Aydın'da ve tüm Türkiye'de muhalefet ve iktidar partisinin Cumhuriyet Bayramını kutlama yarışı vardı.
Eee ne de olsa seçimler yaklaştı, her fırsatı çok iyi değerlendirmek gerekir!..
Hele Aydın'da milyonlar su gibi akıtıldı!..
Konserler, balolar, yürüyüşler, festivaller vs...
Belediyeler ayrı yaptı, siyasi partiler ayrı, Valilik, kaymakamlık vs. ayrı ayrı organizasyonlar düzenledi!
Görsel olarak hazırlanan tabelalar, bayraklar, bilboardlarla tabelacılar, promosyoncular ve reklamcılar ihya edildi.
Gazetecilerin medyalarına ise üç-beş kuruşluk kutlama reklamları verildi!..
Bize o da yok, çünkü kimseyi arayıp ta "Aman bize de ilan demedik" illa aramamız ve yalvarmamız gerekir, yoksa kimsenin aklına bile gelmez!..
Yazık değil mi bu krizde, milletin sokaklarda yattığı, aç gezdiği günümüzde bu kadar masrafa!
KENDİ REKLAMLARI İÇİN KULLANDILAR
Popülizmin de dibine vurdular iyi mi?
Çocuklarla yakından ilgilenmeler
Her fırsatı yakından değerlendirip popülizm yaparak kameralara poz vermeler
Valisinden, kaymakamına, belediye başkanından siyasetçisine, siyasetçisinden bilmemkime kadar herkes popülizm peşindeydi!
AYDINFEST KONSERLERİ
Konserlere karşı olan AKP iktidarının bileşenleri Aydın'da yine Özlem Çerçioğlu'nun CHP'deki alışkanlığına aynen devam etti.
İsmi duyulmayan sanatçılar sahne almaya başladı.
Kurulan sahnelere yüzbinler, milyonlar akıtıldı.
Mustafa Kemal Atatürk yaşasaydı, bunların hepsini kurşuna dizer "Ben size Cumhuriyeti insanları aç bırakıp, sokakta bırakıp, kendinize reklam yapın diye mi bıraktım" diyerek bunların hepsini mezara gömerdi!..
Ne diyeyim Allah bunlara akıl fikir ve nizam ihsan eylesin...
CUMHURİYET'İN TAPUSU KİMSEDE YOK!
Bizim siyasetin ilginç bir huyu var. Ortak değerler söz konusu olduğunda herkes mikrofonu eline alıyor, herkes en önde yürümek istiyor, herkes Cumhuriyet'in en büyük savunucusu olduğunu anlatıyor.
İyi de kardeşim, Cumhuriyet bir siyasi partinin özel mülkü mü?
Cumhuriyet Bayramı geldiğinde ortaya çıkan tabloya bakıyorum da sanki memleketin tapusu yeniden dağıtılıyor! Kim daha büyük bayrak astı, kim daha kalabalık meydan topladı, kim daha çok alkış aldı, kim sosyal medyada daha fazla görüntülendi…
Bir de bunların arasında görünmez bir yarış var: Atatürk'ü en çok kimin sevdiğini ispatlama yarışı!
Oysa Atatürk'ü sevmenin ölçüsü, arkasına en büyük portresini asmak değildir. Cumhuriyet'i sahiplenmenin ölçüsü de bayram günü en önde görünmek değildir.
Cumhuriyet, bütün yurttaşların ortak çatısıdır. Onu bir siyasi grubun propaganda malzemesine dönüştürmek, ortak değeri dar bir alana hapsetmektir.
Bayrak hepimizin, marş hepimizin, Cumhuriyet hepimizin!
Kimse Cumhuriyet'in sahibi değil. Herkes onun değerlerini yaşatma sorumluluğunu taşıyor.
ATATÜRK'Ü ANMAK KOLAY, ONUN ANLAYIŞINI YAŞATMAK ZOR!
Her 29 Ekim'de aynı görüntüler…
Atatürk posterleri, bayraklar, konuşmalar, marşlar, törenler…
Bunların hepsi Cumhuriyet Bayramı'nın doğal parçaları. Ancak insan ister istemez şu soruyu da soruyor: Atatürk'ü anmakla onun ortaya koyduğu düşünce dünyasını anlamak arasında hiç mi fark yok?
Atatürk'ün mirası yalnızca tören alanlarında taşınacak bir sembolden ibaret değil.
Akıl ve bilime verilen değer, eğitimin önemi, bağımsız düşünce, üretim, çağdaşlaşma ve yurttaşlık bilinci de bu mirasın önemli parçaları.
Dolayısıyla Cumhuriyet'i anmak, geçmişi hatırlamak kadar geleceği düşünmeyi de gerektiriyor.
Bir gün boyunca marşlar söyleyip ertesi gün bilime, eğitime, kültüre ve düşünce özgürlüğüne sırt çevirmek, kendi içinde bir çelişki yaratmaz mı?
Bir siyasi parti Atatürk'ün adını ne kadar çok kullanırsa kullansın, önemli olan bu değerleri kendi yönetim anlayışına ne ölçüde yansıttığıdır.
Çünkü tarihî miras, yalnızca konuşmalarda tekrarlanan sözlerle değil, günlük hayattaki tercihlerle de anlam kazanır.
BAYRAM MEYDANLARI BAZEN SİYASETİN AYNASIDIR!
Meydanlar yalnızca insanların toplandığı yerler değildir. Bazen siyasetin kendisini nasıl gördüğünü de ortaya koyar.
Kimin ön sırada durduğu, kimin konuştuğu, kimin görünür olduğu, kimin hangi görüntüyü paylaştığı…
Bütün bunlar siyasi iletişimin bir parçası hâline gelebiliyor.
