Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

Yolda bulduklarını, yola çıktıklarıyla anında değişen Zafer Partililer!

Vefa bir semt adı değil, bir karakter meselesidir! Dün kapısını çaldığınız, sesinizi duyurmak için desteğini aradığınız insanları bugün görmezden geliyorsanız, mesele siyasetten çok insanlık meselesidir. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ bugün Aydın'da bir dizi ziyaret gerçekleştirecekmiş. Hayırlı olsun, yolu açık olsun! Ancak insan ister istemez geçmişe dönüp bakıyor. Dün neydi, bugün ne oldu? Kimler hangi kapıları çaldı, kimler hangi omuzlarda yükseldi, kimler işini gördükten sonra arkasına bile bakmadan yoluna devam etti? Siyasetin hafızası kısa olabilir ama insanların hafızası o kadar da zayıf değil! Hele ki işin içinde emek, destek, fedakârlık ve vefa varsa… İşte orada bazı hesaplar tutmuyor. DÜN MEDYA ARIYORLARDI, BUGÜN MEDYAYI GÖRMÜYORLAR! Bir zamanlar Aydın'da seslerini duyurmak, haberlerini yayımlatmak ve kamuoyuna ulaşmak için medya desteğine ihtiyaç duyan Zafer Partililer vardı. O günlerde kapılar çalınıyor, haberler gönderiliyor, paylaşımlar bekleniyor, seslerini daha geniş kitlelere ulaştıracak mecralar aranıyordu. Bugün ise aynı çevrelerin geçmişte kendilerine destek veren insanlara karşı tutumları tartışma konusu oluyor. İnsan sormadan edemiyor: Dün ihtiyaç duyulan medya, bugün neden hatırlanmıyor? Dün yayımlanan haberler kıymetliyken bugün o haberleri yayımlayanların kıymeti mi kalmadı? Yoksa bazıları için vefa, yalnızca iş bitene kadar kullanılan bir anahtar mı? Anahtar kapıyı açar, iş görülür, ardından anahtar çekmeceye atılır! Ne yazık ki siyasette bazen insanlara da böyle davranılıyor. İhtiyaç duyulduğunda aranıyor, iş görüldüğünde unutuluyorlar. Oysa insan ilişkileri, kullan-at eşya mantığıyla yürütülecek bir pazar alışverişi değildir. TARIK AKIN MESELESİ: DÜN AYNI YOLDA, BUGÜN AYRI YÖNLERDE! Başta eski Zafer Partisi Aydın İl Başkanı Tarık Akın olmak üzere, geçmişte yaşananları düşündüğümde ortaya çıkan tabloyu sorgulamadan geçemiyorum. Siyasette yollar ayrılabilir. İnsanlar fikir değiştirebilir, görevler sona erebilir, siyasi tercihler değişebilir. Bunların hepsi hayatın olağan akışı içinde yaşanabilir. Ancak yolların ayrılması, geçmişte verilen emeğin üzerini çizmek anlamına gelmemeli. Bir insanla aynı siyasi çizgide yürümek zorunda değilsiniz. Her konuda anlaşmak, her zaman aynı fikirde olmak da zorunda değilsiniz. Ama dün size destek veren, sesinizi duyurmanıza katkı sağlayan, haberlerinizi yayımlayan insanları bugün yok saymak başka bir meseledir. Siyasette rota değişebilir ama insanın karakter pusulası da mı değişir? İşte benim itirazım tam da burada! Kimsenin kimseye ömür boyu borçlu kalmasını beklemiyorum. Yapılan bir haberin karşılığında siyasi destek, makam veya ayrıcalık da istemiyorum. Fakat bir teşekkürün, bir selamın, bir telefonun da mı maliyeti bu kadar yüksek? İnsan bazen büyük laflar değil, küçücük bir hatırlanma bekliyor. Ne yazık ki bazıları, kendilerine uzatılan eli sıkmak yerine işlerini gördükten sonra o eli hafızalarından siliyor. MİLYONLARCA İZLENEN VİDEOLAR VAR, BİR