Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

Türkiye'nin yüzakı spor tesisleri de Ak Parti'nin eseri

Bu sabah Can Ataklı’nın canlı yayınını izlerken söylediği bir cümle dikkatimi çekti. “Millet seçimde kime oy vereceğini bilmiyor, kararsız.” Doğrusu, ben de bir süredir yaptığım gözlemlerde buna benzer bir tabloyla karşılaşıyorum. Siyasetin haritasına baktığınızda bazı renkler silikleşiyor, bazıları ise yıllardır aynı yerde duruyor. Sanki Türkiye’de seçim sandığı kuruluyor ama seçmenin kafasındaki pusula henüz kuzeyi göstermiyor. SEÇMENİN GÜNDEMİ SADECE SİYASET DEĞİL Örneğin Google Trends verilerine baktığınızda vatandaşın gündeminin siyasetten ibaret olmadığını görmek mümkün. Terörle mücadele, af tartışmaları ve kamuoyunda ve halk arasında kısaca “PKK yasası” olarak adlandırılan düzenlemelerin konuşulduğu günlerde bile insanların önemli bir bölümünün arama motorlarında spor karşılaşmalarına yöneldiği görülüyor. Maçlar, transferler, bahisler ve spor haberleri bazen siyasetin önüne geçebiliyor. Yani siyaset meydanında davullar çalarken vatandaşın bir kısmı tribünde maçın skoruna bakıyor. Bu durum siyasetçiler açısından üzerinde düşünülmesi gereken ilginç bir tablo ortaya çıkarıyor. Çünkü vatandaşın gündemi, siyasetçinin gündemiyle her zaman aynı frekansta buluşmuyor. “AK PARTİ’DEN BAŞKASINA OY VERMEK MACERA OLUR” Can Ataklı’nın bu sabahki değerlendirmesinin özü ise daha farklı bir noktaya işaret ediyor. Ataklı’ya göre seçmenin önemli bir bölümü henüz kararını kesinleştirmiş değil. Ancak toplumda “İyi kötü iktidar bu işi götürüyor, diğerlerinin ne yapacağı ise henüz belli değil” şeklinde bir düşüncenin bulunduğunu söylüyor. Bu yaklaşımın devamında ortaya çıkan düşünce ise oldukça çarpıcı. “Ak Parti’den başka bir partiye oy vermek macera olur.” Siyasette bazen en güçlü argüman büyük projeler değil, “Ya sonrası?” sorusudur. Çünkü seçmen için sandık yalnızca bir iktidarı değiştirme düğmesi değildir. Aynı zamanda bilinmeyene açılan bir kapıdır. Ve vatandaş o kapıyı açarken içeride neyle karşılaşacağını bilmek ister. SANDIKTA SADECE OY DEĞİL, ALIŞKANLIK DA VAR Benim kanaatim ise Ak Parti’nin uzun yıllardır oluşmuş kemik seçmen kitlesinin kolay kolay ortadan kaybolmayacağı yönünde. Yüzde 25-30 bandında tarif edilen bu taban, siyasi rüzgârların yönü ne olursa olsun belli ölçüde yerinde duruyor. Siyasette buna bazen “çekirdek oy” deniyor. Ben buna biraz daha farklı bakıyorum. Bu oy, siyasetin içinde yıllardır yanan bir soba gibi. Hava soğuduğunda herkes o sobanın başına koşuyor. Sıcaklık arttığında ise biraz uzaklaşıyor ama sobayı tamamen söndürmüyor. Dolayısıyla seçim hesabı yapılırken yalnızca bugünün tartışmalarına değil, yıllar içinde oluşmuş siyasi aidiyetlere de bakmak gerekiyor. Ancak burada önemli bir parantez açmak gerekir. Seçim sonucunu bugünden kesin bir rakama bağlamak doğru olmaz. Çünkü sandığa kadar yaşanacak ekonomik gelişmeler, siyasi ittifaklar, adaylar ve toplumun gündemi dengeleri değiştirebilir. VE GELELİM SPORA... Tam da burada siyasetten spora geçelim. Çünkü Türkiye’nin son dönemde dünyaya gösterdiği en başarılı yüzlerden biri hiç kuşkusuz spor. A Milli Kadın Voleybol Takımımızın Avrupa’daki başarıları yalnızca bir kupa meselesi değildir. Bu başarıların arkasında yıllar süren yatırım, organizasyon, altyapı, teknik kadro ve sporcu emeği bulunuyor. Sahada fileye yükselen bir smaçör gördüğümüzde aslında yalnızca birkaç saniyelik bir hareket izlemiyoruz. O birkaç saniyenin arkasında yıllarca süren antrenmanlar, salonlar, altyapılar ve organizasyonlar bulunuyor. AVRUPA ŞAMPİYONLUĞU KÜÇÜMSENECEK BİR BAŞARI DEĞİL Kadın Milli Voleybol Takımımızın Avrupa ve Milletler Ligi düzeyindeki başarılarını küçümsemek bana göre büyük haksızlık. Çünkü sporun