Yamalar birbiri ardına düşüyor.
Her yama, bir zamanlar "hırsız" diye yaftalanan eski bir vekilin ya da belediye başkanının siluetiyle dikilmiş gibi duruyor.
İçine tıkılanlar ise yıllardır aynı masalı fısıldıyor:
"Beka..."
"Meka..."
"PKK..."
"Dış güçler..."
Ama masalcıların sesi artık eskisi kadar güçlü çıkmıyor.
Çünkü halk aynı hikâyeyi o kadar çok dinledi ki...
Artık ninni gibi değil,
çizilmiş bir plağın tekrar eden sesi gibi geliyor.
Ekonomi Felç Olunca...
Ekonomi daraldıkça,
uyutucu dozunu artırdılar.
Devlet gücünü...
Yargıyı...
Medyayı...
Birer kement gibi kullanarak yeni bir zafer hikâyesi yazmaya çalıştılar.
Fakat bazen atılan kement,
dönüp sahibinin boynuna dolanır.
Şimdi o kementi tutan ellerin eskisi kadar sağlam olmadığı konuşuluyor.
Beka Masalından Trump Masalına
Bir zamanlar en güçlü propaganda aracı "beka" söylemiydi.
Her seçim döneminde aynı hikâye yeniden sahneye konuldu.
Aynı senaryo...
Aynı replikler...
Aynı korkular...
Ama her masalın bir sonu vardır.
Ejderha yaşlandı.
Dişleri döküldü.
Eskisi kadar korkutmuyor.
Şimdi ise yeni bir hikâye yazılmaya çalışılıyor.
Bu kez sahnenin başrolünde Trump var.
Galata Köprüsü'nde Filistin için sloganlar atılıyor.
Kameralar kayıt alıyor.
Mitingler düzenleniyor.
Ardından dünya siyasetinde aynı Trump üzerinden yeni bir liderlik fotoğrafı verilmeye çalışılıyor.
İşte ironi tam da burada başlıyor.
Bir gün sert eleştirilerin hedefindeki isim,
ertesi gün uluslararası vitrinin merkezine yerleştiriliyor.
Şapkadan tavşan çıkarması beklenen sihirbaz,
bu kez şapkadan yılan çıkarıyor.
Ve seyirci artık numarayı görüyor.
Düşünce Kuruluşlarının Soğuk Raporları
Siyasette algılar kadar raporlar da konuşuyor.
Uluslararası düşünce kuruluşları,
anketler,
ekonomik göstergeler,
siyasi analizler...
Hepsi farklı veriler ortaya koyuyor.
Kimi destekten söz ediyor.
Kimi düşüşten...
Kimi yeni dengelerden...
Siyasetin laboratuvarı artık sadece sandık değil.
Raporlar da konuşuyor.
Bohça Operasyonu
Belki de bütün hikâyeyi anlatan en güçlü metafor bu.
Bir bohça düşünün.
Her tarafı yamalı.
Her yama başka renkte.
Her biri başka bir kumaştan.
Bir zamanlar ağır sözlerle eleştirilen isimler,
bugün aynı bohçanın üzerine yeni bir yama olarak dikiliyor.
Her yeni ekleme,
bohçayı onarmıyor.
Tam tersine...
Delikleri daha görünür hâle getiriyor.
İçinden eski tartışmalar dökülüyor.
Eski vaatler dökülüyor.
Eski hesaplaşmalar dökülüyor.
Ve halk sessizce izliyor.
Titanik Benzetmesi
Bir başka metafor daha...
Titanik...
Orkestra hâlâ çalmaya devam ediyor.
Salonda her şey normalmiş gibi davranılıyor.
Ama gemi çoktan buzdağına çarpmış durumda.
Kaptan köşkünden hâlâ,
"Her şey kontrol altında."
mesajı veriliyor.
Oysa buzdağı tek değil.
Ekonomi...
Adalet...
Dış politika...
Toplumsal kutuplaşma...
Hepsi aynı denizin içinde yükseliyor.
Kendimizi böyle kandıralım
Tarih,
ironiyi sever.
Hiçbir siyasi hikâye sonsuza kadar aynı şekilde devam etmez.
En güçlü görünen yapılar bile zamanla değişir.
En sağlam sanılan bohçalar bile eskir.
Ve sonunda geriye her zaman aynı soru kalır:
"Bunca yıl anlatılan hikâyelerin hangisi gerçekten halkın hayatına dokundu?"