TEŞEKKÜR YOK! Ümit Özdağ'ın ve Zafer Partililerin videoları, sosyal medya hesaplarımızda milyonlarca izlenmeye ulaştı. Bu içeriklerin kamuoyuna ulaşmasında emeğimiz oldu. Haberler yayımlandı, videolar paylaşıldı, gündem oluşturuldu ve siyasi mesajların daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlandı. Bütün bunları kimseye minnet belgesi çıkarmak için anlatmıyorum. Gazetecilikte emek verilir, haber yapılır, içerik hazırlanır. Bazen eleştirirsiniz, bazen desteklersiniz, bazen de yalnızca kamuoyunun bilmesi gereken bir gelişmeyi aktarırsınız. Ancak insan, geçmişte ortaya konulan emeğin hiç değilse hatırlanmasını bekliyor. Mesele para değil, makam değil, çıkar hiç değil! Mesele, insan yerine konulmak. Mesele, bir selamın ve teşekkürün çok görülmemesi. Mesele, dün aynı kapıyı çaldığınız insanı bugün kapınızın önünden geçerken tanımazlıktan gelmemeniz. Milyonlarca izlenmeye ulaşan videoların ardından bir teşekkür bile gelmiyorsa insan ister istemez düşünüyor: Demek ki bazıları için milyonlarca kişiye ulaşmak önemli, o ulaşımı sağlayan emeği hatırlamak ise o kadar önemli değil! Ne diyelim? Görüntülenmeler milyonları bulmuş, vefa hanesi sıfırda kalmış! SİYASETİN KULLAN-AT KÜLTÜRÜ! Siyaset dünyasında bazı ilişkiler, tek kullanımlık bardaklara benziyor. İhtiyaç duyulduğunda elinizin altında… İşiniz bittiğinde çöp kutusunda! Bugün yanında durduğunuz, yarın görmezden geldiğiniz; bugün övdüğünüz, yarın adını anmadığınız insanlar… Böyle bir düzenin adı siyaset olabilir mi? Elbette siyasette herkes herkesle dost olmak zorunda değil. Fikir ayrılıkları, kırgınlıklar ve anlaşmazlıklar yaşanabilir. Ancak bunların hiçbiri, geçmişteki emeği yok saymayı haklı çıkarmaz. Bir insanın değerini yalnızca size ne kadar fayda sağladığıyla ölçerseniz, gün gelir sizin de değeriniz başkasının işine yarayıp yaramadığınıza göre ölçülür. Çünkü çıkar üzerine kurulan ilişkilerde sadakat, çıkar sona erdiği anda kapının önüne bırakılır. Bugün birini kullanıp yarın başkasına yönelenler, bir gün kendilerinin de aynı hesabın içinde kalabileceğini unutuyorlar. Siyasette herkesin bir hesabı olabilir. Ama insanlık, hesap makinesine sığmaz! GAZETECİLİK Mİ DEDİNİZ? PEKİ, GAZETECİNİN DEĞERİ NE KADAR? İşin bir de gazetecilik tarafı var. Aydın'da yıllardır haber yapan, gündemi takip eden, gelişmeleri kamuoyuna aktaran ve gerektiğinde siyasi aktörleri eleştiren bir gazeteci olarak bazen insan kendisine şu soruyu soruyor: Bu şehirde gazetecinin emeğinin, zamanının ve mesleki çabasının değeri gerçekten ne kadar? Siyasi aktörlerin işine gelen haberler yayımlandığında gazetecilik kıymetli, eleştirel haberler gündeme geldiğinde gazeteci değersiz mi? Bir siyasetçinin sesini duyurmak için medya desteğine ihtiyacı olduğunda gazeteci aranacak, ancak işler yoluna girdiğinde gazeteci hatırlanmayacaksa burada ciddi bir çelişki yok mu? Ben gazeteciliği birilerinin gönlünü hoş tutmak için yapmadım. Kimsenin siyasi hesabına göre kalem oynatmak, birilerinin alkışını almak için haber üretmek gibi bir derdim de olmadı. Gazetecilik, gerektiğinde soru sormaktır. Gerektiğinde eleştirmektir. Gerektiğinde de herkesin alkışladığı