Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

Kuryelik te bitti!

Hatırlar mısınız, geçtiğimiz yıla kadar hep apartmanın önüne dakika başı yanaşan kuryelerden şikayet ederdim! Motosiklet gürültüsünden, kuryelerin yanlışlıkla bizim zile basmasından rahatsız olurdum! Hoş ben dışarıdan o ne idüğü belirsiz yiyecekleri yemezdim, durumlar iyi iken de yemezdim ayrı konu! Mutfağını bilmediğim, görmediğim kuruluşların yemeğini bedava gönderseler yine yemem... Ama artık kuryelik te bitti! Çünkü artık kimse dışarıdan yiyecek siparişi veremiyor! En önemli müşterileri öğrencilerdi! Bitti yavrum bitti... Hem dışarıdan yemek bitti Dolayısıyla gençlerin bir ekmek kapısı olarak gördüğü kuryelik te bitti! Anca fon vurguncularına yemek taşırlar ama onlar da bitti! Kripto para zenginlerine yemek taşırlardı ama onlarda nanay!.. Zengin çocukları üç öğün dışarıdan sipariş verirlerdi, onları da hallettiler... Artık apartmana ne giren var, ne çıkan Asansörde her defasında denk geldiğim kasklı motorcu kuryeler yok artık... Geçmiş olsun gençlere, bakalım ne yapacaklar Marketlere kasiyer olarak işe başlarlar artık... Üniversite mezunu olup iş bulamayan genç kızlarımızın gözde mesleği olan kasiyerlere erkek işsiz gençler rakip olur... FONUMUZA KADAR SOYULDUK GEYİĞİ Sosyal medyada bir geyik türedi Donumuza kadar, fonumuza kadar soyulduk paylaşımları arttı! Hayatında borsa nedir bilmeyen, nerede olduğunu dahi araştırmayan öküzler, fonlardan, kripto paralardan bahsetmeye, geyiğini yapmaya başladı! Soyulduk, foyulduk diyorlar ama medyalardaki algılar nedeniyle durumun farkına varmışlar! EMLAK DURDU, OTOMOTİV DURDU, İNŞAAT DURDU! Sektörler durdu, durum çok vahim, ne alan var, ne soran, otomotivciler, galericiler, ikinci el araba alıp satan çakallar durgunluktan şikayetçi, kimse ne ev satabiliyor, ne inşaat yapabiliyor, piyasa stop anlayacağınız!.. Tayyip'in inadı memleketi batırmaktan öte, felakete sürüklüyor diye hemen siyasetçilerin hepsi söylüyordu, yıllardır söylüyordu, evet çöküş başladı, tam olarak çöküyoruz yani! Bu işin şakası da kalmadı, kakası da! EVET FİLMİ BAŞA SARALIM, TEKRAR ENTELLEKTÜEL BİÇİMDE ELE ALALIM Kİ İYİCE ANLAŞILSIN!   Hatırlar mısınız sevgili nostaljik ve normal okuyucularım, bendeniz geçtiğimiz yıllarda apartmanın önüne dakika başı yanaşan kuryelerden şikâyet ederdim. “Bu motorların sesi de bitmedi kardeşim” diye anlatır dururdum. Biri zile basar, biri yanlış daireyi arar, biri “abi aşağı iner misin?” diye telefon açardı. Apartmanın önü adeta küçük çaplı lojistik merkeziydi. Motosikletler gelir, paketler gider, yemekler taşınırdı. Kimi hamburger söylerdi, kimi pizza, kimi tatlı… Kimi de “iki kişilik yemek” deyip tek başına mideye indirirdi. Ben şahsen dışarıdan ne idüğü belirsiz yiyecekleri pek tercih etmem. Mutfağını bilmediğim, aşçısını görmediğim, hangi yağda neyin kızardığını bilmediğim yemeği bedava verseler yine düşünürüm. Ama mesele artık yemek değil. MESELE, O YEMEĞİ SÖYLEYECEK İNSANIN CEBİNDE PARA KALIP KALMADIĞI! Çünkü görünen o ki, millet artık “Bugün ne yesek?” sorusundan önce “Bugün neyi ödemesek?” hesabı yapıyor. Eskiden yemek uygulamalarına