldığım bilgiler doğrultusunda bayramdan hemen sonra Özgür Özel'in İstanbul'da Taksim'e yakın bir yerde miting yapmak istediği ve bu mitinge milyonlarca İstanbullunun katılacağı şimdiden planlanmış...

Hedef ise miting sonrasında Taksim meydanı olacakmış
Ne yapıp edecek Taksim'e yürüyeceklermiş...

BAHÇELİ'NİN ÜSTÜ KAPALI TEHDİTLERİ
Devlet Bahçeli zırt-pırt Özgür Özel'i telefonla arıyor, Kurban Bayramı bahanesiyle Özgür Özel'e "Aman çok ıslanmışsın, kendine dikkat et üşütme" dediği medyalara yansıdı...

Özgür Özel'de televizyonlara çıkıp saf-saf bu görüşmelerden bahsediyor!..
Ben olsam Bahçeli ile telefonda görüşmezdim...
Bayramdan sonra kim üşütecek anlarsın Bahçeli
Çünkü bu mesele Özgür Özel'in de dediği gibi CHP meselesi değil, mesele Tayyip Erdoğan ile Millet arasındaki mesele, evet aynen katılıyorum!..

KILIÇDAROĞLU ÖYLE ZAVALLI DURUMA DÜŞTÜ Kİ!
Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilk icraatı ise elinde patladı, iki tane arabayı "Haram" diye CHP Genel Merkezi'nin önünde satışa çıkardı ama birinin Aziz İhsan Aktaş tarafından kendisine hediye edilen bir araç olduğu sonradan ortaya çıktı!..

Zavallı ötesi bir duruma hızla ilerleyen Kılıçdaroğlu ve yardakçılarının arkasında AKP olmasa bırakın sokağa çıkmayı, halkın arasına karışması, genel merkezin ve oturdukları konutların pencerelerinden başlarını çıkarmaları bile imkansız.

Öyle korkuyorlar ki; şu anda bile biryerden biryere gitmek için polis ve kolluk kuvvetlerinden sürekli koruma talep ettikleri iddia ediliyor, yani kısaca AKP'liler neyse Kemal Kılıçdaroğlu ve yardakçıları da aynı muameleyi görüyor, AKP'nin koruma kalkanları onlar için de devrede.

Sadece koruma kalkanları mı, elbette hayır, sadece AKP yandaşı medyalarda seslerini duyurabilen Ampuldaroğlu ve yardakçılarının amacı ise seçim gelene kadar kayıkçı kavgası yapmak ve Erdoğan'a seçim kazandırmadan bu işin peşini bırakmamak...
 

ASIL FIRTINA BAYRAMDAN SONRA KOPACAK!..

Şimdi herkes birbirine “Sakin olun”, “Provokasyona gelmeyin”, “Süreç hassas” falan diyor ya… İşte tam da o cümleler kurulduğunda bilin ki Ankara’da birileri perde arkasında çoktan hesap makinesini çıkarmış, sokak ihtimallerini masaya yatırmış, siyasi ömrünü uzatmanın yollarını aramaya başlamıştır.

Çünkü mesele artık klasik bir “iktidar-muhalefet” tartışmasının çok ötesine geçti. Türkiye’de artık insanlar pazara çıkarken cebindeki parayı değil, onurunu kaybetmemeye çalışıyor. Markete giriyorsun; peynir vitrinde sanat eserine dönmüş, zeytin müzayedelik olmuş, et zaten emeklinin rüyasına bile giremiyor. Ama televizyon ekranlarında hâlâ “ekonomi şahlanıyor” masalları anlatılıyor.

Şahlanan ekonomi değil…
Sadece vatandaşın tansiyonu.

Ve bütün bu baskının üstüne şimdi yeni bir korku eklenmiş durumda:
Sokak korkusu.