bir konuda farklı bir pencere açabilmektir. Ama gazetecinin emeği görmezden geliniyor, mesleki çabası küçümseniyor ve insan yerine konulmadığı hissine kapılıyorsa orada yalnızca kişisel bir kırgınlıktan değil, mesleğin içinde bulunduğu sorunlardan da söz etmek gerekir. Açık konuşayım: Bir gazetecinin emeği, siyasi aktörlerin işine yaradığı zaman değerli; eleştirdiği zaman değersiz olamaz! Gazetecinin görevi bir siyasi partinin halkla ilişkiler birimi olmak değildir. Gazeteci, kimsenin propaganda memuru olmadığı gibi kimsenin de kullanıp kenara bırakacağı bir araç değildir. ÜLKÜCÜ OLMAK MI GEREKİYOR, YOKSA İNSAN OLMAK YETER Mİ? Bazen yaşananlar insana ister istemez şu soruyu sorduruyor: Bu çevrelerle sağlıklı bir ilişki kurabilmek için mutlaka aynı siyasi geçmişe, aynı düşünce dünyasına veya aynı ülküye mi sahip olmak gerekiyor? Ben hiçbir zaman Ülkücü olmadım. Bu geleneğin içinden gelmedim, siyasi hayatımı da bu kimlik üzerine kurmadım. Ancak bir Türk vatandaşı olarak herkesin emeğine saygı gösterilmesini beklemek için aynı siyasi görüşü paylaşmak zorunda değilim. İnsanlık, parti üyelik kartıyla dağıtılan bir ayrıcalık değildir. Vefa, yalnızca aynı safta yürüyenlere gösterilecek bir nezaket de değildir. Farklı düşüncelere sahip olabilirsiniz. Aynı siyasi çizgide bulunmayabilirsiniz. Hatta birbirinizi sert biçimde eleştirebilirsiniz. Ama bütün bunların arasında insani bir sınır, mesleki bir saygı ve asgari bir nezaket bulunmalı. Aksi hâlde siyaset, insanları bir araya getiren bir düşünce alanı olmaktan çıkar; herkesin birbirini yalnızca ne kadar işe yaradığına göre değerlendirdiği bir pazara dönüşür. O pazarda bugün kazanan gibi görünenler, yarın kendilerini yapayalnız bulabilirler. Çünkü çıkarın dostluğu geçicidir. Vefanın ömrü ise çok daha uzundur. ELEŞTİRMEK İSTEMİYORUM AMA SESSİZ KALMAK DA KOLAY DEĞİL! Açıkçası artık kendi medya mecralarımda Zafer Partilileri eleştirmek de istemiyorum. Her siyasi tartışmanın içine girmek, her vefasızlık örneğinin ardından uzun uzun yazmak, her kırgınlığı yeni bir polemiğe dönüştürmek insanı yoruyor. Bazen susmak istiyorsunuz. Bazen kalemi masaya bırakıp bütün bu tartışmaların dışında kalmayı düşünüyorsunuz. Ancak insanın içine oturan bazı meseleler var ki onları görmezden gelmek de kolay olmuyor. Bir zamanlar Aydın'da haberlerini yayımlatacak medya arayanların, bugün geçmişte kendilerine destek veren insanları hatırlamaması insana dokunuyor. Çünkü mesele yalnızca Zafer Partisi değil. Mesele, siyasetin insan ilişkilerini nasıl değiştirdiği. Mesele, bazı insanların bir yere ulaşana kadar yanlarında yürüyenleri, hedefe ulaştıktan sonra unutması. Mesele, emeğin alkışlandığı yerde emek verenin unutulması. Benim itirazım bir siyasi partiye mensup insanların tamamına yönelik değil. Her partide işini düzgün yapan, emeğe saygı duyan ve insan ilişkilerine önem veren insanlar vardır. Eleştirim, siyasi kimliği ne olursa olsun, kendisine verilen desteği unutup insanları değersizleştiren anlayışadır. Bugün bunu Zafer Partisi üzerinden konuşuyorum. Yarın aynı davranışı başka bir siyasi partide görürsem onu da eleştiririm. Çünkü benim