girip menü bakardık. Şimdi fiyatlara bakıp uygulamadan çıkıyoruz. Sepete ürün eklemek kolay… O SEPETİ ÖDEMEK MESELE! Bir hamburger, yanında patates, bir içecek… Eskiden “Menü” denilen şey şimdi neredeyse aile bütçesine yönelik bir finansal operasyon hâline geldi. KURYELERİN SESİ KESİLDİ, HAYATIN SESİ DE KISILDI Eskiden apartmanın önünde motor sesi eksik olmazdı. Şimdi sessizlik hâkim. Asansörde her defasında kaskıyla karşılaştığımız gençler yok. “Abi 5. kat mı?” “Yok kardeşim 7. kat.” “Tamam abi eyvallah.” Bu küçük diyaloglar bile hayatın sıradanlığıydı. Şimdi o gençlerin bir kısmı ne yapacak? İş arayacak. Çünkü kuryelik, özellikle gençler için sadece yemek taşıma işi değildi. Bir ekmek kapısıydı. Bir öğrencinin okul masrafını çıkarmasıydı. Bir gencin ailesinden para istemeden ayakta kalabilmesiydi. Bir başkasının “Hiç değilse kendi paramı kazanıyorum” diyebilmesiydi. Şimdi o kapı da daralıyor. Kapılar daralıyor, koridorlar uzuyor, gençlerin önündeki yol ise maşallah uzadıkça uzuyor! FON VURGUNCULARI DA GİTTİ, KRİPTO ZENGİNLERİ DE NANAY! Bir ara herkes yatırım uzmanı olmuştu. Hayatında borsa ekranı görmemiş adam fon anlatıyordu. Kripto para nedir bilmeyen vatandaş, sosyal medyada coin tavsiyesi veriyordu. “Abi şu yükselecek.” “Bu fon uçacak.” “Şunu al, bunu sat.” Memlekette herkes Warren Buffett, herkes ekonomist, herkes finans gurusu… Sonra işler tersine dönünce: “FONUMUZA KADAR SOYULDUK!” “Donumuza kadar gittik!” “Paramız eridi!” “Ne oldu bizim yatırım?” Geyik başladı. Hayatında finansal tablo açmamış adam, akşam çayının yanında portföy analizi yapmaya başladı. Lakin işin mizahı bir yana… İnsanların satın alma gücü zayıfladıkça sadece yatırım hesabı değil, günlük hayatın tamamı etkileniyor. Dışarıdan yemek söyleyen azalıyor. Kafeye giden azalıyor. Alışveriş yapan azalıyor. Yeni telefon alan erteliyor. Araba alan bekliyor. Ev alan “Biraz daha bakalım” diyor. Ve o meşhur ekonomik çark… Gıcırdaya gıcırdaya dönüyor. EMLAK DURDU, OTOMOTİV DURDU, İNŞAAT DURDU! Bir zamanlar ev ilanlarına bakarken insanın gözü dönerdi. “Bu ev niye bu kadar pahalı?” “Şu araba niye bu kadar para?” “Bu arsa nasıl bu fiyata çıktı?” Şimdi ise başka bir manzara var. Alan bekliyor. Satan bekliyor. Galerici bekliyor. Müteahhit bekliyor. Ev sahibi bekliyor. Kiracı zaten beklemiyor; o mecburen hayatın içinde debeleniyor. Otomotiv piyasasında da benzer bir hava esiyor. Galerici araç koyuyor. Müşteri bakıyor. Müşteri tekrar bakıyor. Sonra: “Abi biraz daha düşer mi?” Galerici içinden: “Düşecekse senin yüzünden değil, benim tansiyonum düşecek.” İşin şakası bir yana, piyasa hareket etmeyince herkes birbirine bakıyor. İNŞAATIN ÇİMENTOSU VAR, MÜŞTERİ YOK! İnşaat sektörü de başlı başına bir âlem. Beton var. Demir var. Arsa var. Müteahhit var. Usta var. Ama vatandaşın cebinde o eski hareket yok. Ev yapmak başka mesele, o evi satabilmek bambaşka mesele. Bir binanın temeli atılıyor ama asıl soru şu: O binanın dairesini kim alacak? Çünkü vatandaş artık sadece metrekare hesabı yapmıyor. Aidat hesabı yapıyor. Kredi hesabı yapıyor. Peşinat hesabı yapıyor. Elektrik, su, doğalgaz hesabı yapıyor. Çocuğun