Azgın ve memleketin durumundan habersiz Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan ve bu ülkenin nimetlerinden yararlanan insanlar haber namına
Köşe yazısı namına
Makale namına
Herşeyi video olarak istiyor;
İstemekle de kalmıyor, herşeyi sosyal medyalarda önlerine istiyor!
Marka takıntısı da olan Türk okuyucu, markalardan başka da kuş tanımıyor!
Habere, haber videosuna ulaşmak için 10 tane reklam izlemeyi bile göze alıyor, ama bizim reklamsız ve markalardan daha iyi haberlerimizle ilgilenmiyor, ya da çok az ilgileniyor.
Elinizle kuş tutsanız, en kral haberi, en güzel makaleyi yazsanız bakmıyor bile!
Öte yandan gazetecilere ayar vermeye de çalışıyorlar!
Bırakın herşeyi önlerine video olarak istemelerini!
İstediklerini çıkarıp, istediklerini batırıyorlar!
ÜLKEDE DEMOKRASİ VAR ZANNEDİYORLAR!
Kendilerine dayattıkları liderlerden, milletvekillerinden, belediye başkanlarından, muhtar hariç kim varsa kendilerinin seçtiğini zanneden Türk seçmen kitlesi ülkede hala demokrasi olduğunu zannederek yorumlar, yönlendirmeler yapıyorlar!
TROL BATAKLIĞI SOSYAL MEDYALAR
Trollerin, parayla ve birçok menfaatle beslenen sosyal medya trolleri ise ayrı bir dert, patronları ne isterse yapıyor, ülkenin geleceğini, vatandaşın durumunu hiçe sayarak, sadece kendi çıkarlarıyla ilgileniyorlar.
Bu benim son köşe yazım, bundan böyle herşeyi videolarla canlı yayınlarla anlatacağım.
OKUYUCU KUMAR, BAHİS PEŞİNDE MEMLEKETLE ALAKALARI KALMAMIŞ
PKK denilen cinayet örgütüne sağlanan açılım adı altındaki ihanet şebekesinin resmileştiği günlerde bile, Google Trends'e bakıldığında en çok aranan kelimelerin ve araştırmaların futbol maçları, takımların durumları gibi şeyler olduğunu gördüm.
Yani diyeceğim o ki milletin işi varsa yoksa para mal mülk...
BAŞA SARALIM BİRAZ DAHA ANLATALIM, TEKRAR EDELİM Kİ İYİCE ANLAŞILSIN
Gazetecilik değişiyor, okuyucunun beklentisi de değişiyor. Artık haberin araştırılması, yazılması, okunması değil; birkaç dakikalık videoya dönüştürülüp sosyal medyada vatandaşın önüne hazır servis edilmesi bekleniyor. Peki bu tablo gerçekten sadece teknolojinin değişmesi mi, yoksa toplumun haberle kurduğu ilişkinin giderek sığlaşması mı?
HABERİ OKUMAYA ÜŞENENLER, VİDEOSUNU İZLEMEYE HAZIR!
Eskiden gazete alınırdı.
Sayfa sayfa okunurdu.
Köşe yazısı açılırdı.
Yazarın ne demek istediği anlaşılmaya çalışılırdı.
Bir haberin arkasındaki bilgi araştırılırdı.
Şimdi?
“Abi bunun videosu yok mu?”
İşte çağın gazetecilik sorusu!
Haberin kendisi yetmiyor.
Başlığı yetmiyor.
Spotu yetmiyor.
Fotoğrafı yetmiyor.
İlla video!
Hem de mümkünse 30 saniye!
Çünkü 31. saniyede vatandaşın parmağı başka videoya gidiyor.
Bir dakika sonra başka gündem…
İki dakika sonra başka kavga…
Üç dakika sonra başka magazin…
Gazeteci saatlerce araştırıyor.
Telefonlar açıyor.
Belgeleri inceliyor.
Kaynak kontrol ediyor.
Yazıyor.
Düzeltiyor.
Yayınlıyor.
Okuyucu:
“Videolu anlatın!”
Yahu kardeşim, gazeteci haber yapıyor.
Netflix dizisi çekmiyor!
ELİNİZLE KUŞ TUTSANIZ BAKMIYORLAR!
Öyle bir marka takıntısı oluştu ki bazı okuyucularda…
Bir haberin ne söylediğinden çok, kim söylediğine bakılıyor.
Elinizle kuş tutsanız…
Kuşun üzerine de son dakika yazsanız…
Altına üç tane belge koysanız…
Adam önce logoya bakıyor!
“Bu hangi medya?”
Sonra:
“Bunu kim paylaşmış?”
Sonra:
“Benim takip ettiğim kişi bunu paylaşmış mı?”
Paylaşmadıysa?
Haber yok!
Oysa gazetecilik marka yarışması değildir.
Gazetecilikte asıl mesele:
Doğru bilgi nerede?
Kim ne söyledi?
Belge ne diyor?
Olayın gerçeği ne?
Ama biz işi öyle bir noktaya getirdik ki haberin doğruluğundan önce etiketine bakıyoruz.
Marka varsa inanıyoruz.
