Ümit Yeşildağ
Köşe Yazarı
Ümit Yeşildağ
 

Utanmazlar, hala ne yüzle oturuyorsunuz o koltuklarda?

Sizde hiç utanma duygusu yok mu? Ey iktidar mensupları Hiç mi sıkılmıyorsunuz? Diye soracağım! Doymadınız mı hala ya? Cevap Hazır: Utanmıyoruz derler, hiç utanmadan, evet bu soruyu sormak bile gereksiz aslında Bunların ar damarı çatlamış, yedikleri haram paralara daha doymamışlar anlaşılan! Bu yaptığınız demokrasi suikastleri nedeniyle Yediğiniz kazandığınız hiçbir para artık helal değil! Monarşinin haram parasını yiyorsunuz siz! Haketmediğiniz gelirler elde ediyorsunuz Anayasayı çiğneyerek elde ettiğiniz bu paralar, birgün o boğazınızda düğümlenecek ve burnunuzdan fitil fitil gelecektir! Bu haram paralar yanınıza kar mı kalacak sanıyorsunuz? Mafiavari yönetiminizle, kumpaslarınızla, kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyeti yok ettiniz, herkesin parasını yiyorsunuz, herkesin... Reziller... Edepsizler... İki yüzlüler...   Ekonomist Emin Çapa'nın bir cümlesini internette dolaşırken gördüm, diyor ki: "Türkiye şu anda ekonomik krizde değil, bu bir ekonomik kriz olsaydı biterdi. Bu yaşadığımız bir gelir transferi, 84 milyondan alıyoruz, 61 bin kişiye aktarıyoruz" AÇLIK SINIRI 40 BİN TL Açlık sınırı 40 bin TL olmuş, açlık sınırı, hiç utanmadan en düşük emekliye 20 bin TL vermeye devam ediyorlar... Sadaka yani, bildiğiniz sadaka oldu emekli maaşı...   UTANMA DUYGUSUNU KAYBEDENLERİN ÜLKESİ Açlık sınırı 40 bin liraya dayanmış. Dikkat edin; burada sözünü ettiğimiz şey refah sınırı değil, zenginlik sınırı değil, lüks yaşam standardı değil. Açlık sınırı. Yani insanın yalnızca hayatta kalabilmesi için gereken en temel ihtiyaçların maliyeti. Buna rağmen milyonlarca emekli, bunun yarısına yakın gelirle yaşam mücadelesi vermeye çalışıyor. Ve insan ister istemez soruyor: Bu tabloya bakınca hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Bir ülkenin emeklisi pazar filesini dolduramaz hale gelmişken, sofralardaki ekmek küçülmüşken, mutfaktaki yangın her geçen gün büyürken, bu manzarayı normalmiş gibi anlatabilmek nasıl bir ruh halidir? Sanki devasa bir gemideyiz. Alt güverteler su alıyor. İnsanlar kovalarla su boşaltmaya çalışıyor. Ama kaptan köşkünden hâlâ müzik sesleri geliyor. Aşağıdakiler boğulmamak için mücadele ederken yukarıdakiler balo düzenliyor. İşte toplumdaki öfkenin sebebi budur. Çünkü insanlar yalnızca yoksullaşmıyor. Aynı zamanda görülmediklerini düşünüyorlar. Bir zamanlar emekli maaşıyla ev geçindiren insanlar bugün market raflarının önünde hesap makinesiyle dolaşıyor. Peynir mi alınsın? Et mi alınsın? İlaç mı alınsın? Fatura mı ödensin? Bir ömür çalışmış insanların önüne konulan seçenekler bunlar olmamalıydı. Toplumun geniş kesimleri için hayat, yavaş yavaş bir hesap makinesi ekranına dönüşmüş durumda. Her tuş yeni bir eksiliş. Her zam yeni bir vazgeçiş. Her ay sonu yeni bir borç. Oysa ekonomi dediğimiz şey yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi; pazardan eli boş dönen annenin yüzüdür. Ekonomi; torununa harçlık veremeyen emeklinin mahcubiyetidir. Ekonomi; gece yatağa aç giren çocuğun sessizliğidir. Bazen istatistikler konuşur. Bazen de boş tencereler. Ve çoğu zaman boş tencerelerin sesi daha yüksektir. Ekonomist Emin Çapa'nın sosyal medyada sıkça paylaşılan şu sözü de tam bu noktada dikkat çekiyor: "Türkiye şu anda ekonomik krizde değil. Bu bir ekonomik kriz olsaydı biterdi. Bu yaşadığımız bir gelir transferi." Bu görüşe katılırsınız ya da katılmazsınız. Ama ortada inkâr edilmesi zor bir gerçek var: Toplumun büyük bölümü geçim sıkıntısı yaşarken, insanların sabrı da giderek azalıyor. Çünkü açlık sınırının 40 bin liraya çıktığı bir yerde, 20 bin liralık gelirle yaşamaya çalışan insanlara sürekli sabır tavsiye etmek, susuz kalan birine denizi anlatmaya benziyor. Sorun artık yalnızca ekonomi değil. Sorun adalet duygusunun aşınması. Sorun insanların geleceğe dair umutlarını kaybetmesi. Sorun çalışanın, emeklinin, gencin ve işsizin aynı soruyu sormaya başlaması: "Bu ülkenin ürettiği değerlerden bana neden daha az pay düşüyor?" Bir toplumun en tehlikeli noktası yoksullaşması değildir. Yoksullaşırken buna alışmasıdır. Çünkü insanlar önce etten vazgeçer. Sonra meyveden. Sonra sosyal hayattan. Sonra hayallerden. Ve en sonunda itiraz etme gücünden. İşte o noktada kaybedilen yalnızca para değil, gelecektir. DARPHANE 200 TL BASA BASA PİYASADA KAĞIT KALMADI! Cüzdanlarımızın ve ATM'lerin tek hakimi haline gelen 200 TL'nin acı tablosu! 2009 yılında tedavüle girdiğinde 132 dolar eden 200 liralık banknotumuz, bugün 4.5 doların bile altına düştü. Darphane aralıksız 200 TL basarken, piyasadaki paraların %65'i artık sadece 200 liralardan oluşuyor. "Para olmuş pul" ve iktidar, yüksek sıfırlı para basmaktan hala kaçınıyor, olan kağıt piyasasına oluyor Bas kardeşim 10 Bin TL'lik banknot bas, ver 2 tane emekliye tamamdır!.. Niye darphaneyi bu kadar yoruyorsunuz ki! Bas kardeşim, 5 bin TL'lik banknot bas 10 bin TL'lik bas 200 TL'yi de madeni para yap! Madeni para! 25 kuruşluk değeri kalmadı çünkü!..
Ekleme Tarihi: 01 Haziran 2026 -Pazartesi