dili oldukça basittir. Top fileyi geçtiyse geçti. Sayı alındıysa alındı. Kupa kazanıldıysa kazanıldı. Tribün dolduysa doldu. Burada siyasi tartışmaların gürültüsünü biraz kısmak gerekiyor. Çünkü sahadaki başarı, oyuncunun formasındaki ter kadar gerçektir. SİNAN ERDEM’DEKİ TABLO İstanbul’daki organizasyonlarda kullanılan tesislere baktığınızda Türkiye’nin spor altyapısında geldiği nokta da açıkça görülüyor. Sinan Erdem Spor Salonu’nda ortaya çıkan atmosfer gerçekten etkileyiciydi. Salonun fiziksel imkanları kadar tribündeki seyirci desteği de organizasyona ayrı bir renk kattı. Bazen bir spor salonu yalnızca dört duvar ve bir parke zeminden ibaret değildir. Doğru kullanıldığında o salon, binlerce insanın aynı anda aynı heyecanı yaşadığı dev bir kalbe dönüşür. Sinan Erdem’de de zaman zaman böyle bir görüntü ortaya çıkıyor. TRT’NİN YAYINLARI DA BU HİKÂYENİN PARÇASI Bir diğer dikkat çekici unsur ise yayıncılık tarafı. Milli maçların milyonlara ulaştırılması, sporun yalnızca salonda bulunan seyirciyle sınırlı kalmamasını sağlıyor. TRT’nin yayınları üzerinden bu heyecan evlere taşınıyor. Salonun tribünleri dolarken, ekranların karşısında da başka bir tribün kuruluyor. Kimi koltuğunda ayağa kalkıyor. Kimi son sayıda nefesini tutuyor. Kimi ise maç bittiğinde televizyonun karşısında zaferi kutluyor. İşte sporun toplumsal gücü de tam olarak burada ortaya çıkıyor. PEKİ BU TESİSLER KİMİN ESERİ? Burada siyasi tartışmanın kapısını yeniden aralamak gerekiyor. Türkiye’de son yıllarda inşa edilen ve büyük organizasyonlara ev sahipliği yapan çok sayıda spor tesisinde AK Parti iktidarlarının yatırım politikalarının payı olduğu bir gerçek. Dolayısıyla bu tesislerin ülkenin spor altyapısına yaptığı katkıyı teslim etmek gerekir. Bir siyasi parti eleştirilebilir. Bir hükümetin politikaları eleştirilebilir. Ekonomi tartışılabilir. Dış politika tartışılabilir. Ama yapılan bir yatırımın ortaya çıkardığı sonucu sırf siyasi nedenlerle görmezden gelmek de sağlıklı bir yaklaşım değildir. SAHADA SPORCU, TRİBÜNDE YATIRIMIN SONUCU Bugün milli sporcularımız modern salonlarda uluslararası organizasyonlara çıkıyorsa, bunun arkasında yalnızca sporcuların yeteneği yoktur. Antrenör vardır. Federasyon vardır. Kulüpler vardır. Altyapı vardır. Yatırım vardır. Tesis vardır. Ve bütün bunların birleşiminden ortaya çıkan bir başarı vardır. Bir ağacın gölgesinde oturup yalnızca yaprakları seyretmek kolaydır. O ağacın yıllar önce nasıl dikildiğini konuşmak ise biraz daha zahmetlidir. Spor yatırımlarına bakarken de aynı şeyi yapmak gerekiyor. ELEŞTİRİ BAŞKA, HAKKINI TESLİM ETMEK BAŞKA Benim açımdan mesele çok basit. Bir siyasi iktidarı desteklemek, yaptığı her işi doğru bulmak anlamına gelmez. Aynı şekilde bir iktidarı eleştirmek de yaptığı her yatırımı yok saymayı gerektirmez. Gazetecilik biraz da burada başlıyor. Hoşumuza giden kısmı alkışlamak kolaydır. Hoşumuza gitmeyen kısmı eleştirmek de kolaydır. Zor olan ise ikisini aynı anda görebilmektir. Türkiye’nin spor tesisleri konusunda yaptığı yatırımları konuşurken de aynı objektifliğe ihtiyaç var. Çünkü bugün milli takımımız sahada kazanırken, tribünlerde yükselen alkış yalnızca sporculara değil, bu başarıyı mümkün kılan bütün spor ekosistemine gidiyor. Ve evet, o ekosistemin oluşmasında AK Parti dönemindeki kamu yatırımlarının da önemli bir payı bulunuyor. Sonuçta siyasetçiler seçimden seçime değişebilir. Ama iyi yapılan bir spor tesisi yıllarca ayakta kalır. Bugün bir voleybolcu o salonda smaç vurur. Yarın başka bir sporcu aynı zeminde tarih yazar. Siyasetin tabelaları değişir. Partilerin sloganları değişir. Ama iyi bir tesis, doğru kullanıldığında, nesiller boyunca ülkenin spor hafızasında yaşamaya devam eder.
Ekleme Tarihi: 07 Eylül 2026 -Pazartesi