ölçüm parti rozeti değil, insanın davranışıdır. GAZETECİLİĞİ BIRAKMAYA ÇALIŞIYORUM, BAKALIM NE OLACAK! Bazen insan gerçekten yoruluyor. Yazmaktan, anlatmaktan, gündemi takip etmekten değil yalnızca… Verdiği emeğin karşılığında en azından bir selam beklerken yok sayılmaktan yoruluyor. Bir haber hazırlıyorsunuz, yayımlıyorsunuz, bir videonun daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlıyorsunuz. Sonra dönüp baktığınızda sanki bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi bir tabloyla karşılaşıyorsunuz. İnsan ister istemez kendisine soruyor: Bunca çaba ne için? Sürekli birilerinin siyasi gündemine yetişmek, haberlerini takip etmek, açıklamalarını yayımlamak ve ardından bütün bunları unutulmuş görmek zorunda mıyım? Belki de biraz geri çekilmek, bazı tartışmaların dışında kalmak gerekiyor. Belki de insan, yıllarca verdiği emeğin ardından kendisine şu soruyu sormalı: Ben bu işi gerçekten nasıl yapmak istiyorum? Gazeteciliği bırakmaya çalışıyorum. Bakalım ne olacak? Belki bırakırım, belki devam ederim. Belki de yalnızca kimin için, neyi ve neden yazdığımı yeniden gözden geçiririm. Ama bir şeyi biliyorum: Kalemimi birilerinin alkışına göre tutmadım. Bundan sonra da tutmak istemiyorum. SON SÖZ: YOL ARKADAŞINI UNUTAN, YOLUN SONUNDA YALNIZ KALABİLİR! Ümit Özdağ bugün Aydın'da ziyaretler gerçekleştirecekmiş. Kendisine kolaylıklar diliyorum. Ancak siyasetin günlük programları, ziyaretleri ve fotoğraf kareleri arasında gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var: İnsanlar yalnızca söylediklerinizi değil, kendilerine nasıl davrandığınızı da hatırlıyor. Dün kapısını çaldığınız kişiyi bugün tanımamak, dün desteğini aradığınız insanı bugün görmezden gelmek, dün emeğinden yararlandığınız kişiye bugün bir teşekkür bile etmemek… Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünebilir. Ama bazen bir insanın karakterini en iyi anlatan şey, büyük kürsülerde yaptığı konuşmalar değil, kendisine hiçbir faydası kalmadığını düşündüğü insanlara nasıl davrandığıdır. Çünkü vefa, işiniz düştüğünde hatırlamak değil; işiniz bittiğinde de unutmamaktır. Bir teşekkürün kimseyi küçülteceği yok. Bir selamın kimsenin siyasi ağırlığını azaltacağı da yok. Ama yok saymanın, küçümsemenin ve geçmişteki emeği unutmanın insanlarda bıraktığı iz kolay silinmiyor. Ben kimsenin önünde eğilmek, birilerinden siyasi lütuf beklemek veya yaptığım haberler karşılığında ayrıcalık istemek zorunda değilim. Beklediğim tek şey, emeğe saygı ve insani bir nezaket. Çünkü gazetecilikte de hayatta da herkesin bir yolu var. Kimi o yolda dost biriktiriyor, kimi yalnızca işini görüyor. Kimi arkasında güzel anılar bırakıyor, kimi de kendisine destek verenlerin hafızasında cevapsız sorular… Yolda bulduklarını, yola çıktıklarıyla değiştirenlere son bir hatırlatma: Yollar ayrılabilir, siyasi tercihler değişebilir, makamlar gelip geçebilir. Ama insanın karakteri, işine geldiğinde taktığı bir rozet değildir. Vefa unutulursa geriye yalnızca hesap kalır. Hesapla yürüyenlerin yolu uzun olabilir. Ama o yolun sonunda kimin yanında kalacağı, işte asıl mesele budur!
Ekleme Tarihi: 26 Ekim 2026 -Pazartesi

