Bir memleket düşünün...
Adalet terazisinin bir kefesi pas tutmuş, öteki kefesine ise cop, kalkan ve emir zinciri yüklenmiş.
Ve sonra biri çıkıp soruyor:
"Bu devletin sahibi kim?"
Cevap veren yok.
Çünkü konuşanlar susturuluyor, susanlar alkışlanıyor.
Polis...
Jandarma...
Asker...
Kolluk kuvvetleri...
Aslında bu dört kelimenin yan yana gelişi, bir milletin güven duygusunu anlatmalıydı. Çocukların görünce rahat nefes aldığı, yaşlıların "devlet geldi" dediği, mazlumun kapısını çaldığında umutlandığı insanlar olmalıydılar.
Ama bazen öyle sahneler yaşanıyor ki...
Üniforma, adaletin değil; öfkenin zırhına dönüşüyor.
Cop, suçluyla suçsuzu ayırmıyor.
Kalkan, halkı korumaktan çok halkla devlet arasına örülen beton duvara dönüşüyor
İşte o zaman insanın aklına şu soru geliyor:
"Bu üniforma gerçekten kimi koruyor?"
İktidarlar mevsim gibidir.
Kışı vardır...
Yazı vardır...
Sonbaharı vardır...
Hiçbiri sonsuza kadar sürmez.
Ama bazıları iktidarı Everest sanıyor.
Çıkınca bir daha inmeyeceklerini zannediyor.
Oysa siyaset, döner kapıdır.
Bugün alkışlayan, yarın yuhalar.
Bugün emir veren, yarın ifade verir.
Bugün korunan, yarın korunmaya muhtaç olur.
En acısı da ne biliyor musunuz?
Sanki üniformanın içinde bir insan değil de düğmeye basınca çalışan bir makine varmış gibi davranılması.
Oysa o üniformanın altında da bir evlat var.
Bir anne var.
Bir baba var.
Bir eş var.
Bir kardeş var.
Bir gün aynı muamele kendi kapısını çaldığında "Bana neden?" diye soracak bir hayat var.
Hayatın en büyük ironisi de budur zaten:
İnsan, başkasına reva gördüğü düzenin bir gün kendi kapısını çalabileceğini en son öğrenir.
Devlet, bir siyasi partinin özel güvenlik şirketi değildir.
Kolluk kuvvetleri de herhangi bir liderin kişisel muhafız ordusu değildir.
Onların sadakati kişilere değil; hukuka, anayasaya ve millete olmalıdır.
Çünkü kişiler gelir, kişiler gider.
Kalan yalnızca devlettir.
Ve devlet, vatandaşına karşı değil; vatandaşının yanında güçlüdür.
Tarih çok acımasız bir arşivcidir.
Hiçbir copun markasını yazmaz.
Hiçbir gaz kapsülünün seri numarasını hatırlamaz.
Ama kimlerin hukukun yanında durduğunu, kimlerin gücün gölgesine sığındığını satır satır kaydeder.
Koltuklar değişir.
Makamlar değişir.
Rozetler değişir.
Ama vicdanın tuttuğu tutanak hiçbir zaman zamanaşımına uğramaz.
Belki de en ağır üniforma, omuzdaki apolet değil; insanın ömür boyu sırtında taşımak zorunda kaldığı vicdanıdır.