Türkiye'nin yüzakı spor tesisleri de Ak Parti'nin eseri

Bu sabah Can Ataklı’nın canlı yayınını izlerken söylediği bir cümle dikkatimi çekti.

“Millet seçimde kime oy vereceğini bilmiyor, kararsız.”

Doğrusu, ben de bir süredir yaptığım gözlemlerde buna benzer bir tabloyla karşılaşıyorum.

Siyasetin haritasına baktığınızda bazı renkler silikleşiyor, bazıları ise yıllardır aynı yerde duruyor.

Sanki Türkiye’de seçim sandığı kuruluyor ama seçmenin kafasındaki pusula henüz kuzeyi göstermiyor.

SEÇMENİN GÜNDEMİ SADECE SİYASET DEĞİL

Örneğin Google Trends verilerine baktığınızda vatandaşın gündeminin siyasetten ibaret olmadığını görmek mümkün.

Terörle mücadele, af tartışmaları ve kamuoyunda ve halk arasında kısaca “PKK yasası” olarak adlandırılan düzenlemelerin konuşulduğu günlerde bile insanların önemli bir bölümünün arama motorlarında spor karşılaşmalarına yöneldiği görülüyor.

Maçlar, transferler, bahisler ve spor haberleri bazen siyasetin önüne geçebiliyor.

Yani siyaset meydanında davullar çalarken vatandaşın bir kısmı tribünde maçın skoruna bakıyor.

Bu durum siyasetçiler açısından üzerinde düşünülmesi gereken ilginç bir tablo ortaya çıkarıyor.

Çünkü vatandaşın gündemi, siyasetçinin gündemiyle her zaman aynı frekansta buluşmuyor.

“AK PARTİ’DEN BAŞKASINA OY VERMEK MACERA OLUR”

Can Ataklı’nın bu sabahki değerlendirmesinin özü ise daha farklı bir noktaya işaret ediyor.

Ataklı’ya göre seçmenin önemli bir bölümü henüz kararını kesinleştirmiş değil.

Ancak toplumda “İyi kötü iktidar bu işi götürüyor, diğerlerinin ne yapacağı ise henüz belli değil” şeklinde bir düşüncenin bulunduğunu söylüyor.