Marka yoksa araştırmaya bile tenezzül etmiyoruz.
GAZETECİYE DE AYAR VERMEK İSTİYORLAR!
Bir de işin başka tarafı var.
Okumuyorlar…
Araştırmıyorlar…
Ama gazeteciye akıl vermeyi de ihmal etmiyorlar!
“Bunu neden yazdın?”
“Şunu neden yazmadın?”
“Bunu böyle değil şöyle anlat.”
“Şu kişiye dokunma.”
“Bunu haber yap.”
“Şunu kaldır.”
“Bunu video yap.”
“Şunu başlığa koy.”
“Bunu koyma.”
Yahu arkadaş!
Gazeteciye haber siparişi verilecekse…
Basın kartının yanına menü de dağıtalım!
Birinci sayfa:
“İstediğim haber.”
İkinci sayfa:
“İstemediğim haber.”
Tatlı:
“Benim hoşuma giden yorum.”
Çay:
“Rakibimi eleştiren köşe yazısı.”
Böyle gazetecilik olur mu?
Gazeteci herkesin hoşuna giden cümleyi kurmak zorunda değildir.
Bazen rahatsız eder.
Bazen kızdırır.
Bazen düşündürür.
Hatta bazen insanın kendi fikrini sorgulamasına neden olur.
Gazeteciliğin görevi de biraz budur zaten!
ÜLKEDE DEMOKRASİ VAR ZANNEDİYORLAR!
Bir başka gariplik daha var.
Türkiye'de herkes siyasetin uzmanı!
Herkes seçim uzmanı!
Herkes kamu yönetimi uzmanı!
Herkes gazeteci!
Herkes hukukçu!
Herkes ekonomist!
Bir tek vatandaşın eline memleket kullanım kılavuzu vermeyi unutmuşlar!
Herkes yönlendiriyor.
Herkes akıl veriyor.
Herkes başkasının ne yapması gerektiğini biliyor.
Ama sıra kendi sorumluluğuna gelince:
“Ben ne yapabilirim ki?”
İşte o zaman sessizlik!
Demokrasi sadece sandığa gidip bir tercih yapmak değildir.
Demokrasi aynı zamanda sorgulamaktır.
Eleştirmektir.
Farklı fikre tahammül etmektir.
Gerekirse kendi tarafına da itiraz etmektir.
Ama biz ne yapıyoruz?
Kendi tuttuğumuz tarafın yanlışını görmüyoruz.
Karşı tarafın yanlışını büyüteçle arıyoruz!
Kendi liderimiz konuşunca:
“Ne kadar güzel söyledi!”
Karşı taraf konuşunca:
“Yalan söylüyor!”
Kendi belediye başkanımız yapınca:
“Hizmet.”
Öteki yapınca:
“Reklam.”
Kendi partimiz hata yapınca:
“Stratejik hamle.”
Öteki hata yapınca:
“Skandal!”
İşte size sosyal medya demokrasisi!
TROL BATAKLIĞI: SOSYAL MEDYANIN GÖRÜNMEYEN CEPHESİ
Bir de troller var tabii…
Onlar da bu hikâyenin ayrı bir bölümü.
Klavye başında nöbet tutanlar…
Sabah başka hesapta…
Öğlen başka hesapta…
Akşam başka hesapta…
Aynı cümle…
Aynı slogan…
Aynı saldırı…
Sanki ülkede milyonlarca insan aynı anda aynı kelimeleri düşünüyor!
Ne tesadüf ama!
Bir konu gündeme geliyor.
Bir bakıyorsunuz onlarca hesap aynı anda aynı şeyi yazmış.
Aynı kelime…
Aynı üslup…
Aynı hedef…
Sanki sosyal medya değil de tek kumandalı bir televizyon!
Kumandaya kim basıyorsa…
Herkes aynı kanalı seyrediyor.
Oysa vatandaşın gerçek gündemi başka.
Ev kirası başka.
Pazar fiyatı başka.
Çocuğun okul masrafı başka.
Gençlerin gelecek kaygısı başka.
Emeklinin geçim derdi başka.
Ama sosyal medyada bunların üzerine beş dakika konuşulmuyor.
Çünkü kavga daha çok izleniyor!
Öfke daha hızlı yayılıyor!
VATANDAŞIN GÜNDEMİYLE SOSYAL MEDYANIN GÜNDEMİ AYNI DEĞİL!
Sosyal medyada Türkiye sürekli kavga ediyor.
Gerçek hayatta ise vatandaş faturayı düşünüyor.
Sosyal medyada herkes birbirine bağırıyor.
Gerçek hayatta insanlar markette fiyat karşılaştırıyor.
Sosyal medyada herkes siyaset profesörü.
Gerçek hayatta genç:
“İş bulabilecek miyim?”
diye düşünüyor.
Emekli:
“Bu maaş ay sonuna kadar yetecek mi?”
diye hesap yapıyor.
Esnaf:
“Yarın dükkânı açabilecek miyim?”
diye düşünüyor.
Ama sosyal medyada?
“Benim takım kazandı, senin takım kaybetti!”