Çünkü görünen o ki bayramdan sonra İstanbul’da çok büyük bir siyasi kırılma yaşanabilir. CHP kulislerinden sızan bilgiler, Özgür Özel’in milyonların katılacağı dev bir miting planladığını söylüyor. Üstelik mesele sadece bir meydanda konuşma yapmak değil. Asıl hedefin Taksim olduğu konuşuluyor.

İşte devletin sinir uçları tam burada geriliyor.

Çünkü bu ülkenin hafızasında Taksim sıradan bir meydan değil. Orası iktidarların psikolojik eşiğidir. Birileri için özgürlük sembolü, birileri için kabus, birileri için ise televizyon ekranında görünmesini bile istemediği bir fotoğraf karesi.

O yüzden Devlet Bahçeli’nin son dönemdeki açıklamaları tesadüf değil.

“Aman dikkat et, üşütme…”

Bak sen şu siyasi nezakete.
Sanki mahallede torununa atkı örmeye çalışan emekli amca konuşuyor.

Ama Türkiye’de siyaset artık düz cümleyle yapılmıyor ki…
Burada herkes mecazla konuşuyor.
Çünkü doğrudan konuşunca ya savcılık devreye giriyor ya ekran kararı geliyor ya da bir anda bütün kanallar seni görmezden geliyor.

Bahçeli’nin “üşütme” mesajı siyasetin eski usul mafyatik metaforlarını hatırlatıyor.
Hani filmlerde olur ya:
“Gece dışarı çıkma evladım, hava soğuk…”
Aslında kimse havayı kastetmez.

Özgür Özel ise çıkıp bu telefon görüşmelerini ballandıra ballandıra anlatıyor.
İşte orada insanın kafası karışıyor.

Çünkü Türkiye’de bazen telefonun çalması bile siyasi mesajdır.

Bir yanda meydan hazırlığı…
Bir yanda ekonomi patlamaya hazır bomba gibi bekliyor…
Bir yanda iktidarın sinir katsayısı yükseliyor…
Ama bazı siyasetçiler hâlâ nezaket diplomasisi oynuyor.

Memleket yangın yeri olmuş, bunlar hâlâ kibritin markasını tartışıyor.

Ve bütün bu hengâmenin ortasında sahneye tekrar Kemal Kılıçdaroğlu çıkıyor.

KILIÇDAROĞLU REZİL ÖTESİ!

Daha doğrusu çıkmaya çalışıyor.

Ama ortada öyle trajikomik bir tablo var ki insan eleştirirken bile üzülüyor.

Yıllarca “dürüst siyaset”, “ahlak”, “israfla mücadele” nutukları atanların ilk iş olarak makam araçları üzerinden PR çalışması yapması zaten başlı başına ironiydi. Ama sonra ne oldu?

“Haram” denilen araçlardan birinin hikâyesi başka yerlere çıktı.

İşte siyaset bazen böyledir.
İnsan rakibini eleştireyim derken kendi ayağının altındaki muzu fark etmiyor.

Kılıçdaroğlu bugün öyle bir noktaya geldi ki; toplumdaki karşılığı muhalif heyecandan çok siyasal yorgunluk üretmeye başladı. Eskiden meydanlarda umut diye anlatılan figür, şimdi sosyal medyada “Yine mi?” duygusu oluşturuyor.

Çünkü insanlar artık kaybetmeye tahammül edemiyor.

Ve toplum şunu sorguluyor:
“Gerçekten yanlış mı yaptı, yoksa bilerek mi yaptı?”

İşte en tehlikeli soru budur.
Siyasetçi için güven kaybının başlangıcı budur.

Bugün CHP tabanında bile Kılıçdaroğlu’na karşı öfke sadece seçim yenilgilerinden kaynaklanmıyor. İnsanlar artık onun etrafındaki yapının iktidara dolaylı alan açtığını düşünüyor.

Çünkü normal şartlarda defalarca seçim kaybeden bir lider siyaseten emekli olur.
Ama Türkiye’de tam tersine ekranlara çıkarılıyor, koruma ordularıyla dolaştırılıyor, bazı medya kanallarında özel alan açılıyor.