Yolda bulduklarını, yola çıktıklarıyla anında değişen Zafer Partililer!

Vefa bir semt adı değil, bir karakter meselesidir! Dün kapısını çaldığınız, sesinizi duyurmak için desteğini aradığınız insanları bugün görmezden geliyorsanız, mesele siyasetten çok insanlık meselesidir.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ bugün Aydın'da bir dizi ziyaret gerçekleştirecekmiş.

Hayırlı olsun, yolu açık olsun!

Ancak insan ister istemez geçmişe dönüp bakıyor. Dün neydi, bugün ne oldu? Kimler hangi kapıları çaldı, kimler hangi omuzlarda yükseldi, kimler işini gördükten sonra arkasına bile bakmadan yoluna devam etti?

Siyasetin hafızası kısa olabilir ama insanların hafızası o kadar da zayıf değil!

Hele ki işin içinde emek, destek, fedakârlık ve vefa varsa…

İşte orada bazı hesaplar tutmuyor.

DÜN MEDYA ARIYORLARDI, BUGÜN MEDYAYI GÖRMÜYORLAR!

Bir zamanlar Aydın'da seslerini duyurmak, haberlerini yayımlatmak ve kamuoyuna ulaşmak için medya desteğine ihtiyaç duyan Zafer Partililer vardı.

O günlerde kapılar çalınıyor, haberler gönderiliyor, paylaşımlar bekleniyor, seslerini daha geniş kitlelere ulaştıracak mecralar aranıyordu.

Bugün ise aynı çevrelerin geçmişte kendilerine destek veren insanlara karşı tutumları tartışma konusu oluyor.

İnsan sormadan edemiyor:

Dün ihtiyaç duyulan medya, bugün neden hatırlanmıyor?

Dün yayımlanan haberler kıymetliyken bugün o haberleri yayımlayanların kıymeti mi kalmadı?

Yoksa bazıları için vefa, yalnızca iş bitene kadar kullanılan bir anahtar mı?

Anahtar kapıyı açar, iş görülür, ardından anahtar çekmeceye atılır!

Ne yazık ki siyasette bazen insanlara da böyle davranılıyor. İhtiyaç duyulduğunda aranıyor, iş görüldüğünde unutuluyorlar.

Oysa insan ilişkileri, kullan-at eşya mantığıyla yürütülecek bir pazar alışverişi değildir.

TARIK AKIN MESELESİ: DÜN AYNI YOLDA, BUGÜN AYRI YÖNLERDE!

Başta eski Zafer Partisi Aydın İl Başkanı Tarık Akın olmak üzere, geçmişte yaşananları düşündüğümde ortaya çıkan tabloyu sorgulamadan geçemiyorum.

Siyasette yollar ayrılabilir. İnsanlar fikir değiştirebilir, görevler sona erebilir, siyasi tercihler değişebilir. Bunların hepsi hayatın olağan akışı içinde yaşanabilir.

Ancak yolların ayrılması, geçmişte verilen emeğin üzerini çizmek anlamına gelmemeli.

Bir insanla aynı siyasi çizgide yürümek zorunda değilsiniz. Her konuda anlaşmak, her zaman aynı fikirde olmak da zorunda değilsiniz.

Ama dün size destek veren, sesinizi duyurmanıza katkı sağlayan, haberlerinizi yayımlayan insanları bugün yok saymak başka bir meseledir.

Siyasette rota değişebilir ama insanın karakter pusulası da mı değişir?

İşte benim itirazım tam da burada!

Kimsenin kimseye ömür boyu borçlu kalmasını beklemiyorum. Yapılan bir haberin karşılığında siyasi destek, makam veya ayrıcalık da istemiyorum.

Fakat bir teşekkürün, bir selamın, bir telefonun da mı maliyeti bu kadar yüksek?

İnsan bazen büyük laflar değil, küçücük bir hatırlanma bekliyor.

Ne yazık ki bazıları, kendilerine uzatılan eli sıkmak yerine işlerini gördükten sonra o eli hafızalarından siliyor.

MİLYONLARCA İZLENEN VİDEOLAR VAR, BİR TEŞEKKÜR YOK!

Ümit Özdağ'ın ve Zafer Partililerin videoları, sosyal medya hesaplarımızda milyonlarca izlenmeye ulaştı.