okul masrafını hesaplıyor. Markete gidip iki poşetle çıkınca kasada gelen rakamı görünce zaten matematik profesörüne dönüşüyor. VATANDAŞIN HESAP MAKİNESİ BOZULDU! Eskiden bütçe yapmak kolaydı. Maaş gelir. Kira ödenir. Faturalar yatırılır. Markete gidilir. Bir miktar da kenara konurdu. Şimdi hesap başka. Maaş geliyor. Kira bakıyor. Fatura bekliyor. Market pusuda. Çocukların ihtiyaçları kapıda. Araba masrafı köşede. Derken maaşın kendisi daha eve girmeden ortadan kayboluyor. Maaş geliyor ama vatandaş maaşı göremeden maaş gidiyor! Bu vaziyet-i umumiyede dışarıdan yemek söylemek lüks oluyor. Araba değiştirmek hayal oluyor. Ev almak destan oluyor. Tatil yapmak ise ayrı bir Osmanlı fermanına dönüşüyor. APARTMANIN ÖNÜ SESSİZ, CEPLER DAHA DA SESSİZ! Eskiden apartmanın önünde kuryelerin motor sesi olurdu. Şimdi o ses azaldıysa bunun sadece “insanlar yemek söylemiyor” diye okunması eksik kalır. Çünkü o motorun arkasında bir ekonomi vardı. Restoran vardı. Mutfak çalışanı vardı. Garson vardı. Kurye vardı. Akaryakıtçı vardı. Market vardı. Paketleme işi vardı. Uygulama vardı. Kısacası bir siparişin arkasında koca bir zincir vardı. Vatandaş siparişi kesince zincirin halkaları da tek tek gevşiyor. Bir yerde musluk kısılınca, su sadece o muslukta kalmıyor; bütün tesisatın basıncı değişiyor. ŞİMDİ GENÇLER NE YAPACAK? İşte asıl mesele burada. Üniversite mezunu genç iş arıyor. Tecrübe istiyorlar. Tecrübe kazanmak için iş istiyor. İş bulamayınca başka kapıya gidiyor. O kapıda da başka bir şart çıkıyor. Sonra “Ne iş olsa yaparım” noktasına geliyor. Bir dönem kuryelik yapan genç şimdi başka bir iş arıyor. Belki markete girecek. Belki depoda çalışacak. Belki çağrı merkezine başvuracak. Belki yine motosiklete binecek ama bu defa başka bir iş için. Yani mesele sadece kuryelerin apartmanlardan kaybolması değil. Mesele, gençlerin hayatından bir alternatifin daha eksilmesi. Ve bu alternatifler azaldıkça, gençlerin geleceğe bakışı da ister istemez değişiyor. SONUÇTA HERKES AYNI HESABI YAPIYOR Kuryelik bitti mi? Tamamen bitti demek elbette mümkün değil. Ama eski hareketliliğin azaldığını söyleyenler açısından ortada konuşulacak bir tablo var. Dışarıdan yemek azalıyor. Tüketim yavaşlıyor. Otomotiv bekliyor. Emlak bekliyor. İnşaat bekliyor. Gençler iş bekliyor. Esnaf müşteri bekliyor. Galerici alıcı bekliyor. Müteahhit satış bekliyor. Vatandaş ise ay sonunu bekliyor. Memlekette herkes bir şey bekliyor da, kimsenin beklemeye sabrı kalmadı! Velhasıl… Eskiden apartmanın önünde kuryeler beklerdi. Şimdi vatandaş apartmanın içinde oturup hesabını bekliyor. “Sipariş versem mi?” “Boş ver…” “Araba değiştirsem mi?” “Seneye bakarız…” “Ev alsam mı?” “Şimdilik dursun…” “Tatile gitsek mi?” “Seneye inşallah…” Ve böyle böyle hayat, “sonra bakarız” dosyasına kaldırılıyor. İşin en acı tarafı da şu: Eskiden fakirlikten şikâyet edenler vardı, şimdi orta hâlli yaşamanın kendisi lüks gibi görülmeye başladı. Gerisi mi? Gerisi sosyal medyanın bitmeyen geyiği: FONUMUZA KADAR SOYULDUK! Ama şaka bir yana… Cebin sesi kesildi mi, apartmanın önündeki motor sesi de kesiliyor.
Ekleme Tarihi: 28 Eylül 2026 -Pazartesi