Vatandaş da doğal olarak soruyor:
“Bu kadar başarısızlığa rağmen neden hâlâ bu kadar korunuyor?”

İşte burada siyaset satranç olmaktan çıkıyor, tiyatroya dönüşüyor.

Bir tarafta sahte kavgalar…
Diğer tarafta kontrollü muhalefet tartışmaları…
Sonuçta kaybeden yine vatandaş.

Elektrik faturasını ödeyemeyen adam televizyona bakıyor; bir kanalda iktidar muhalefete bağırıyor, diğer kanalda muhalefet kendi içinde kavga ediyor.
Ama mutfakta tencere aynı şekilde boş.

EKONOMİK ÇÖKÜŞ HIZLANACAK

Ekonomi öyle bir noktaya geldi ki artık rakamlar bile utanıyor.
Enflasyon açıklanıyor kimse inanmıyor.
Maaş açıklanıyor kimse sevinmiyor.
Zam açıklanıyor kimse şaşırmıyor.

Çünkü toplum artık ekonomik kriz yaşamıyor…
Toplum artık ekonomik yorgunluk yaşıyor.

Ve bu yorgunluk bazen sandıkta patlar…
Bazen sokakta…
Bazen de insanların devlete olan duygusal bağının kopmasıyla.

İşte iktidarın asıl korkusu burada.

Çünkü açlık bazen sessizdir ama birikir.
Öfke bazen görünmez ama büyür.

Tıpkı kapağı sürekli bastırılan kaynayan tencere gibi…

Şimdi herkes bayramı konuşuyor.
Ama Ankara’nın asıl gündemi bayram sonrası.

Çünkü herkes biliyor:
Eğer milyonlar sokağa inmeye başlarsa, ekonomik krizle birleşen toplumsal öfke artık sadece siyasi tartışma olmaktan çıkar.

Ve o zaman Türkiye yeni bir döneme girer.

Belki de o yüzden sürekli “sağduyu”, “itidal”, “dikkatli olun” çağrıları yapılıyor.
Çünkü devlet bazen en çok kendi halkının sesinden korkar.

Ama halk da şunu söylüyor:
“Biz korkmuyoruz artık.”

İşte siyasetin dengesi tam da burada değişiveriyor gari...

Çünkü bir ülkede vatandaş korkmayı bıraktığında, sarayların duvarları yükselir…
Koruma orduları büyür…
Barikatlar artar…
Ama yine de o korku geçmez.

Ve bugün Ankara koridorlarında dolaşan asıl korku budur.

Sandık korkusu değil…
Sokak korkusu değil…
Kontrolü kaybetme korkusu.

Çünkü kontrol kaybolduğunda geriye sadece çıplak gerçek kalır.

O gerçek de şudur:

Bu millet artık eskisi gibi susmayacak
MİLLET UYANDI!
MACUN TÜPTEN ÇIKTI!

TOMA'nın üzerine çıkan Deniz Yolcu isimli vatandaşa plastik mermilerle ateş edilmesi ve polislerin orantısız şekilde üzerine çullanıp başını gözünü yarmasına, belki de sakat kalmasına çook sinirlendim

 

Kılıçdaroğlu'nun algı yönetimine bayıldım, kahkaha attım, CHP Genel Başkanı koltuğuna oturup, kendisiyle alay edilmesinden korktuğu için BELEDİYE PARKINDA basın toplantısı yapmasına ve bankta oturmasına çok güldüm... Yazık garibime yahu...

CHP Milletvekili Hüseyin Yıldız aylardır ortalıkta yoktu, ne şehrine, ne ülkesine en ufak bir faydası olmayan Yıldız'ın CHP'de milletvekili olmasından çok utandım, utanç ötesi bir duygu kapladı içimi!... Hele şu fotoğrattaki EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR ifadesini görünce, bundan sonra insan içine çıkmak istemedim!..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.