Bu içeriklerin kamuoyuna ulaşmasında emeğimiz oldu. Haberler yayımlandı, videolar paylaşıldı, gündem oluşturuldu ve siyasi mesajların daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlandı.

Bütün bunları kimseye minnet belgesi çıkarmak için anlatmıyorum.

Gazetecilikte emek verilir, haber yapılır, içerik hazırlanır. Bazen eleştirirsiniz, bazen desteklersiniz, bazen de yalnızca kamuoyunun bilmesi gereken bir gelişmeyi aktarırsınız.

Ancak insan, geçmişte ortaya konulan emeğin hiç değilse hatırlanmasını bekliyor.

Mesele para değil, makam değil, çıkar hiç değil!

Mesele, insan yerine konulmak.

Mesele, bir selamın ve teşekkürün çok görülmemesi.

Mesele, dün aynı kapıyı çaldığınız insanı bugün kapınızın önünden geçerken tanımazlıktan gelmemeniz.

Milyonlarca izlenmeye ulaşan videoların ardından bir teşekkür bile gelmiyorsa insan ister istemez düşünüyor:

Demek ki bazıları için milyonlarca kişiye ulaşmak önemli, o ulaşımı sağlayan emeği hatırlamak ise o kadar önemli değil!

Ne diyelim?

Görüntülenmeler milyonları bulmuş, vefa hanesi sıfırda kalmış!

SİYASETİN KULLAN-AT KÜLTÜRÜ!

Siyaset dünyasında bazı ilişkiler, tek kullanımlık bardaklara benziyor.

İhtiyaç duyulduğunda elinizin altında…

İşiniz bittiğinde çöp kutusunda!

Bugün yanında durduğunuz, yarın görmezden geldiğiniz; bugün övdüğünüz, yarın adını anmadığınız insanlar…

Böyle bir düzenin adı siyaset olabilir mi?

Elbette siyasette herkes herkesle dost olmak zorunda değil. Fikir ayrılıkları, kırgınlıklar ve anlaşmazlıklar yaşanabilir. Ancak bunların hiçbiri, geçmişteki emeği yok saymayı haklı çıkarmaz.

Bir insanın değerini yalnızca size ne kadar fayda sağladığıyla ölçerseniz, gün gelir sizin de değeriniz başkasının işine yarayıp yaramadığınıza göre ölçülür.

Çünkü çıkar üzerine kurulan ilişkilerde sadakat, çıkar sona erdiği anda kapının önüne bırakılır.

Bugün birini kullanıp yarın başkasına yönelenler, bir gün kendilerinin de aynı hesabın içinde kalabileceğini unutuyorlar.

Siyasette herkesin bir hesabı olabilir.

Ama insanlık, hesap makinesine sığmaz!

GAZETECİLİK Mİ DEDİNİZ? PEKİ, GAZETECİNİN DEĞERİ NE KADAR?

İşin bir de gazetecilik tarafı var.

Aydın'da yıllardır haber yapan, gündemi takip eden, gelişmeleri kamuoyuna aktaran ve gerektiğinde siyasi aktörleri eleştiren bir gazeteci olarak bazen insan kendisine şu soruyu soruyor:

Bu şehirde gazetecinin emeğinin, zamanının ve mesleki çabasının değeri gerçekten ne kadar?

Siyasi aktörlerin işine gelen haberler yayımlandığında gazetecilik kıymetli, eleştirel haberler gündeme geldiğinde gazeteci değersiz mi?

Bir siyasetçinin sesini duyurmak için medya desteğine ihtiyacı olduğunda gazeteci aranacak, ancak işler yoluna girdiğinde gazeteci hatırlanmayacaksa burada ciddi bir çelişki yok mu?

Ben gazeteciliği birilerinin gönlünü hoş tutmak için yapmadım.

Kimsenin siyasi hesabına göre kalem oynatmak, birilerinin alkışını almak için haber üretmek gibi bir derdim de olmadı.

Gazetecilik, gerektiğinde soru sormaktır. Gerektiğinde eleştirmektir. Gerektiğinde de herkesin alkışladığı bir konuda farklı bir pencere açabilmektir.