Memleket yanıyor…
Biz skor tabelasına bakıyoruz!
KUMAR, BAHİS, FUTBOL, PARA… MEMLEKET NEREDE?
Bundan haftalar önce bir araştırma yaparken Google Trends verilerine bakmıştım.
Memleketin kritik meselelerinin konuşulduğu günlerde bile en çok arananların arasında futbol maçları, takımlar, transferler, bahis ve benzeri konuların öne çıktığını gördüm.
Şimdi yanlış anlaşılmasın.
Futbol konuşulmasın demiyorum.
İnsan elbette eğlenecek.
Maç izleyecek.
Takımını tutacak.
Biraz nefes alacak.
Ama memleketin bütün gündemi bundan ibaret hale gelirse…
İşte orada durup düşünmek gerekir!
Bir ülkenin vatandaşları her gün sadece:
“Kim kazandı?”
“Kim kaybetti?”
“Kim transfer oldu?”
“Oran kaç?”
“Kupon tuttu mu?”
diye konuşuyorsa…
Kimse kusura bakmasın ama…
Memleketin kendisi kuponun dışında kalmış demektir!
PARA, MAL, MÜLK… PEKİ YA MEMLEKET?
Milletin işi varsa yoksa para…
Mal…
Mülk…
Araba…
Ev…
Telefon…
Marka…
Takipçi…
Beğeni…
İzlenme…
Sonra bir bakıyorsun insanın elinde binlerce takipçi var ama memleket meselesine dair tek bir fikri yok!
Binlerce yorum var.
Ama bir tane soru yok.
Binlerce paylaşım var.
Ama bir tane araştırma yok.
Herkes konuşuyor.
Kimse dinlemiyor.
Herkes biliyor.
Kimse öğrenmek istemiyor.
Herkes başkasını değiştirmek istiyor.
Kimse kendisini değiştirmek istemiyor.
GAZETECİLİK BİTMİYOR, ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR!
Ve gelelim işin bana düşen tarafına…
Bu benim son köşe yazım olabilir.
Bundan sonra her şeyi video olarak anlatacağım.
Canlı yayın yapacağım.
Kameranın karşısına geçeceğim.
Çünkü madem yazıyı okumuyorsunuz…
Ben de yazıyı kameraya okutacağım!
Madem paragraf uzun geliyor…
Videoya böleceğiz.
Madem araştırmanın tamamını okumuyorsunuz…
Özetini anlatacağız.
Madem gazetecinin yazdığına bakmıyorsunuz…
Kendisini karşınıza çıkaracağız.
Ama bir şeyi değiştirmeyeceğiz:
Gazetecinin sorgulama görevini!
Çünkü gazetecilik sadece kamera karşısında konuşmak değildir.
Gazetecilik soru sormaktır.
Gazetecilik belge aramaktır.
Gazetecilik rahatsız etmektir.
Gazetecilik gerektiğinde kendi mahallesine de itiraz etmektir.
Ve en önemlisi:
Gazetecilik, herkes susarken soru sormaya devam etmektir.
OKUYUCU İSTERSE GAZETECİ DEĞİŞİR, AMA GERÇEK DEĞİŞMEZ!
Şimdi herkes istediği videoyu izleyebilir.
İstediği kanalı takip edebilir.
İstediği gazeteciyi okuyabilir.
İstediği siyasi görüşü savunabilir.
Bunların hepsi normal.
Anormal olan ise sadece hoşumuza giden bilgiyi gerçek kabul etmek!
Çünkü demokrasi alkıştan ibaret değildir.
Basın da propaganda bürosu değildir.
Gazeteci de kimsenin sosyal medya memuru değildir.
Vatandaş da sadece tüketici değildir.
Vatandaş aynı zamanda sorgulayan kişidir.
Eğer sorgulamazsanız…
Birileri sizin adınıza düşünür.
Birileri sizin adınıza karar verir.
Birileri sizin adınıza gündem oluşturur.
Birileri de sizin neyi okuyup neyi okumayacağınıza kadar karar vermeye başlar.
Sonra bir gün uyanırsınız…
Haberlerin tamamı video olmuş.
Yorumların tamamı slogan olmuş.
Tartışmaların tamamı kavga olmuş.
Gerçeklerin yerini algılar almış.
Ve herkes konuşuyor…
Ama kimse gerçeği aramıyor!
İşte benim asıl korktuğum şey bu.
Çünkü gazetecilik ölürse sadece gazeteciler susmaz.
Toplumun soru sorma refleksi de ölür.
Soru sormayan toplumun ise başına ne gelirse gelsin…
Bir süre sonra sadece seyretmek kalır.
Televizyonu açar.
Telefonu kaydırır.
Videoyu izler.
Bir yorum yazar.
Sonra diğer videoya geçer.
Memleket?
O da arka planda kendi kendine akar gider.
Biz de ekrandan izleriz.
İşte mesele tam olarak budur!
OKUYUCU AZALABİLİR, VİDEOLAR ÇOĞALABİLİR…
AMA SORGULAMAYAN İNSAN ÇOĞALIRSA, ASIL TEHLİKE O ZAMAN BAŞLAR!
