Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

“Cemiyetlerin Kalabalığı, Meclisin Dar Kapısı ve Dişçinin Haklı İsyanı”

Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin meclis salonu, son aylarda adeta eski bir tiyatro sahnesine dönmüş durumda. Sandalyeler tıklım tıklım, nefesler üst üste çökerken içeride öyle bir kalabalık var ki, insan kendini belediye meclisinde değil, yerel gazeteciliğin kıyamet provasında zannediyor. Ve bu hengâmenin ortasında, kendi işine bakan, dosyasına bakan, haberine bakan, saf, tertemiz bir dişçi var. Evet, yanlış duymadınız. Bir dişçi. Çünkü artık memlekette herkesin ağzında bir laf var ama konuşanın dişini sağlam bırakmıyorlar. Asıl mesele şu: Meclis toplantılarını takip eden gazeteciler öyle çoğaldı ki, artık koltuk değil, oksijen bile yetmez oldu. Çözüm? Kimi çıkmış, “Basın kartı olmayan giremez”, kimi “Cemiyet üyesi olmayan giremez” diye ahkâm kesiyor. Sanki belediye meclisi değil, çok gizli bir bilim kurulu toplantısı… Ama bizim dişçi, bu sahnenin en aklıselim karakteri gibi çıkıp diyor ki: “Yahu mesele bu değil! Mesele kalabalık! Cemiyet üyesi zaten şebeke gibi haber paylaşıyor. Üç tanesi girse yetiyor!” Ve düşünün… Adamın dediği mantıklı. Hem de öyle mantıklı ki, meclis salonundaki oksijen tüplerini kıskandırır. Ama bu makul öneriye karşı en yüksek perdeden itiraz edenler kimler? Ortada bir isim yok, bir kişi yok, somut bir muhatap yok… Ama ses yüksek. Ve ilginçtir, tartışma her alevlendiğinde, dişçinin anlattıkları değil, karşıdakilerin dramatik çıkışları konuşuluyor. Bu çıkışlar öyle teatral ki, sahne ışıkları açılsa, fonda dramatik bir müzik çalsa kimse yadırgamaz. Fakat bir sorun var: Bu melodramın hikâye örgüsü yok. Haklılık payı yok. Sadece yüksek perdede itiraz var, o kadar. Dişçi ise sakin. Sanki yıllardır dolgu yaptığı o küçücük diş çukurundan memleketin büyük sorunlarına bakmayı öğrenmiş gibi… Diyor ki: “Arkadaşlar, mesele kimlik değil, sayı!” O kadar. Ne daha fazla, ne daha az. Ama buna rağmen karşısına dikilip “Sen yanlışsın!” diyenler var. Fakat ne hikmetse, bu karşı çıkışlarda bir argüman yok; yalnızca itiraz var. İtirazın bile gerekçesi yok. O yüzden bu hikâyede haklı olan taraf net: Dişçi. Dişçi, çünkü mantık onda. Dişçi, çünkü sakinlik onda. Dişçi, çünkü adaleti savunuyor: “Cemiyet üyelerinden üç kişi girsin, diğer gazeteciler rahat nefes alsın.” Daha ne desin? Ama bazıları (kim oldukları önemli değil, toplu bir grup, bir cinsiyet değil; yalnızca karşı çıkanlar), bu çözümü duyar duymaz sanki meclisin kapısına kepenk indirilmiş gibi tepkiler veriyor. Halbuki meclis toplantıları halkın, şehrin, kamunun toplantısı… Önerinin özü şu: Kalabalığı azaltalım, haberciliği kolaylaştıralım. Kimseyi dışlamayalım, sadece temsil düzeni getirelim. Ne var bunda? Ama yok. Oyun büyüyor, sahne büyüyor, replikler uzuyor… Bir grup çıkıyor “ekmeğimizle oynuyorsunuz” diye bağırıyor. Dişçi ise gayet sakin bir üslupla cevap veriyor: “Ben kimsenin ekmeğine dokunmam, sadece kalabalığın diş ağrısını tedavi ediyorum.” İşte bu yüzden bu hikâyenin haklısı bellidir. Bu hikâyede mantığın, ölçünün, çözümün adı: Dişçi. Diğerleri ise çözüm sunmak yerine sahneyi kalabalıklaştıran figüranlar gibi… Sesleri çok ama katkıları yok. Son söz? Dişçinin dediği gibi: “Cemiyet üyelerine küçük bir kısıtlama getirin; her şey düzelir.” Ve gerçekten de bu kadar basit.
Ekleme Tarihi: 27 Kasım 2025 -Perşembe

“Cemiyetlerin Kalabalığı, Meclisin Dar Kapısı ve Dişçinin Haklı İsyanı”

Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin meclis salonu, son aylarda adeta eski bir tiyatro sahnesine dönmüş durumda.
Sandalyeler tıklım tıklım, nefesler üst üste çökerken içeride öyle bir kalabalık var ki, insan kendini belediye meclisinde değil, yerel gazeteciliğin kıyamet provasında zannediyor.

