Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

Haber ajansları can çekişiyor, kolluk kuvvetleri teşhir ediliyor!..

Öyle mecaz falan değil; resmen yoğun bakım koridorunda, monitörlerin bip sesini dinliyorlar. Türkiye’de zaten “doğru dürüst” bir haber ajansı tartışması yıllardır masadaydı ama artık masanın kendisi devrildi. Ortada üç isim kaldı: Devletin ajansı, sermayenin ajansı, kimin olduğu belli olmayan ajans… Bir zamanlar “haber kaynağı” olan yapılar, bugün haberin kendisine yetişemeyen, nefes nefese koşan figüranlara dönüştü. Eskiden ajans demek, sokağın nabzı demekti. Toz, ter, telefon trafiği, ajans hattında bekleyen editörler, “son dakika”nın gerçekten son dakika olduğu zamanlar… Şimdi ise tablo tersine döndü. Haber ajansları, haberi taşıyan değil; haberi birilerinden devralan bir tür kargo firmasına benziyor. Vatandaş çekiyor, yolluyor. Emniyet servis ediyor. Belediyeler basın bülteniyle süslüyor. STK’lar hazır metni iliştiriyor. Ajans da bunları alıp “geçti” damgası vuruyor. Gazetecilik, saha refleksi olmaktan çıktı; ekran başı refleksine dönüştü. Bir zamanlar muhabirin ayakkabısı eskirdi, şimdi klavyenin tuşu aşınıyor. Derken yapay zekâ sahneye girdi. Sessizce, kimseye çarpmadan, “ben de varım” demeden… Ama girdikten sonra masadaki sandalyeleri tek tek boşalttı. Çünkü hız, derleme, başlık, özet, görsel seçimi derken ajansların yıllardır “bizim işimiz” dediği her şey, bir algoritmanın parmak ucuna sığdı. Ajansların elinde ne kaldı? Trafiğe çıkmak. Gece yarısı alkol kontrolü. Kavga gürültü. Ayakta zor duran birkaç kişi, yüzleri açık, kameraya bakar halde… İroni burada başlıyor. Haberi yetiştirmek için koştukları yerlerde, en çok görünür olanlar haberin öznesi bile olmayanlar. Polis, jandarma, görevli memur… Yüzleri net, kimlikleri açık, kameranın merhametine terk edilmiş halde. Emniyet bundan rahatsız. Jandarma rahatsız. Çünkü teşhir, sadece bir görüntü meselesi değil; bir güvenlik meselesi. Bir yüzün tanınması, bir adresin merak edilmesi, bir hayatın hedefe dönüşmesi demek. Polislik zaten düşman biriktiren bir meslek. Gazetecilik de öyle. İkisi aynı kareye girince risk katlanıyor. Şöhret, bu mesleklerde ödül değil; tehdidin diğer adı. Ajanslar bunu ya görmüyor ya da görmek istemiyor. Çünkü sistem sıkıştı. Kaynak azaldı, hız baskısı arttı, içerik ucuzladı. Geriye sadece “görüntü olsun da ne olursa olsun” anlayışı kaldı. Bir zamanlar haber ajansları gündemi belirlerdi. Şimdi gündemin peşinden sürükleniyorlar. Üstelik ayakları yere değmeden. Bu tablo bir çöküş hikâyesi değil sadece. Aynı zamanda bir alışkanlıklar mezarlığı. Eski reflekslerin, eski gururun, eski meslek ahlakının üstüne örtülen ince bir toprak tabakası. Ajanslar ölmedi belki. Ama uzun süredir yaşadıklarını da söylemek zor. Nefes alıyorlar, evet… Fakat artık hayat vermiyorlar.
Ekleme Tarihi: 02 Ocak 2026 -Cuma

Haber ajansları can çekişiyor, kolluk kuvvetleri teşhir ediliyor!..

Öyle mecaz falan değil; resmen yoğun bakım koridorunda, monitörlerin bip sesini dinliyorlar.

Türkiye’de zaten “doğru dürüst” bir haber ajansı tartışması yıllardır masadaydı ama artık masanın kendisi devrildi.
Ortada üç isim kaldı:
Devletin ajansı, sermayenin ajansı, kimin olduğu belli olmayan ajans…
Bir zamanlar “haber kaynağı” olan yapılar, bugün haberin kendisine yetişemeyen, nefes nefese koşan figüranlara dönüştü.

Eskiden ajans demek, sokağın nabzı demekti.
Toz, ter, telefon trafiği, ajans hattında bekleyen editörler, “son dakika”nın gerçekten son dakika olduğu zamanlar…
Şimdi ise tablo tersine döndü.
Haber ajansları, haberi taşıyan değil; haberi birilerinden devralan bir tür kargo firmasına benziyor.

Vatandaş çekiyor, yolluyor.
Emniyet servis ediyor.
Belediyeler basın bülteniyle süslüyor.
STK’lar hazır metni iliştiriyor.
Ajans da bunları alıp “geçti” damgası vuruyor.

Gazetecilik, saha refleksi olmaktan çıktı; ekran başı refleksine dönüştü.
Bir zamanlar muhabirin ayakkabısı eskirdi, şimdi klavyenin tuşu aşınıyor.

Derken yapay zekâ sahneye girdi.
Sessizce, kimseye çarpmadan, “ben de varım” demeden…
Ama girdikten sonra masadaki sandalyeleri tek tek boşalttı.
Çünkü hız, derleme, başlık, özet, görsel seçimi derken ajansların yıllardır “bizim işimiz” dediği her şey, bir algoritmanın parmak ucuna sığdı.

Ajansların elinde ne kaldı?
Trafiğe çıkmak.
Gece yarısı alkol kontrolü.
Kavga gürültü.
Ayakta zor duran birkaç kişi, yüzleri açık, kameraya bakar halde…

İroni burada başlıyor.
Haberi yetiştirmek için koştukları yerlerde, en çok görünür olanlar haberin öznesi bile olmayanlar.
Polis, jandarma, görevli memur…
Yüzleri net, kimlikleri açık, kameranın merhametine terk edilmiş halde.

Emniyet bundan rahatsız.
Jandarma rahatsız.
Çünkü teşhir, sadece bir görüntü meselesi değil; bir güvenlik meselesi.
Bir yüzün tanınması, bir adresin merak edilmesi, bir hayatın hedefe dönüşmesi demek.

Polislik zaten düşman biriktiren bir meslek.
Gazetecilik de öyle.
İkisi aynı kareye girince risk katlanıyor.
Şöhret, bu mesleklerde ödül değil; tehdidin diğer adı.

Ajanslar bunu ya görmüyor ya da görmek istemiyor.
Çünkü sistem sıkıştı.
Kaynak azaldı, hız baskısı arttı, içerik ucuzladı.
Geriye sadece “görüntü olsun da ne olursa olsun” anlayışı kaldı.

Bir zamanlar haber ajansları gündemi belirlerdi.
Şimdi gündemin peşinden sürükleniyorlar.
Üstelik ayakları yere değmeden.

Bu tablo bir çöküş hikâyesi değil sadece.
Aynı zamanda bir alışkanlıklar mezarlığı.
Eski reflekslerin, eski gururun, eski meslek ahlakının üstüne örtülen ince bir toprak tabakası.

Ajanslar ölmedi belki.
Ama uzun süredir yaşadıklarını da söylemek zor.
Nefes alıyorlar, evet…
Fakat artık hayat vermiyorlar.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.