Siyasetçi için görünürlük önemlidir. Kendini anlatmak, yaptığı işleri duyurmak ve toplumla iletişim kurmak ister. Bunların hepsi siyasetin doğal taraflarıdır.
Ancak ortak bir bayramı yalnızca görünürlük fırsatı olarak görmek, kutlamanın anlamını daraltabilir.
Bir bakmışsınız, Cumhuriyet Bayramı'nın kendisinden çok kutlamayı kimin düzenlediği konuşuluyor. Bayramın anlamı geri plana düşüyor, organizasyonu yapanların siyasi rekabeti öne çıkıyor.
Sanki Cumhuriyet Bayramı değil, belediyeler ve siyasi partiler arasında düzenlenen bir prestij turnuvası!
Bir taraf kendi etkinliğini öne çıkarıyor, diğeri kendi kalabalığını gösteriyor. Herkes kendi fotoğrafını büyütürken ortak değerin kendisi arka planda kalabiliyor.
Oysa 29 Ekim, kimin daha çok alkış aldığına karar verilen bir gün değil.
CUMHURİYET BAYRAMI BİR SEÇİM KAMPANYASININ PROVASI DEĞİLDİR!
Türkiye'de siyasi rekabetin hayatın hemen her alanına taşındığını görüyoruz.
Açılışlar, temel atma törenleri, festivaller, sosyal etkinlikler ve millî bayramlar…
Bazen her faaliyet, siyasi başarı göstergesi olarak sunuluyor. Her görüntü bir mesaj, her kalabalık bir güç gösterisi, her alkış bir destek işareti olarak yorumlanıyor.
Fakat toplumun ortak günlerini sürekli siyasi rekabetin penceresinden değerlendirmek, o günlerin birleştirici gücünü zayıflatabilir.
Cumhuriyet Bayramı'nda farklı görüşlerden insanlar aynı meydanda bulunabilir. Aynı marşı söyleyebilir, aynı bayrağı taşıyabilir ve aynı ülkenin geleceği için umut besleyebilir.
Bunun için herkesin aynı siyasi görüşü paylaşması gerekmiyor.
Hatta Cumhuriyet'in önemli özelliklerinden biri, farklı düşüncelere sahip yurttaşların ortak bir hukuk ve yurttaşlık zemini üzerinde yaşayabilmesidir.
Bu nedenle 29 Ekim'i siyasi tarafların birbirine üstünlük sağlamaya çalıştığı bir güne çevirmek yerine, farklılıklarımızla birlikte yaşama iradesini güçlendiren bir fırsat olarak değerlendirmek daha anlamlı olmaz mı?
Siyasetçiler elbette konuşsun, etkinlikler düzenlensin, vatandaşlar meydanları doldursun.
Ama bayramın sonunda herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekir: Bugün Cumhuriyet'in ortak değerlerine ne kattık?
ATATÜRK'ÜN ADINI ANMAK BİR YARIŞSA, BU YARIŞIN BİTİŞ ÇİZGİSİ NEREDE?
Bazen siyasette semboller öylesine yoğun kullanılıyor ki sembolün temsil ettiği düşünce ikinci plana düşebiliyor.
Atatürk'ün fotoğrafı, bir konuşmanın arka planına yerleştirildiğinde anlamlı olabilir. Bayraklar meydanları doldurduğunda da insanın içinde haklı bir gurur oluşabilir.
Ancak semboller, tek başlarına bir siyasi anlayışın bütününü açıklamaz.
Bir insanın veya kurumun Cumhuriyet'e yaklaşımını değerlendirirken yalnızca bayram günündeki görüntülerine değil, yıl boyunca ortaya koyduğu tutuma da bakmak gerekir.
Cumhuriyet'in değerleri, takvimde yalnızca bir güne sığdırılamaz.
Eğitimde, kültürde, bilimde, hukukta, üretimde ve yurttaşlık bilincinde karşılığını bulması gerekir.
İşte o zaman kutlamalar bir günlük program olmaktan çıkar, toplumun ortak hafızasını güçlendiren bir anlam kazanır.
Aksi hâlde herkes kendi sahnesinde Cumhuriyet'i anlatır, fakat birbirimizi dinlemeyi unuturuz.
SON SÖZ: CUMHURİYET'İ KİMSE KENDİNE MAL ETMESİN!
29 Ekim hepimizin bayramı.
Bir belediyenin, bir siyasi partinin, bir yöneticinin veya herhangi bir grubun kişisel başarı hikâyesi değil.
Cumhuriyet'i kutlamak için kimin daha büyük sahne kurduğunu, kimin daha çok insan topladığını veya kimin daha etkileyici görüntüler paylaştığını yarıştırmaya gerek yok.
Asıl mesele, bu ortak değerin gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağıdır.
Çocuklara Cumhuriyet'in ne anlama geldiğini anlatabiliyor muyuz? Gençlerin ülkenin geleceğine ilişkin umutlarını güçlendirebiliyor muyuz? Farklı düşüncelere sahip insanların birbirine saygı duyabildiği bir toplumsal ortam oluşturabiliyor muyuz?
Bunlar, bir günlük kutlamadan çok daha uzun soluklu meseleler.
Cumhuriyet'in büyüklüğü, meydanlara kurulan sahnelerle ölçülmez. Onun yurttaşların hayatında ne kadar anlam taşıdığıyla ölçülür.
Bir de şu gerçeği unutmayalım: Cumhuriyet, kimsenin siyasi mülkiyetinde değil.
29 Ekim'de herkes Cumhuriyet'i kutlayabilir. Ama hiç kimse Cumhuriyet'in tek sahibi olduğunu iddia edemez!
