Öyle böyle değil bu film...
Börü gibi!..
Börü ne mi? La ne olacak o da film!..
Neyse devam edelim yazımıza!..
Senaryosu yazılmış ve işin nereye varacağı belli!..
Başrol oyuncuları:
Bütün üst kademe CHP ve MHP, AKP'li siyasi aktörler.
İsim vermeme gerek var mı?
Benden bunu istemeyin; sonra mazallah kalkarlar dava açarlar, tekzip isterler filan.
Uğraşıp dururuz.
İşimiz gücümüz var, bunlarla uğraşmak bize zaman kaybettirir.
Bizim ekip zaten başlıbaşına bir film.
Bendeniz;
Sn. Ahmet Gözen Abi.
Ulan Adnan Sökmen.
Selahattin Çelik.
Yeter de artar bile.
Daha ne olsun AMK.
Neyse, filmde herkes var.
Kuşadalılar var.
Merkezden arkadaşlar var.
Elazığlıları gördünüz mü sevgili Aydınlılar?
Öyle bir iftar yemeği tertiplemişler ki;
Ben şahsen Aydın’dan utandım.
Ne o öyle, bir tane adam gibi janjanlı, lüks demiyeyim ama
Düzgün bir iftar sofrası görmedik...
Hepsi fakirlerin iftar sofrası...
Doğulular bu işi biliyor.
Nasıl dayanışma gösteriyorlar gördünüz mü?
Aydınlılar denilen bir güruhtan söz ediliyor ama
Bu güruh develerle kafayı bozmuş.
Yok öyle ağamlar paşamlar.
Aydınlı Egeli dediğin biraz derli-toplu olur.
Film çeviriyorsunuz diye her türlü fakirliği oynamak zorunda mısınız?

Siz hiç yukarıdaki Elazığlılar gibi Aydınlıların düzgün bir iftar sofrasında, tertemiz, orta derece lükslükteki bir mekanta iftar yaptığını gördünüz mü?
Göremezsiniz!..
Hep virane gibi yerler, sefalet içinde iftarlar var Aydında!...
Çok yazık, oysa Aydın denilen illet yer, Elazığ'dan çok daha iyi olması gerekir!...
…Ama Aydın’da hayat böyle akıyor maalesef.
Bir tarafta büyük iddialar, büyük cümleler, büyük analizler…
Öbür tarafta ise bir çürük diş.
İnsan bazen düşünüyor:
Memlekette diş hekimleri olmasa siyaset daha mı sert olurdu?
Çünkü diş ağrısı insanı yumuşatır.
En sert adam bile koltuğa oturduğunda çocuk gibi olur.
Bir düşünün…
Kahvede masaya vurup “Memleketi ben kurtarırım!” diyen adam, diş koltuğuna oturduğu anda şöyle der:
“Hocam çok acıtmayın…”
İşte hayatın gerçek dengesi budur.
Aydın’da diş klinikleri açılmış.
Vatandaş gidiyor, muayene oluyor.
Ama şehirde tartışma başka bir yerde.
Birisi diyor ki:
“Bu hizmet aslında başka bir planın parçası.”
Öteki diyor ki:
“Hayır bu stratejik bir hamle.”
Memleket sanki NATO toplantısı.
Oysa içeride olan şey çok basit:
Bir dolgu yapılıyor.
Ama bizde küçük şeyleri büyütme konusunda doğal bir yetenek var.
Mesela Aydın’da biri üç kişiyle iftar yapar, ertesi gün şehirde şu konuşulur:
“Gördün mü? Büyük bir ittifak kurulmuş.”
Bir başkası çorba dağıtır, hemen analiz başlar:
“Bu aslında uzun vadeli bir mesaj.”
Hâlbuki bazen çorba sadece çorbadır.
Ama memlekette herkes dedektif.
Bir bakıyorsun, biri masanın örtüsünü analiz ediyor.
“Bu örtü kırmızı… demek ki siyasi mesaj var.”
Bir başkası sandalye sayısını sayıyor.
“Yedi sandalye var… bu kesin bir koalisyon.”
İnsan ister istemez gülüyor.
Çünkü bütün bu büyük yorumların ortasında şehir kendi halinde yaşamaya devam ediyor.
Esnaf sabah kepenk açıyor.
Pazarcı tezgâh kuruyor.
Bir vatandaş da dişçi randevusuna gidiyor.
Ve o randevu sırasında memleketteki bütün tartışmalar bir anda anlamını yitiriyor.
Çünkü insanın ağzında bir vakum cihazı varken siyaset yapmak çok zor.
Düşünün…
Dişçi size bir soru soruyor.
Siz cevap vermek istiyorsunuz ama ağzınızda üç tane alet var.
Memleketin en dürüst anı belki de budur.
Kimse konuşamaz.
Sadece başını sallarsın.
Belki de Aydın siyasetinin çözümü buradadır.
Herkesi sırayla diş koltuğuna oturtmak.
Orada kimse bağırmaz.
Kimse slogan atmaz.
Kimse uzun konuşma yapamaz.
Sadece iki kelime çıkar:
“Tamam hocam…”
Ve işte o anda şehir sakinleşir.
Belki de Aydın’ın ihtiyacı olan şey yeni bir siyasi model değil…
Biraz daha diş hekimi.
Çünkü memlekette en etkili sakinleştirici bazen bir dolgu seansıdır.