Kuryelik te bitti!

Hatırlar mısınız, geçtiğimiz yıla kadar hep apartmanın önüne dakika başı yanaşan kuryelerden şikayet ederdim!

Motosiklet gürültüsünden, kuryelerin yanlışlıkla bizim zile basmasından rahatsız olurdum!
Hoş ben dışarıdan o ne idüğü belirsiz yiyecekleri yemezdim, durumlar iyi iken de yemezdim ayrı konu!
Mutfağını bilmediğim, görmediğim kuruluşların yemeğini bedava gönderseler yine yemem...
Ama artık kuryelik te bitti!
Çünkü artık kimse dışarıdan yiyecek siparişi veremiyor!
En önemli müşterileri öğrencilerdi!
Bitti yavrum bitti...
Hem dışarıdan yemek bitti
Dolayısıyla gençlerin bir ekmek kapısı olarak gördüğü kuryelik te bitti!
Anca fon vurguncularına yemek taşırlar ama onlar da bitti!
Kripto para zenginlerine yemek taşırlardı ama onlarda nanay!..
Zengin çocukları üç öğün dışarıdan sipariş verirlerdi, onları da hallettiler...

Artık apartmana ne giren var, ne çıkan
Asansörde her defasında denk geldiğim kasklı motorcu kuryeler yok artık...
Geçmiş olsun gençlere, bakalım ne yapacaklar
Marketlere kasiyer olarak işe başlarlar artık...
Üniversite mezunu olup iş bulamayan genç kızlarımızın gözde mesleği olan kasiyerlere erkek işsiz gençler rakip olur...

FONUMUZA KADAR SOYULDUK GEYİĞİ
Sosyal medyada bir geyik türedi
Donumuza kadar, fonumuza kadar soyulduk paylaşımları arttı!
Hayatında borsa nedir bilmeyen, nerede olduğunu dahi araştırmayan öküzler, fonlardan, kripto paralardan bahsetmeye, geyiğini yapmaya başladı!
Soyulduk, foyulduk diyorlar ama medyalardaki algılar nedeniyle durumun farkına varmışlar!

EMLAK DURDU, OTOMOTİV DURDU, İNŞAAT DURDU!
Sektörler durdu, durum çok vahim, ne alan var, ne soran, otomotivciler, galericiler, ikinci el araba alıp satan çakallar durgunluktan şikayetçi, kimse ne ev satabiliyor, ne inşaat yapabiliyor, piyasa stop anlayacağınız!..

Tayyip'in inadı memleketi batırmaktan öte, felakete sürüklüyor diye hemen siyasetçilerin hepsi söylüyordu, yıllardır söylüyordu, evet çöküş başladı, tam olarak çöküyoruz yani!
Bu işin şakası da kalmadı, kakası da!

EVET FİLMİ BAŞA SARALIM, TEKRAR ENTELLEKTÜEL BİÇİMDE ELE ALALIM Kİ İYİCE ANLAŞILSIN!

 

Hatırlar mısınız sevgili nostaljik ve normal okuyucularım, bendeniz geçtiğimiz yıllarda apartmanın önüne dakika başı yanaşan kuryelerden şikâyet ederdim.

“Bu motorların sesi de bitmedi kardeşim” diye anlatır dururdum.
Biri zile basar, biri yanlış daireyi arar, biri “abi aşağı iner misin?” diye telefon açardı.

Apartmanın önü adeta küçük çaplı lojistik merkeziydi.

Motosikletler gelir, paketler gider, yemekler taşınırdı. Kimi hamburger söylerdi, kimi pizza, kimi tatlı… Kimi de “iki kişilik yemek” deyip tek başına mideye indirirdi.

Ben şahsen dışarıdan ne idüğü belirsiz yiyecekleri pek tercih etmem. Mutfağını bilmediğim, aşçısını görmediğim, hangi yağda neyin kızardığını bilmediğim yemeği bedava verseler yine düşünürüm.

Ama mesele artık yemek değil.

MESELE, O YEMEĞİ SÖYLEYECEK İNSANIN CEBİNDE PARA KALIP KALMADIĞI!

Çünkü görünen o ki, millet artık “Bugün ne yesek?” sorusundan önce “Bugün neyi ödemesek?” hesabı yapıyor.

Eskiden yemek uygulamalarına girip menü bakardık.

Şimdi fiyatlara bakıp uygulamadan çıkıyoruz.

Sepete ürün eklemek kolay…

O SEPETİ ÖDEMEK MESELE!

Bir hamburger, yanında patates, bir içecek…

Eskiden “Menü” denilen şey şimdi neredeyse aile bütçesine yönelik bir finansal operasyon hâline geldi.