Ama gazetecinin emeği görmezden geliniyor, mesleki çabası küçümseniyor ve insan yerine konulmadığı hissine kapılıyorsa orada yalnızca kişisel bir kırgınlıktan değil, mesleğin içinde bulunduğu sorunlardan da söz etmek gerekir.

Açık konuşayım:

Bir gazetecinin emeği, siyasi aktörlerin işine yaradığı zaman değerli; eleştirdiği zaman değersiz olamaz!

Gazetecinin görevi bir siyasi partinin halkla ilişkiler birimi olmak değildir.

Gazeteci, kimsenin propaganda memuru olmadığı gibi kimsenin de kullanıp kenara bırakacağı bir araç değildir.

ÜLKÜCÜ OLMAK MI GEREKİYOR, YOKSA İNSAN OLMAK YETER Mİ?

Bazen yaşananlar insana ister istemez şu soruyu sorduruyor:

Bu çevrelerle sağlıklı bir ilişki kurabilmek için mutlaka aynı siyasi geçmişe, aynı düşünce dünyasına veya aynı ülküye mi sahip olmak gerekiyor?

Ben hiçbir zaman Ülkücü olmadım. Bu geleneğin içinden gelmedim, siyasi hayatımı da bu kimlik üzerine kurmadım.

Ancak bir Türk vatandaşı olarak herkesin emeğine saygı gösterilmesini beklemek için aynı siyasi görüşü paylaşmak zorunda değilim.

İnsanlık, parti üyelik kartıyla dağıtılan bir ayrıcalık değildir.

Vefa, yalnızca aynı safta yürüyenlere gösterilecek bir nezaket de değildir.

Farklı düşüncelere sahip olabilirsiniz. Aynı siyasi çizgide bulunmayabilirsiniz. Hatta birbirinizi sert biçimde eleştirebilirsiniz.

Ama bütün bunların arasında insani bir sınır, mesleki bir saygı ve asgari bir nezaket bulunmalı.

Aksi hâlde siyaset, insanları bir araya getiren bir düşünce alanı olmaktan çıkar; herkesin birbirini yalnızca ne kadar işe yaradığına göre değerlendirdiği bir pazara dönüşür.

O pazarda bugün kazanan gibi görünenler, yarın kendilerini yapayalnız bulabilirler.

Çünkü çıkarın dostluğu geçicidir.

Vefanın ömrü ise çok daha uzundur.

ELEŞTİRMEK İSTEMİYORUM AMA SESSİZ KALMAK DA KOLAY DEĞİL!

Açıkçası artık kendi medya mecralarımda Zafer Partilileri eleştirmek de istemiyorum.

Her siyasi tartışmanın içine girmek, her vefasızlık örneğinin ardından uzun uzun yazmak, her kırgınlığı yeni bir polemiğe dönüştürmek insanı yoruyor.

Bazen susmak istiyorsunuz.

Bazen kalemi masaya bırakıp bütün bu tartışmaların dışında kalmayı düşünüyorsunuz.

Ancak insanın içine oturan bazı meseleler var ki onları görmezden gelmek de kolay olmuyor.

Bir zamanlar Aydın'da haberlerini yayımlatacak medya arayanların, bugün geçmişte kendilerine destek veren insanları hatırlamaması insana dokunuyor.

Çünkü mesele yalnızca Zafer Partisi değil.

Mesele, siyasetin insan ilişkilerini nasıl değiştirdiği.

Mesele, bazı insanların bir yere ulaşana kadar yanlarında yürüyenleri, hedefe ulaştıktan sonra unutması.

Mesele, emeğin alkışlandığı yerde emek verenin unutulması.

Benim itirazım bir siyasi partiye mensup insanların tamamına yönelik değil. Her partide işini düzgün yapan, emeğe saygı duyan ve insan ilişkilerine önem veren insanlar vardır.

Eleştirim, siyasi kimliği ne olursa olsun, kendisine verilen desteği unutup insanları değersizleştiren anlayışadır.

Bugün bunu Zafer Partisi üzerinden konuşuyorum. Yarın aynı davranışı başka bir siyasi partide görürsem onu da eleştiririm.