Utanmazlar, hala ne yüzle oturuyorsunuz o koltuklarda?

Sizde hiç utanma duygusu yok mu?

Ey iktidar mensupları
Hiç mi sıkılmıyorsunuz?
Diye soracağım!

Doymadınız mı hala ya?

Cevap Hazır:
Utanmıyoruz derler, hiç utanmadan, evet bu soruyu sormak bile gereksiz aslında
Bunların ar damarı çatlamış, yedikleri haram paralara daha doymamışlar anlaşılan!
Bu yaptığınız demokrasi suikastleri nedeniyle
Yediğiniz kazandığınız hiçbir para artık helal değil!
Monarşinin haram parasını yiyorsunuz siz!
Haketmediğiniz gelirler elde ediyorsunuz
Anayasayı çiğneyerek elde ettiğiniz bu paralar, birgün o boğazınızda düğümlenecek ve burnunuzdan fitil fitil gelecektir!
Bu haram paralar yanınıza kar mı kalacak sanıyorsunuz?
Mafiavari yönetiminizle, kumpaslarınızla, kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyeti yok ettiniz, herkesin parasını yiyorsunuz, herkesin...
Reziller...
Edepsizler...
İki yüzlüler...

 

Ekonomist Emin Çapa'nın bir cümlesini internette dolaşırken gördüm, diyor ki:

"Türkiye şu anda ekonomik krizde değil, bu bir ekonomik kriz olsaydı biterdi. Bu yaşadığımız bir gelir transferi, 84 milyondan alıyoruz, 61 bin kişiye aktarıyoruz"

AÇLIK SINIRI 40 BİN TL

Açlık sınırı 40 bin TL olmuş, açlık sınırı, hiç utanmadan en düşük emekliye 20 bin TL vermeye devam ediyorlar...
Sadaka yani, bildiğiniz sadaka oldu emekli maaşı...

 

UTANMA DUYGUSUNU KAYBEDENLERİN ÜLKESİ

Açlık sınırı 40 bin liraya dayanmış.

Dikkat edin; burada sözünü ettiğimiz şey refah sınırı değil, zenginlik sınırı değil, lüks yaşam standardı değil.

Açlık sınırı.

Yani insanın yalnızca hayatta kalabilmesi için gereken en temel ihtiyaçların maliyeti.

Buna rağmen milyonlarca emekli, bunun yarısına yakın gelirle yaşam mücadelesi vermeye çalışıyor.

