Aşağıdan yukarıya doğru akan bir ülke hayal edin.
Mantığın tersine çalıştığı, vicdanın trafik kazası geçirip yol kenarında bırakıldığı bir ülke.
Burada kararlar, ihtiyaçtan değil inattan doğuyor.
Burada matematik değil, hırs bütçe yapıyor.
İktidarın dili net, açık ve soğuk:
“Vermem.”
Nokta.
Devamı yok.
Gerekçe aramayın, açıklama beklemeyin.
Çünkü bu bir ekonomi politikası değil, bir ruh hâli.
Bir yanda emekli var.
Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, dişini sıkmış, “yarın” diye diye bugünü tüketmiş.
Şimdi o “yarın”, sürekli ertelenen bir masal.
Masalın sonunda ejderha yok, prens yok, sadece boş bir tencere var.
Diğer yanda para, elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor.
Şatafatla.
Lüksle.
Vergisi affedilmiş şirketlerin ceplerinde, gökyüzünde süzülen uçakların kanatlarında, korunaklı salonların kristal avizelerinde.
Para yorgun değil, para emekli değil.
Para koşuyor, emekli sürünüyor.
Yeni bir kavram icat ediliyor sonra:
“Vatandaşlık maaşı.”
Kulağa ne kadar şefkatli geliyor değil mi?
Ama bu ülkede kavramlar, içi boşaltılarak kullanılır.
Adalet denir, terazinin kefeleri kırık.
Eşitlik denir, ölçü bandı yandaşın cebinde.
Liste uzuyor.
Herkese bir maaş fikri dolaşıma sokuluyor.
Evde olana, evsiz kalana, gelene, gidene, geçene.
İsimler değişiyor ama yöntem aynı:
Dağıt, dağıt, dağıt…
Ama emeği sakın karıştırma.
Çünkü emek hatırlatır.
Çünkü emek hesap sorar.
Çünkü emek “hak” kelimesini bilir.
ADI ÜSTÜNDE "EMEK"Lİ!..
"Emek"liye gelince dil birden sertleşiyor.
Soğuyor.
Taşlaşıyor.
Sanki bir yükmüş gibi.
Sanki bu ülkenin geçmişi değilmiş gibi.
Sanki bugünü kuran eller o eller değilmiş gibi.
Ortaya çıkan tablo çürümenin resmi.
Ama çürüme sessiz olmaz.
Koku yayılır.
Toplumun her yerine siner.
Utanma refleksi kaybolur.
“Normal” denir her rezilliğe.
“Abartıyorsun” denir her feryada.
Medyada yine bozuk plaklar dönmeye başlar.
Başlıklar bağırır ama içleri boş.
Tıklanır, geçilir, unutulur.
Acı bile tüketim malzemesine dönüşür.
Bir sonraki skandala kadar rafta bekler.
Ve en acı ironi şudur:
Bu inat, bu körlük, bu sertlik;
bir talep yüzünden daha da keskinleşir.
Çünkü karşı tarafta birileri “istiyor”.
Çünkü sendikalar konuşuyor.
Çünkü muhalefet ağzını açıyor.
Yani mesele para değil, mesele kim istediği.
Sonuç mu?
Akılla açıklanamayacak bir devamlılık.
Aynı yanlışta ısrar.
Aynı duvara defalarca toslama.
Ve her seferinde duvarı suçlama.
Bu düzen böyle aktıkça,
yukarı doğru akan bu ters nehir kurumayacak.
İnat sürdükçe,
hak kelimesi lügatlerden silinmeye devam edecek.
Ve en tehlikelisi de şu olacak:
İnsanlar yavaş yavaş anlatmaktan vazgeçecek.
Çünkü bazı düzenler, eleştiriyle değil,
sessizlikle çürür.
Böyle olunca ne olur biliyor musunuz?
Emekli gıkını çıkaramaz artık!..
İşte bu yukarıda saydıklarım tarafından da
Linç edilirler!..
Durum bu!..
Yani böl, parçala, yönet
Hatta böl parçala
SOYKIRIM YAP!..
GAZ ODALARINA GÖNDER!..
Programımız iptal, çürümüş bir toplum için başımızı derde sokacak risklere girecek kadar aptal değiliz...
Kaldı ki toplumun umurunda bile değil!..