Çünkü benim ölçüm parti rozeti değil, insanın davranışıdır.

GAZETECİLİĞİ BIRAKMAYA ÇALIŞIYORUM, BAKALIM NE OLACAK!

Bazen insan gerçekten yoruluyor.

Yazmaktan, anlatmaktan, gündemi takip etmekten değil yalnızca…

Verdiği emeğin karşılığında en azından bir selam beklerken yok sayılmaktan yoruluyor.

Bir haber hazırlıyorsunuz, yayımlıyorsunuz, bir videonun daha geniş kitlelere ulaşmasına katkı sağlıyorsunuz. Sonra dönüp baktığınızda sanki bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi bir tabloyla karşılaşıyorsunuz.

İnsan ister istemez kendisine soruyor:

Bunca çaba ne için?

Sürekli birilerinin siyasi gündemine yetişmek, haberlerini takip etmek, açıklamalarını yayımlamak ve ardından bütün bunları unutulmuş görmek zorunda mıyım?

Belki de biraz geri çekilmek, bazı tartışmaların dışında kalmak gerekiyor.

Belki de insan, yıllarca verdiği emeğin ardından kendisine şu soruyu sormalı:

Ben bu işi gerçekten nasıl yapmak istiyorum?

Gazeteciliği bırakmaya çalışıyorum.

Bakalım ne olacak?

Belki bırakırım, belki devam ederim. Belki de yalnızca kimin için, neyi ve neden yazdığımı yeniden gözden geçiririm.

Ama bir şeyi biliyorum:

Kalemimi birilerinin alkışına göre tutmadım. Bundan sonra da tutmak istemiyorum.

SON SÖZ: YOL ARKADAŞINI UNUTAN, YOLUN SONUNDA YALNIZ KALABİLİR!

Ümit Özdağ bugün Aydın'da ziyaretler gerçekleştirecekmiş.

Kendisine kolaylıklar diliyorum.

Ancak siyasetin günlük programları, ziyaretleri ve fotoğraf kareleri arasında gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek var:

İnsanlar yalnızca söylediklerinizi değil, kendilerine nasıl davrandığınızı da hatırlıyor.

Dün kapısını çaldığınız kişiyi bugün tanımamak, dün desteğini aradığınız insanı bugün görmezden gelmek, dün emeğinden yararlandığınız kişiye bugün bir teşekkür bile etmemek…

Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünebilir.

Ama bazen bir insanın karakterini en iyi anlatan şey, büyük kürsülerde yaptığı konuşmalar değil, kendisine hiçbir faydası kalmadığını düşündüğü insanlara nasıl davrandığıdır.

Çünkü vefa, işiniz düştüğünde hatırlamak değil; işiniz bittiğinde de unutmamaktır.

Bir teşekkürün kimseyi küçülteceği yok.

Bir selamın kimsenin siyasi ağırlığını azaltacağı da yok.

Ama yok saymanın, küçümsemenin ve geçmişteki emeği unutmanın insanlarda bıraktığı iz kolay silinmiyor.

Ben kimsenin önünde eğilmek, birilerinden siyasi lütuf beklemek veya yaptığım haberler karşılığında ayrıcalık istemek zorunda değilim.

Beklediğim tek şey, emeğe saygı ve insani bir nezaket.

Çünkü gazetecilikte de hayatta da herkesin bir yolu var.

Kimi o yolda dost biriktiriyor, kimi yalnızca işini görüyor.

Kimi arkasında güzel anılar bırakıyor, kimi de kendisine destek verenlerin hafızasında cevapsız sorular…

Yolda bulduklarını, yola çıktıklarıyla değiştirenlere son bir hatırlatma:

Yollar ayrılabilir, siyasi tercihler değişebilir, makamlar gelip geçebilir. Ama insanın karakteri, işine geldiğinde taktığı bir rozet değildir.

Vefa unutulursa geriye yalnızca hesap kalır.

Hesapla yürüyenlerin yolu uzun olabilir.

Ama o yolun sonunda kimin yanında kalacağı, işte asıl mesele budur!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.