Hayırlara vesile olur "İnşallah".. diyeyim, nazar değmesin gari!..
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in büyük performansı kim ne derse desin siyasetin gündemini belirlemeye başladı.
Özellikle gündeme gelen "Ara seçim" konusu, zaten erken seçime de sayılı aylar kalmışken tamamen gündeme oturdu.
Anadolu'da bir söz vardır "Zulmün artsın ki, tez zeval bulasın" Yaşar Kemal'in kitabı da gündeme geldi tabii, çünkü iktidar köşeye sıkıştıkça "Zulmü artıyor" hergün bir CHP'li belediyeye operasyonlar yapılıyor.
Ekonomi çöktü, siyaset çöktü, her politika çöktü, insanlar perişan, dışarıda öyle bir hava var ki, röportaj yapmaya kalksam her soruda "Dayak Yerim" mesela adama trafikte geçen gün bir yere yetişmeye çalışırken şöyle demiştim "Bi yol ver be abi, acelem var"
Adam şöyle anlamış: "Bi yol ver be AMK" dedin diyor, üzerime sürdü aracını, yani diyeceğim insanlara artık ne söylersen, ne sorarsan sor "Küfür" gibi geliyor!
Ama yine de sokaklara çıkmamız lazım, toplumun nabzını tutmamız lazım, öyle değil mi?
Evet durum vaziyet felaket, zaten perişanlık vardı, şimdi felakete doğru sürükleniyoruz...
İnsanlar aç aç, evet yahu aç, bu defa açlık kelimesi çok hafif kalır, insanlar suça bulaşmamak için kendini zor tutuyor...
Rüzgârın Yönü Değişince
Bir süredir memlekette öyle bir hava var ki, sanki herkes aynı anda aynı binanın içinde mahsur kalmış da yangın alarmı çalıyor, ama kimse kapının nerede olduğunu bilmiyor.
Bir tarafta iktidar, elindeki megafonu her gün biraz daha yükselterek konuşuyor. Ses yükseldikçe haklılığın da büyüyeceğini sanan bir telaş var. Diğer tarafta muhalefet, uzun zamandır ilk kez yalnızca konuşan değil, dinlenen bir yere doğru ilerliyor. Özellikle son dönemde muhalefetin yakaladığı ivme, yıllardır ilk kez iktidarın cümle kurarken iki kez düşünmesine neden oluyor.
Eskiden gündem bir derenin üzerine bırakılmış yaprak gibi ağır ağır akardı. Şimdi ise sel olmuş durumda. Sabah başka bir olay, öğlen başka bir tartışma, akşam bambaşka bir kriz. Daha insanlar bir önceki haberi sindiremeden, yenisi kapıyı tekmeliyor.
Ara seçim meselesi de tam böyle bir dönemde ortaya çıktı. Bir zamanlar siyasi kulislerin arka odalarında, fısıltıyla konuşulan bir ihtimaldi. Şimdi kahvehanelerde, minibüslerde, market kuyruklarında yüksek sesle konuşuluyor. Çünkü toplumun sabrı, aylarca kaynatılan bir çaydanlığın kapağı gibi titriyor. Herkes aynı şeyi söylüyor ama farklı kelimelerle: “Böyle gitmez.”
İktidar ise sıkıştıkça daha sertleşiyor. Sanki elindeki kum saati ters dönmüş de, dökülen her kum tanesiyle birlikte biraz daha öfkeleniyor. Belediyelere yönelik operasyonlar, bitmek bilmeyen soruşturmalar, her gün yeni bir kavga… Memleket, sürekli aynı bölümün tekrarını veren bir dizinin içine sıkışmış gibi.
Bir zamanlar “istikrar” diye anlatılan şey, şimdi dev bir binanın duvarlarına sonradan sürülmüş boya gibi dökülüyor. Ekonomide çatlaklar var. Siyasette yorgunluk var. İnsanların yüzünde ise uzun zamandır görülmeyen bir ifade: Kırgınlıkla öfke arasında gidip gelen bir sessizlik.
Geçim derdi oldu yaşam derdi!..
Çünkü mesele artık yalnızca pazar filesi değil. İnsanlar artık markete girerken ürün seçmiyor, eleme yapıyor. Peynirle zeytin arasında karar vermiyor; hangisini alamayacağını hesaplıyor. Kasaya yaklaşırken yüzlerdeki ifade, sınava giren öğrenci gibi. Kart çekilecek mi? Yetmeyecek mi? Bir ürün daha bırakılacak mı?
Sokaktaki gerginlik de tam burada başlıyor. Çünkü geçim derdi, insanın omzuna görünmez bir taş bağlıyor. Herkes sinirli değil aslında; herkes yorgun. Ama yorgunluk uzayınca sinire dönüşüyor.
Trafikte korna artık uyarı için çalınmıyor, iç dökmek için çalınıyor. Birisi önüne kırıyor, öteki camı açıyor, üçüncüsü bağırıyor. Sanki herkesin içinde yıllardır biriken cümleler var da, yanlış kişiye yanlış yerde patlıyor.
Birine “Kolay gelsin” desen ters bakıyor. “Pardon” desen kavga çıkacak gibi oluyor. İnsanlar artık söylediğin kelimeyi değil, içindeki gizli saldırıyı arıyor. Çünkü memlekette güven duygusu o kadar aşındı ki, kimse iyi niyetin gerçekten iyi niyet olduğuna inanamıyor.
Yine de bütün bu karanlığın içinde ilginç bir şey oluyor: İnsanlar konuşmaya başlıyor.
Eskiden herkes aynı masada oturur, siyaseti konuşmamak için havadan sudan bahsederdi. Şimdi ise hava zaten siyaset olmuş durumda. Ekmek siyaset, kira siyaset, otobüs bileti siyaset, çocuk bezi siyaset.
Muhalefetin yükselen dili de biraz buradan güç alıyor. Çünkü insanlar uzun zamandır ilk kez, birilerinin yalnızca ne olacağını değil, ne yaşadıklarını da gördüğünü düşünüyor. O yüzden rüzgâr değişiyor.
Ama bu rüzgâr, öyle bahar sabahı esen hafif bir meltem değil. Daha çok, uzun süre kapalı kalmış bir odanın penceresi açıldığında içeri dolan sert hava gibi. Bir anda her şeyi yerinden oynatabilecek kadar güçlü.
Sorun şu ki, memleket artık ipin üzerinde yürüyen cambaza benziyor. Aşağıda ağ yok. Herkes nefesini tutmuş durumda. Bir taraf “Biraz daha dayanır” diyor. Öteki taraf “Artık yeter” diyor.
Ve en tehlikelisi şu: İnsanlar artık yalnızca kızgın değil. İnsanlar kırılmış durumda.
Kızgın insan bağırır. Kırılmış insan susar.
Memleketin en büyük gürültüsü de belki tam burada başlıyor: Herkes konuşuyor gibi görünüyor ama aslında kimse birbirini duymuyor.
GÜNÜN SÖZÜ:
Açlıktan ölmek üzere bulunan bir köpeği kurtarınız, sizi ısırmayacaktır. İnsan ile köpek arasında ki başlıca fark budur.Mark Twain
NASIL OLUYOR DA OLUYOR?
Tuvaletteki sesleri ortam gürültüleriyle izole eden "mahremiyet" butonu (Japonya)

BÜYÜKLERDEN ÖĞÜTLER
İNSANIN AR DAMARI NE ZAMAN ÇATLAR BİLİYOR MUSUN?
Birinin gözyaşına sebep olduğu halde, sanki hiçbirşey olmamış gibi davranmaya başladığında!...