Bu yaklaşımın devamında ortaya çıkan düşünce ise oldukça çarpıcı.

“Ak Parti’den başka bir partiye oy vermek macera olur.”

Siyasette bazen en güçlü argüman büyük projeler değil, “Ya sonrası?” sorusudur.

Çünkü seçmen için sandık yalnızca bir iktidarı değiştirme düğmesi değildir.

Aynı zamanda bilinmeyene açılan bir kapıdır.

Ve vatandaş o kapıyı açarken içeride neyle karşılaşacağını bilmek ister.

SANDIKTA SADECE OY DEĞİL, ALIŞKANLIK DA VAR

Benim kanaatim ise Ak Parti’nin uzun yıllardır oluşmuş kemik seçmen kitlesinin kolay kolay ortadan kaybolmayacağı yönünde.

Yüzde 25-30 bandında tarif edilen bu taban, siyasi rüzgârların yönü ne olursa olsun belli ölçüde yerinde duruyor.

Siyasette buna bazen “çekirdek oy” deniyor.

Ben buna biraz daha farklı bakıyorum.

Bu oy, siyasetin içinde yıllardır yanan bir soba gibi.

Hava soğuduğunda herkes o sobanın başına koşuyor.

Sıcaklık arttığında ise biraz uzaklaşıyor ama sobayı tamamen söndürmüyor.

Dolayısıyla seçim hesabı yapılırken yalnızca bugünün tartışmalarına değil, yıllar içinde oluşmuş siyasi aidiyetlere de bakmak gerekiyor.

Ancak burada önemli bir parantez açmak gerekir.

Seçim sonucunu bugünden kesin bir rakama bağlamak doğru olmaz.

Çünkü sandığa kadar yaşanacak ekonomik gelişmeler, siyasi ittifaklar, adaylar ve toplumun gündemi dengeleri değiştirebilir.

VE GELELİM SPORA...

Tam da burada siyasetten spora geçelim.

Çünkü Türkiye’nin son dönemde dünyaya gösterdiği en başarılı yüzlerden biri hiç kuşkusuz spor.

A Milli Kadın Voleybol Takımımızın Avrupa’daki başarıları yalnızca bir kupa meselesi değildir.

Bu başarıların arkasında yıllar süren yatırım, organizasyon, altyapı, teknik kadro ve sporcu emeği bulunuyor.

Sahada fileye yükselen bir smaçör gördüğümüzde aslında yalnızca birkaç saniyelik bir hareket izlemiyoruz.

O birkaç saniyenin arkasında yıllarca süren antrenmanlar, salonlar, altyapılar ve organizasyonlar bulunuyor.

AVRUPA ŞAMPİYONLUĞU KÜÇÜMSENECEK BİR BAŞARI DEĞİL

Kadın Milli Voleybol Takımımızın Avrupa ve Milletler Ligi düzeyindeki başarılarını küçümsemek bana göre büyük haksızlık.

Çünkü sporun dili oldukça basittir.

Top fileyi geçtiyse geçti.

Sayı alındıysa alındı.

Kupa kazanıldıysa kazanıldı.

Tribün dolduysa doldu.

Burada siyasi tartışmaların gürültüsünü biraz kısmak gerekiyor.

Çünkü sahadaki başarı, oyuncunun formasındaki ter kadar gerçektir.

SİNAN ERDEM’DEKİ TABLO

İstanbul’daki organizasyonlarda kullanılan tesislere baktığınızda Türkiye’nin spor altyapısında geldiği nokta da açıkça görülüyor.

Sinan Erdem Spor Salonu’nda ortaya çıkan atmosfer gerçekten etkileyiciydi.

Salonun fiziksel imkanları kadar tribündeki seyirci desteği de organizasyona ayrı bir renk kattı.

Bazen bir spor salonu yalnızca dört duvar ve bir parke zeminden ibaret değildir.

Doğru kullanıldığında o salon, binlerce insanın aynı anda aynı heyecanı yaşadığı dev bir kalbe dönüşür.

