ADÜ Bulvarı'nda bulunan ultralüx kafelerde bir çay içelim dedik.
Mekana baktık oldukça lüks, temiz ve dekoratif albenisi var
2 çay içtik, bildiğiniz ince belli cam bardakta çay işte...
Acelemiz vardı, arkadaşla 10 dakika sohbet edip acele acele kalktık ve garsona "en fazla 50 TL'dir" diyerek 100 TL uzattım.
2 çay 120 TL demez mi garson
Yoh artık dedim çıkarıp verdim 20 TL daha
Yahu arkadaş 120 TL'ye bir kilo çay satılıyor marketlerde, bir kilo çaydan 250 bardak taze çay çıkar hem de büyük fincanla.
Evet serbest piyasa ekonomisi var, bazı cafelerin tarzı budur, özellikle pahalı satarlar ki, kaliteli müşteri gelsin, it-kopuk buralara takılmasın isterler!..
Racon budur!
Ama birader gidin en kral 5 yıldızlı bir otelin lobisinde bile bir bardak çay 60 TL değildir.
Bu paraları nasıl isteyebiliyorlar, nasıl utanmadan söyleyebiliyorlar, çok merak ediyorum!...
Kahve tarzı şeyler kaç para acaba diye merak ediyorsunuz, geçtiğimiz günlerde yazmıştım, en ucuzu 250 TL'den başlıyor, sanırım 500 TL'ye kadar çıkıyor...
Bu insanlar parayı yoldan mı topluyor, bu öğrencilerin velileri kimler onu da çok merak ediorum!...
Fiyatlar böyleyse, alıcısı var demektir...
Öğrenciler bu kafelerde akşama kadar ver papazı al kızı, okeye 4.de aramıyorlar, şakır şakır okey oynuyorlar saatlerce, oynarken de, gelsin pastalar börekler, çaylar kahveler!..
Gelecek olan hesabı siz düşünün artık!..
Veya biz yaşlılara mı böyle yapıyorlar; kazıklayalım ki bir daha buralara gelmesinler fiyatı mı çekiyorlar bizlere!..
O da olabilir, herşeyi yaparlar bunlar!..
ADÜ Bulvarı’na insan bazen bir çay içmeye gider.
Öyle büyük hayallerle değil… Şöyle ince belli bardakta, dumanı tüten, yanında iki lafın demlendiği sıradan bir çay.
Fakat artık mesele çay içmek değil.
Mesele, bir bardak çayın fiyatını duyduğunuz anda içinizde kopan ekonomik deprem.
Geçen gün “iki çay içelim, biraz oturalım” dedik. Mekân pırıl pırıl. Işıklar loş, koltuklar yumuşak, duvarlarda modern tablolar, masalarda dekoratif mumlar… İçeri girince insan kendini kafede değil, sanki görünmez bir jüri tarafından değerlendirileceği bir salonda hissediyor.
Garson geldi.
“İki çay alalım” dedik.
Çay geldi.
Bildiğiniz çay.
İnce belli cam bardakta. İçinde ne altın tozu var, ne Himalaya’dan gelen özel yaprak, ne de bardağın dibinde gizli bir tapu senedi.
Arkadaşla on dakika oturduk. Masadan kalkarken cebimden 100 lirayı çıkardım. İçimden de “iki çaydır, en fazla 50 lira tutar, gerisi bahşiş olur” diye geçirdim.
Garson yüzüme baktı.
“120 lira.”
Bir an sustum.
İnsan bazen duyduğu şeye değil, duyduğuna inanabildiğine şaşırıyor.
120 lira.
İki çay.
Yani bardak başına 60 lira.
Bir çayın artık içecek olmaktan çıkıp yatırım aracına dönüştüğü çağdayız.
Çay Değil, Finansal Enstrüman
Bugün markete girseniz, 120 liraya bir kilo çay alıyorsunuz.
Bir kilo çaydan ortalama 200-250 bardak çay çıkar.
Yani matematik başka bir şey söylüyor, kasadaki rakam başka.
Orada satılan şey çay değil.
Çayın etrafına kurulmuş bir atmosfer.
Loş ışığın bedeli, büyük saksının bedeli, duvardaki tuğla görünümlü kaplamanın bedeli, fonda çalan yabancı şarkının bedeli, garsonun masaya çayı bırakırken takındığı profesyonel yüz ifadesinin bedeli… Hepsi o ince belli bardağın içine eklenmiş.