KURYELERİN SESİ KESİLDİ, HAYATIN SESİ DE KISILDI

Eskiden apartmanın önünde motor sesi eksik olmazdı.

Şimdi sessizlik hâkim.

Asansörde her defasında kaskıyla karşılaştığımız gençler yok.

“Abi 5. kat mı?”

“Yok kardeşim 7. kat.”

“Tamam abi eyvallah.”

Bu küçük diyaloglar bile hayatın sıradanlığıydı.

Şimdi o gençlerin bir kısmı ne yapacak?

İş arayacak.

Çünkü kuryelik, özellikle gençler için sadece yemek taşıma işi değildi.

Bir ekmek kapısıydı.

Bir öğrencinin okul masrafını çıkarmasıydı.

Bir gencin ailesinden para istemeden ayakta kalabilmesiydi.

Bir başkasının “Hiç değilse kendi paramı kazanıyorum” diyebilmesiydi.

Şimdi o kapı da daralıyor.

Kapılar daralıyor, koridorlar uzuyor, gençlerin önündeki yol ise maşallah uzadıkça uzuyor!

FON VURGUNCULARI DA GİTTİ, KRİPTO ZENGİNLERİ DE NANAY!

Bir ara herkes yatırım uzmanı olmuştu.

Hayatında borsa ekranı görmemiş adam fon anlatıyordu.

Kripto para nedir bilmeyen vatandaş, sosyal medyada coin tavsiyesi veriyordu.

“Abi şu yükselecek.”

“Bu fon uçacak.”

“Şunu al, bunu sat.”

Memlekette herkes Warren Buffett, herkes ekonomist, herkes finans gurusu…

Sonra işler tersine dönünce:

“FONUMUZA KADAR SOYULDUK!”

“Donumuza kadar gittik!”

“Paramız eridi!”

“Ne oldu bizim yatırım?”

Geyik başladı.

Hayatında finansal tablo açmamış adam, akşam çayının yanında portföy analizi yapmaya başladı.

Lakin işin mizahı bir yana…

İnsanların satın alma gücü zayıfladıkça sadece yatırım hesabı değil, günlük hayatın tamamı etkileniyor.

Dışarıdan yemek söyleyen azalıyor.

Kafeye giden azalıyor.

Alışveriş yapan azalıyor.

Yeni telefon alan erteliyor.

Araba alan bekliyor.

Ev alan “Biraz daha bakalım” diyor.

Ve o meşhur ekonomik çark…

Gıcırdaya gıcırdaya dönüyor.

EMLAK DURDU, OTOMOTİV DURDU, İNŞAAT DURDU!

Bir zamanlar ev ilanlarına bakarken insanın gözü dönerdi.

“Bu ev niye bu kadar pahalı?”

“Şu araba niye bu kadar para?”

“Bu arsa nasıl bu fiyata çıktı?”

Şimdi ise başka bir manzara var.

Alan bekliyor.

Satan bekliyor.

Galerici bekliyor.

Müteahhit bekliyor.

Ev sahibi bekliyor.

Kiracı zaten beklemiyor; o mecburen hayatın içinde debeleniyor.

Otomotiv piyasasında da benzer bir hava esiyor.

Galerici araç koyuyor.

Müşteri bakıyor.

Müşteri tekrar bakıyor.

Sonra:

“Abi biraz daha düşer mi?”

Galerici içinden:

“Düşecekse senin yüzünden değil, benim tansiyonum düşecek.”

İşin şakası bir yana, piyasa hareket etmeyince herkes birbirine bakıyor.

İNŞAATIN ÇİMENTOSU VAR, MÜŞTERİ YOK!

İnşaat sektörü de başlı başına bir âlem.

Beton var.

Demir var.

Arsa var.

Müteahhit var.

Usta var.

Ama vatandaşın cebinde o eski hareket yok.

Ev yapmak başka mesele, o evi satabilmek bambaşka mesele.

Bir binanın temeli atılıyor ama asıl soru şu:

O binanın dairesini kim alacak?

Çünkü vatandaş artık sadece metrekare hesabı yapmıyor.

Aidat hesabı yapıyor.

Kredi hesabı yapıyor.

Peşinat hesabı yapıyor.

Elektrik, su, doğalgaz hesabı yapıyor.

Çocuğun okul masrafını hesaplıyor.

Markete gidip iki poşetle çıkınca kasada gelen rakamı görünce zaten matematik profesörüne dönüşüyor.