Ve insan ister istemez soruyor:

Bu tabloya bakınca hiç mi yüzünüz kızarmıyor?

Bir ülkenin emeklisi pazar filesini dolduramaz hale gelmişken, sofralardaki ekmek küçülmüşken, mutfaktaki yangın her geçen gün büyürken, bu manzarayı normalmiş gibi anlatabilmek nasıl bir ruh halidir?

Sanki devasa bir gemideyiz.

Alt güverteler su alıyor.

İnsanlar kovalarla su boşaltmaya çalışıyor.

Ama kaptan köşkünden hâlâ müzik sesleri geliyor.

Aşağıdakiler boğulmamak için mücadele ederken yukarıdakiler balo düzenliyor.

İşte toplumdaki öfkenin sebebi budur.

Çünkü insanlar yalnızca yoksullaşmıyor.

Aynı zamanda görülmediklerini düşünüyorlar.

Bir zamanlar emekli maaşıyla ev geçindiren insanlar bugün market raflarının önünde hesap makinesiyle dolaşıyor.

Peynir mi alınsın?

Et mi alınsın?

İlaç mı alınsın?

Fatura mı ödensin?

Bir ömür çalışmış insanların önüne konulan seçenekler bunlar olmamalıydı.

Toplumun geniş kesimleri için hayat, yavaş yavaş bir hesap makinesi ekranına dönüşmüş durumda.

Her tuş yeni bir eksiliş.

Her zam yeni bir vazgeçiş.

Her ay sonu yeni bir borç.

Oysa ekonomi dediğimiz şey yalnızca rakamlardan ibaret değildir.

Ekonomi; pazardan eli boş dönen annenin yüzüdür.

Ekonomi; torununa harçlık veremeyen emeklinin mahcubiyetidir.

Ekonomi; gece yatağa aç giren çocuğun sessizliğidir.

Bazen istatistikler konuşur.

Bazen de boş tencereler.

Ve çoğu zaman boş tencerelerin sesi daha yüksektir.

Ekonomist Emin Çapa'nın sosyal medyada sıkça paylaşılan şu sözü de tam bu noktada dikkat çekiyor:

"Türkiye şu anda ekonomik krizde değil. Bu bir ekonomik kriz olsaydı biterdi. Bu yaşadığımız bir gelir transferi."

Bu görüşe katılırsınız ya da katılmazsınız.

Ama ortada inkâr edilmesi zor bir gerçek var:

Toplumun büyük bölümü geçim sıkıntısı yaşarken, insanların sabrı da giderek azalıyor.

Çünkü açlık sınırının 40 bin liraya çıktığı bir yerde, 20 bin liralık gelirle yaşamaya çalışan insanlara sürekli sabır tavsiye etmek, susuz kalan birine denizi anlatmaya benziyor.

Sorun artık yalnızca ekonomi değil.

Sorun adalet duygusunun aşınması.

Sorun insanların geleceğe dair umutlarını kaybetmesi.

Sorun çalışanın, emeklinin, gencin ve işsizin aynı soruyu sormaya başlaması:

"Bu ülkenin ürettiği değerlerden bana neden daha az pay düşüyor?"

Bir toplumun en tehlikeli noktası yoksullaşması değildir.

Yoksullaşırken buna alışmasıdır.

Çünkü insanlar önce etten vazgeçer.

Sonra meyveden.

Sonra sosyal hayattan.

Sonra hayallerden.

Ve en sonunda itiraz etme gücünden.

İşte o noktada kaybedilen yalnızca para değil, gelecektir.

DARPHANE 200 TL BASA BASA PİYASADA KAĞIT KALMADI!

Cüzdanlarımızın ve ATM'lerin tek hakimi haline gelen 200 TL'nin acı tablosu!
2009 yılında tedavüle girdiğinde 132 dolar eden 200 liralık banknotumuz, bugün 4.5 doların bile altına düştü.
Darphane aralıksız 200 TL basarken, piyasadaki paraların %65'i artık sadece 200 liralardan oluşuyor.

"Para olmuş pul" ve iktidar, yüksek sıfırlı para basmaktan hala kaçınıyor, olan kağıt piyasasına oluyor
Bas kardeşim 10 Bin TL'lik banknot bas, ver 2 tane emekliye tamamdır!..

Niye darphaneyi bu kadar yoruyorsunuz ki!

Bas kardeşim, 5 bin TL'lik banknot bas
10 bin TL'lik bas

200 TL'yi de madeni para yap!

Madeni para!
25 kuruşluk değeri kalmadı çünkü!..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ege7gun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.