Bir bardak çay içmiyorsunuz.
Kafenin kirasını, dekorasyonunu, klima giderini, sosyal medya hesabına çekilen profesyonel fotoğrafları ve içeride oturan insanların birbirine bakarak kurduğu görünmez yarışın küçük bir kısmını ödüyorsunuz.
Kahve Fiyatları Başka Bir Evren
Çay 60 liraysa, insan “kahve ne kadardır acaba?” diye merak ediyor.
Sonra menüye bakıyorsunuz.
En sade kahve 250 lira.
Bazıları 300.
Bazıları 400.
Özel karışım, özel sunum, özel çekirdek derken 500 liraya kadar uzanıyor.
Bir kahve artık kahve olmaktan çıkmış.
Küçük bir otomobil taksidine, yarım depo benzine, market arabasının yarısına yaklaşmış.
İnsan fincanı görünce ister istemez düşünüyor:
“Bu kahvenin çekirdeğini kim topladı? Kahve ağacının başında sabahlayan biri mi vardı? Fincanı elle mi oydular? Köpüğünü sanat tarihçisi mi yaptı?”
Çünkü başka türlü insan 300 liralık kahveyi zihninde açıklayamıyor.
Fiyatların Gizli Şifresi
Aslında mesele sadece maliyet değil.
Bazı işletmeler yüksek fiyatı bilinçli olarak tercih ediyor.
Çünkü pahalı olanın “özel” olduğu düşünülüyor.
Fiyat yükseldikçe, oraya gelen insan da kendini başka bir yerde hissediyor.
Bir nevi görünmez kapı sistemi.
Kapıda güvenlik yok belki ama menü var.
Ve o menü, “buraya herkes giremez” demenin en sessiz yolu.
60 liralık çay, 300 liralık kahve bazen içeceğin fiyatı değil; içeride kimlerin oturabileceğinin tarifesi oluyor.
Bir masada saatlerce oturuluyor.
Okey oynanıyor, sohbet ediliyor, telefonlar masaya diziliyor, fotoğraflar çekiliyor.
Bir kahve geliyor.
Arkasından pasta.
Sonra başka bir içecek.
Saatler geçiyor.
Masadan kalkıldığında ortaya çıkan hesap, küçük bir hafta sonu tatili bütçesine yaklaşıyor.
Ama belli ki alıcısı var.
Çünkü o masalar boş kalmıyor.
Peki Denetim Var mı?
Asıl soru burada başlıyor.
Bir işletme elbette istediği fiyatı koyabilir.
Serbest piyasa budur.
Kimse kimseyi zorla içeri sokmuyor.
Ama vatandaşın aklına şu geliyor:
Bu fiyatlar neye göre belirleniyor?
Aynı şehirde bir yerde çay 15 lira, başka yerde 60 lira.
Bir yerde kahve 80 lira, başka yerde 350 lira.
Aradaki fark sadece dekor mu?
Yoksa fiyatlandırma artık tamamen “nasıl olsa verirler” mantığıyla mı ilerliyor?
Aydın’da vatandaşın en çok şikâyet ettiği konulardan biri de bu.
Sadece kafeler değil.
Birçok alanda denetim eksikliği hissediliyor.
Fiyatlar bir anda değişiyor.
Etiket başka, kasa başka.
Hizmet başka, alınan ücret başka.
İnsan bazen hesabı görünce çayı değil, kendi hayatını sorguluyor.
Bir Bardak Çayın Ardından
Eskiden çay, sohbetin bahanesiydi.
Şimdi sohbet bitiyor, geriye sadece hesap kalıyor.
Masadan kalkarken insan cebine değil, geleceğine bakıyor.
“Bir dahaki sefere gelinir mi?” sorusu, artık çayın tadından önce geliyor.
Belki de mesele sadece pahalı çay değil.
Mesele, sıradan bir şeyin bile ulaşılmaz hale gelmesi.
Bir bardak çayın bile insana lüks gibi hissettirilmesi.
Ve galiba en acı tarafı şu:
İnsan 60 liralık çaya kızıyor ama ertesi gün yine aynı sokağın önünden geçerken içerisi dolu oluyor.
Demek ki bu şehirde çayın fiyatı değil, sessizce kabullenilen alışkanlıklar daha pahalı.