VATANDAŞIN HESAP MAKİNESİ BOZULDU!

Eskiden bütçe yapmak kolaydı.

Maaş gelir.

Kira ödenir.

Faturalar yatırılır.

Markete gidilir.

Bir miktar da kenara konurdu.

Şimdi hesap başka.

Maaş geliyor.

Kira bakıyor.

Fatura bekliyor.

Market pusuda.

Çocukların ihtiyaçları kapıda.

Araba masrafı köşede.

Derken maaşın kendisi daha eve girmeden ortadan kayboluyor.

Maaş geliyor ama vatandaş maaşı göremeden maaş gidiyor!

Bu vaziyet-i umumiyede dışarıdan yemek söylemek lüks oluyor.

Araba değiştirmek hayal oluyor.

Ev almak destan oluyor.

Tatil yapmak ise ayrı bir Osmanlı fermanına dönüşüyor.

APARTMANIN ÖNÜ SESSİZ, CEPLER DAHA DA SESSİZ!

Eskiden apartmanın önünde kuryelerin motor sesi olurdu.

Şimdi o ses azaldıysa bunun sadece “insanlar yemek söylemiyor” diye okunması eksik kalır.

Çünkü o motorun arkasında bir ekonomi vardı.

Restoran vardı.

Mutfak çalışanı vardı.

Garson vardı.

Kurye vardı.

Akaryakıtçı vardı.

Market vardı.

Paketleme işi vardı.

Uygulama vardı.

Kısacası bir siparişin arkasında koca bir zincir vardı.

Vatandaş siparişi kesince zincirin halkaları da tek tek gevşiyor.

Bir yerde musluk kısılınca, su sadece o muslukta kalmıyor; bütün tesisatın basıncı değişiyor.

ŞİMDİ GENÇLER NE YAPACAK?

İşte asıl mesele burada.

Üniversite mezunu genç iş arıyor.

Tecrübe istiyorlar.

Tecrübe kazanmak için iş istiyor.

İş bulamayınca başka kapıya gidiyor.

O kapıda da başka bir şart çıkıyor.

Sonra “Ne iş olsa yaparım” noktasına geliyor.

Bir dönem kuryelik yapan genç şimdi başka bir iş arıyor.

Belki markete girecek.

Belki depoda çalışacak.

Belki çağrı merkezine başvuracak.

Belki yine motosiklete binecek ama bu defa başka bir iş için.

Yani mesele sadece kuryelerin apartmanlardan kaybolması değil.

Mesele, gençlerin hayatından bir alternatifin daha eksilmesi.

Ve bu alternatifler azaldıkça, gençlerin geleceğe bakışı da ister istemez değişiyor.

SONUÇTA HERKES AYNI HESABI YAPIYOR

Kuryelik bitti mi?

Tamamen bitti demek elbette mümkün değil.

Ama eski hareketliliğin azaldığını söyleyenler açısından ortada konuşulacak bir tablo var.

Dışarıdan yemek azalıyor.

Tüketim yavaşlıyor.

Otomotiv bekliyor.

Emlak bekliyor.

İnşaat bekliyor.

Gençler iş bekliyor.

Esnaf müşteri bekliyor.

Galerici alıcı bekliyor.

Müteahhit satış bekliyor.

Vatandaş ise ay sonunu bekliyor.

Memlekette herkes bir şey bekliyor da, kimsenin beklemeye sabrı kalmadı!

Velhasıl…

Eskiden apartmanın önünde kuryeler beklerdi.

Şimdi vatandaş apartmanın içinde oturup hesabını bekliyor.

“Sipariş versem mi?”

“Boş ver…”

“Araba değiştirsem mi?”

“Seneye bakarız…”

“Ev alsam mı?”

“Şimdilik dursun…”

“Tatile gitsek mi?”

“Seneye inşallah…”

Ve böyle böyle hayat, “sonra bakarız” dosyasına kaldırılıyor.

İşin en acı tarafı da şu:

Eskiden fakirlikten şikâyet edenler vardı, şimdi orta hâlli yaşamanın kendisi lüks gibi görülmeye başladı.

Gerisi mi?

Gerisi sosyal medyanın bitmeyen geyiği:

FONUMUZA KADAR SOYULDUK!

Ama şaka bir yana…

Cebin sesi kesildi mi, apartmanın önündeki motor sesi de kesiliyor.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.