Ve bu hengâmenin ortasında, kendi işine bakan, dosyasına bakan, haberine bakan, saf, tertemiz bir dişçi var.
Evet, yanlış duymadınız. Bir dişçi.
Çünkü artık memlekette herkesin ağzında bir laf var ama konuşanın dişini sağlam bırakmıyorlar.

Asıl mesele şu:
Meclis toplantılarını takip eden gazeteciler öyle çoğaldı ki, artık koltuk değil, oksijen bile yetmez oldu.
Çözüm?
Kimi çıkmış, “Basın kartı olmayan giremez”, kimi “Cemiyet üyesi olmayan giremez” diye ahkâm kesiyor.
Sanki belediye meclisi değil, çok gizli bir bilim kurulu toplantısı

Ama bizim dişçi, bu sahnenin en aklıselim karakteri gibi çıkıp diyor ki:

“Yahu mesele bu değil! Mesele kalabalık! Cemiyet üyesi zaten şebeke gibi haber paylaşıyor. Üç tanesi girse yetiyor!”

Ve düşünün…
Adamın dediği mantıklı.
Hem de öyle mantıklı ki, meclis salonundaki oksijen tüplerini kıskandırır.

Ama bu makul öneriye karşı en yüksek perdeden itiraz edenler kimler?
Ortada bir isim yok, bir kişi yok, somut bir muhatap yok…
Ama ses yüksek.
Ve ilginçtir, tartışma her alevlendiğinde, dişçinin anlattıkları değil, karşıdakilerin dramatik çıkışları konuşuluyor.

Bu çıkışlar öyle teatral ki, sahne ışıkları açılsa, fonda dramatik bir müzik çalsa kimse yadırgamaz.
Fakat bir sorun var:
Bu melodramın hikâye örgüsü yok.
Haklılık payı yok.
Sadece yüksek perdede itiraz var, o kadar.

Dişçi ise sakin.
Sanki yıllardır dolgu yaptığı o küçücük diş çukurundan memleketin büyük sorunlarına bakmayı öğrenmiş gibi…
Diyor ki:

“Arkadaşlar, mesele kimlik değil, sayı!”

O kadar.
Ne daha fazla, ne daha az.

Ama buna rağmen karşısına dikilip “Sen yanlışsın!” diyenler var.
Fakat ne hikmetse, bu karşı çıkışlarda bir argüman yok; yalnızca itiraz var.
İtirazın bile gerekçesi yok.

O yüzden bu hikâyede haklı olan taraf net: Dişçi.
Dişçi, çünkü mantık onda.
Dişçi, çünkü sakinlik onda.
Dişçi, çünkü adaleti savunuyor:
“Cemiyet üyelerinden üç kişi girsin, diğer gazeteciler rahat nefes alsın.”
Daha ne desin?

Ama bazıları (kim oldukları önemli değil, toplu bir grup, bir cinsiyet değil; yalnızca karşı çıkanlar),
bu çözümü duyar duymaz
sanki meclisin kapısına kepenk indirilmiş gibi tepkiler veriyor.

Halbuki meclis toplantıları halkın, şehrin, kamunun toplantısı…
Önerinin özü şu:
Kalabalığı azaltalım, haberciliği kolaylaştıralım.
Kimseyi dışlamayalım, sadece temsil düzeni getirelim.

Ne var bunda?

Ama yok.
Oyun büyüyor, sahne büyüyor, replikler uzuyor…
Bir grup çıkıyor “ekmeğimizle oynuyorsunuz” diye bağırıyor.
Dişçi ise gayet sakin bir üslupla cevap veriyor:

“Ben kimsenin ekmeğine dokunmam, sadece kalabalığın diş ağrısını tedavi ediyorum.”

İşte bu yüzden bu hikâyenin haklısı bellidir.
Bu hikâyede mantığın, ölçünün, çözümün adı: Dişçi.

Diğerleri ise çözüm sunmak yerine sahneyi kalabalıklaştıran figüranlar gibi…
Sesleri çok ama katkıları yok.

Son söz?
Dişçinin dediği gibi:

“Cemiyet üyelerine küçük bir kısıtlama getirin; her şey düzelir.”

Ve gerçekten de bu kadar basit.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.