Nasıl oluyor da oluyor?
Bir bakıyorsunuz plajda bir kadın kumlarda türbanla oturan kadınları kovuyor!
Ertesi gün yine bir bakıyorsunuz, Antalya'da site yöneticisi olduğu iddia edilen Rus bir kadın havuza haşema ile giren 13 yaşındaki kızı "Bir daha buraya gelme" diye uyarıyor, kovuyor!
Tutuklanıp, cezaevine gönderiliyorlar!..
Oluyor işte bunlar, burası artık Türkiye Cumhuriyeti değil!
Burada artık anayasa-babayasa yok!
Artık Padişahımız var, padişahtan çok da padişahçılar var "Sen çok yaşa padişahım" diyen milyonlar var!
Şeriat istiyorlar!
Sanırım haklılar, çünkü çok güzel para kazanıyorlar, çok güzel kazanımları var demek ki!
ADAM ÖLDÜRMEK NEREDEYSE SIRADANLAŞTI MI?
Bir cinayet haberi daha...
Bir kadın daha sokak ortasında darbediliyor.
Bir genç daha bıçaklanıyor.
Bir kavga daha kameralara yansıyor.
Bir trafik tartışması daha ölümle sonuçlanıyor.
Ve biz...
Sadece birkaç dakika konuşup,
sonra bir sonraki habere geçiyoruz.
Sanki vicdanımız da haber döngüsüne bağlanmış gibi...
ÖFKE ARTIK SOKAKTA DOLAŞIYOR
Bugün sokakta yürürken...
Trafikte araç kullanırken...
Bir kafede otururken...
Kimsenin yarın neyle karşılaşacağını garanti edemediği bir ruh hali oluştu.
İnsanlar birbirine tahammül edemiyor.
Küçücük bir tartışma...
Bir bakış...
Bir korna...
Bir omuz teması...
Bazen saniyeler içinde şiddete dönüşebiliyor.
Sanki toplumun içinde biriken öfke,
yanlış adreslerde patlıyor.
"BANA BİR ŞEY OLMAZ" YANILGISI
Herkes aynı cümleyi kuruyor.
"Benim başıma gelmez."
Ama haberlerde izlediğimiz insanların çoğu da muhtemelen bir gün önce aynı şeyi düşünüyordu.
Şiddet,
kurbanını seçerken kimlik sormuyor.
Ne yaşınıza bakıyor,
ne mesleğinize,
ne de siyasi görüşünüze.
CAYDIRICILIK TARTIŞMASI
Kamuoyunda en çok tartışılan başlıklardan biri de cezaların caydırıcılığı.
Birçok kişi, işlenen bazı suçlarda verilen cezaların toplumda yeterli caydırıcılık oluşturmadığını düşünüyor.
Öte yandan ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerin nasıl olması gerektiği konusunda farklı görüşler de bulunuyor.
Bu tartışmalar sürerken vatandaşın ortak beklentisi ise aynı:
Kendini sokakta daha güvende hissetmek.
TRAFİK ARTIK SADECE TRAFİK DEĞİL
Eskiden korna sesleri duyulurdu.
Şimdi yumruklar konuşuyor.
Bir yol verme tartışması...
Bir şerit kavgası...
Bir bakış...
Bazen dakikalar içinde onlarca kişinin karıştığı şiddet olaylarına dönüşebiliyor.
Bu görüntüler yalnızca adli vaka değil;
aynı zamanda toplumdaki gerilimin de bir yansıması olarak görülüyor.
ASIL KORKUTAN NE?
Belki de en ürkütücü olan,
şiddet haberlerinin artık kimseyi şaşırtmaması.
Bir cinayet...
Bir darp...
Bir bıçaklama...
Bir sonraki habere kadar gündemde kalıyor.
Sonra unutuluyor.
Oysa her olayın arkasında parçalanan bir aile,
yarım kalan bir hayat,
öksüz kalan bir çocuk olabiliyor.
SON SÖZ
Güvenlik sadece polis sayısıyla,
adalet sadece mahkeme salonlarıyla ölçülmez.
Asıl mesele,
insanların evinden çıkarken
"Acaba bugün başıma bir şey gelir mi?"
kaygısını taşımadığı bir toplum kurabilmektir.
Çünkü bir ülkede insanlar birbirinden korkmaya başladıysa,
üzerinde en çok düşünülmesi gereken konu da budur.