Sinan Erdem’de de zaman zaman böyle bir görüntü ortaya çıkıyor.

TRT’NİN YAYINLARI DA BU HİKÂYENİN PARÇASI

Bir diğer dikkat çekici unsur ise yayıncılık tarafı.

Milli maçların milyonlara ulaştırılması, sporun yalnızca salonda bulunan seyirciyle sınırlı kalmamasını sağlıyor.

TRT’nin yayınları üzerinden bu heyecan evlere taşınıyor.

Salonun tribünleri dolarken, ekranların karşısında da başka bir tribün kuruluyor.

Kimi koltuğunda ayağa kalkıyor.

Kimi son sayıda nefesini tutuyor.

Kimi ise maç bittiğinde televizyonun karşısında zaferi kutluyor.

İşte sporun toplumsal gücü de tam olarak burada ortaya çıkıyor.

PEKİ BU TESİSLER KİMİN ESERİ?

Burada siyasi tartışmanın kapısını yeniden aralamak gerekiyor.

Türkiye’de son yıllarda inşa edilen ve büyük organizasyonlara ev sahipliği yapan çok sayıda spor tesisinde AK Parti iktidarlarının yatırım politikalarının payı olduğu bir gerçek.

Dolayısıyla bu tesislerin ülkenin spor altyapısına yaptığı katkıyı teslim etmek gerekir.

Bir siyasi parti eleştirilebilir.

Bir hükümetin politikaları eleştirilebilir.

Ekonomi tartışılabilir.

Dış politika tartışılabilir.

Ama yapılan bir yatırımın ortaya çıkardığı sonucu sırf siyasi nedenlerle görmezden gelmek de sağlıklı bir yaklaşım değildir.

SAHADA SPORCU, TRİBÜNDE YATIRIMIN SONUCU

Bugün milli sporcularımız modern salonlarda uluslararası organizasyonlara çıkıyorsa, bunun arkasında yalnızca sporcuların yeteneği yoktur.

Antrenör vardır.

Federasyon vardır.

Kulüpler vardır.

Altyapı vardır.

Yatırım vardır.

Tesis vardır.

Ve bütün bunların birleşiminden ortaya çıkan bir başarı vardır.

Bir ağacın gölgesinde oturup yalnızca yaprakları seyretmek kolaydır.

O ağacın yıllar önce nasıl dikildiğini konuşmak ise biraz daha zahmetlidir.

Spor yatırımlarına bakarken de aynı şeyi yapmak gerekiyor.

ELEŞTİRİ BAŞKA, HAKKINI TESLİM ETMEK BAŞKA

Benim açımdan mesele çok basit.

Bir siyasi iktidarı desteklemek, yaptığı her işi doğru bulmak anlamına gelmez.

Aynı şekilde bir iktidarı eleştirmek de yaptığı her yatırımı yok saymayı gerektirmez.

Gazetecilik biraz da burada başlıyor.

Hoşumuza giden kısmı alkışlamak kolaydır.

Hoşumuza gitmeyen kısmı eleştirmek de kolaydır.

Zor olan ise ikisini aynı anda görebilmektir.

Türkiye’nin spor tesisleri konusunda yaptığı yatırımları konuşurken de aynı objektifliğe ihtiyaç var.

Çünkü bugün milli takımımız sahada kazanırken, tribünlerde yükselen alkış yalnızca sporculara değil, bu başarıyı mümkün kılan bütün spor ekosistemine gidiyor.

Ve evet, o ekosistemin oluşmasında AK Parti dönemindeki kamu yatırımlarının da önemli bir payı bulunuyor.

Sonuçta siyasetçiler seçimden seçime değişebilir.

Ama iyi yapılan bir spor tesisi yıllarca ayakta kalır.

Bugün bir voleybolcu o salonda smaç vurur.

Yarın başka bir sporcu aynı zeminde tarih yazar.

Siyasetin tabelaları değişir.

Partilerin sloganları değişir.

Ama iyi bir tesis, doğru kullanıldığında, nesiller boyunca ülkenin spor hafızasında yaşamaya devam eder.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.